Sayfa yolu
Gazi katliamının 31. yılı: Devlet izledi, failler aklandı, adalet hâlâ aranıyor
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 12.03.2026 , 10:56 Güncelleme Tarihi: 12.03.2026 , 11:50
Takvimler Mart 1995'i gösteriyordu.
İstanbul Gazi Mahallesi'nde yaşananlar herhangi bir mahalle kavgasına veya serseri dalaşına benzemiyordu. Memleketi değiştirmek için yola çıkan, didinen, çabalayan gençlerin gecekondularından çıkıp yarın için verdikleri mücadele mekanlarından biri olan bu Alevi mahallesinde, acı dolu bir katliamın fitili ateşlenmek üzereydi.
12 Mart 1995 akşamı saat 20.30 sularında hafızalarda hep kötü anılacak marka ve renklerde arabalardan, kontrgerilla olduğu tahmin edilen kimliği belirsiz kişiler tarafından Cemevi, Dostlar, Öntaş ve Yavuz kahvehanelerinin yanı sıra Sarıoğlu Pastanesi bir taksiden açılan ateşle tarandı.
Bu ilk saldırıda Gazi Mahallesi'nin büyüklerinden Halil Kaya yaşamını yitirdi, beşi ağır olmak üzere 25 kişi yaralandı. Katiller mahalleden uzaklaşırken gasp ettikleri taksi şoförünü de öldürdü ve aracı ateşe vererek kaçtı.
Olayın duyulmasıyla birlikte sokağa dökülen halk, Gazi Karakolu'na doğru yürüyüşe geçti. Ancak polisin grubu dağıtmak için havaya ateş açması sonucu, Cemevi önünde bekleyen Mehmet Gündüz başından vurularak öldürüldü ve öfke giderek daha da büyüdü. Hayatını kaybeden Zeynep Poyraz'ın babası Cemal Poyraz o geceyi, işten gelip saat 21.00 civarında televizyondaki alt yazıdan cemevi ve üç kahvenin tarandığını gördüğünü belirterek anlatıyordu. Kızı Zeynep'in çağrısıyla kahvelerin oraya gittiklerini, her yerin abluka altında olduğunu, kargaşa ve şok içinde insanların birbirlerine katillerin kim olduğunu sorduğunu aktarıyordu. Cemal Poyraz'ın anlatımına göre ilerleyen saatlerde mahalleliden bir grup marşlar söylemeye başlamış ve kızı Zeynep de onlara katılmıştı.
Ertesi gün, 13 Mart tarihinde cemevi önünde öldürülen iki kişinin cenazesini almak için bekleyen İstanbul'un dört bir yanından gelmiş Alevi, devrimci ve yurtsever binlerce kişiye cenazeler teslim edilmedi. Kitlenin tekrar karakola doğru yürüyüşe geçmesi üzerine polisin açtığı ateş sonucu sabah saatlerinde üç, öğleden sonra ise 12 kişi daha öldürüldü. İki günlük saldırıların bilançosu 17 ölü ve yüzlerce yaralıya ulaşmıştı. Cemal Poyraz, sabaha karşı eve döndüklerini, ertesi gün işe gittiğini ancak saat üç sularında gelen bir telefonla kızının vurulduğunu öğrendiğini ve çocukları Zeynep'i hastanede kaybettiklerini acıyla ifade ediyordu.
14 Mart günü Gazi Mahallesi'nde sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine ve mahalleye askeri birlikler sevk edilmesine rağmen halkın tepkisi sindirilemedi ve olaylar büyüdü. Aynı gün Ankara Kızılay Meydanı'nda yaşanan protestolarda 36 kişi yaralandı. 15 Mart tarihinde ise direniş ve tepkiler Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi'ne sıçradı. Buradaki protestolara polisin silahlı müdahalesi sonucu beş kişi daha yaşamını yitirdi ve katledilenlerin sayısı 22'ye çıktı. Ümraniye'de de sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Siyasilerin olayları izlemesi ve devredeki isimler
Tüm bu vahşet yaşanırken dönemin siyasetçilerinin ve devlet görevlilerinin tutumu, katliamı izlemek ve rol alanları aklamak yönündeydi. Dönemin başbakanı Tansu Çiller, devletin bu kadar sağduyulu ve olaya hakim olmaması halinde kontrol altına alınan bu durumun çok daha vahim bir hale gelebileceğini savundu. Dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteş ise hangi örgüt olduğunu bilseler olayın biteceğini iddia ederek, 12 Eylül öncesi Dev-Yol ve Dev-Sol'un buralarda at oynattığı ifadelerini kullandı. O dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü koltuğunda ise Mehmet Ağar oturuyordu.
Hasan Ocak'ın kaybedilmesi ve Galatasaray Meydanı'na uzanan direniş
Bu karanlık günlerin ardında bıraktığı bir diğer derin yara ise Hasan Ocak'ın kaybedilmesi oldu.
Devam eden olaylar sırasında 21 Mart 1995'te gözaltına alınan Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları onu 55 gün boyunca aradı. Hasan'ın işkence edilmiş cansız bedeni, gözaltına alındıktan günler sonra Beykoz Ormanı'nda köylüler tarafından tesadüfen fark edilmiş ve 15 Mayıs'ta kimsesizler mezarlığında bulunmuştu.
Hasan Ocak'ın bedenine ulaşılması, on yıllara yayılacak bir adalet arayışının da fitilini ateşledi. Arjantin'de cunta yönetiminin zorla yok ettiği çocuklarını bulmak için Plaza Del Mayo Meydanı'nda toplanan annelerden esinlenen kayıp yakınları, ilk kez 27 Mayıs 1995 tarihinde, bir cumartesi günü, 15-20 kişilik bir grupla Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Zamanla binleri bulan bu topluluk Cumartesi Anneleri adını aldı. Ülkenin karanlık güçler ve gözü doymaz patronlar tarafından yeniden dizayn edilmek istendiği 1990'lı yıllarda gözaltındayken kaybettirilen tüm insanlar için bir mücadele kürsüsü haline gelen bu eylemler, 13 Mart 1999'da polis müdahalesiyle ara verse de 31 Ocak 2009'da yeniden başladı ve farklı vesilelerle yan yana gelerek bugüne kadar sürdü.
Artık cumartesi sadece takvimden bir yaprak değildi.
Trabzon'a sürülen dava ve cezasızlık politikası
Katliamın hukuksal süreci ise adalet beklentilerini boşa çıkardı. Otopsi raporlarında ölen 17 kişiden yedisinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği belirlendi. Gaziosmanpaşa Savcılığı'nın fezlekesiyle Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 polis hakkında müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek iddiasıyla Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açtı.
Ancak dava, kamu güvenliği gerekçesiyle Trabzon'a sürüldü.
11 Eylül 1995'te Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan ve beş yıl içinde 31 duruşma yapılan yargılama, 3 Mart 2000'de sonuçlandı. 18 polis beraat ederken, sadece iki polise toplamda 4 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Yargıtay'ın kararı 11 Temmuz 2002'de onamasının ardından, yakınlarını kaybeden 22 kişi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme 27 Temmuz 2005'te, Gazi Mahallesi'nde hayatını kaybeden 12 ve Ümraniye'de ölen 5 vatandaşın aileleri olmak üzere toplam 17 kişi için ayrı ayrı 30 bin avro tazminat ödenmesine karar vererek Türkiye'yi toplam 510 bin avro tazminata mahkum etti.
12 Mart, 1995'te yaşanılan katliamlar ve takibindeki tüm gelişmeler nedeniyle bir takvim yaprağının ötesinde tüm ağırlığıyla hafızalardaki yerini koruyor.
TKP Sultangazi ilçe örgütünden Gazi katliamı açıklaması: Bu düzen değişecek
TKP Sultangazi İlçe Örgütü katliamın yıldönümünde bugün Gazi Cemevi önünde saat 12.00'de yapılacak buluşmaya çağırdı. Yapılan açıklamada şöyle denildi:
"Dün karanlık çetelerle işbirliği yaparak yurttaşlarımızı katledenlerle, bugün emekçilere yoksulluk dayatan; halkı mezhepler ve kimlikler üzerinden bölmeye çalışan, savaş politikalarıyla dünyamızı ve ülkeyi karanlığa sürükleyen düzen aynı düzendir. 31 yıl önce Gazi Mahallesi’nde bu ülkenin emekçilerine karşı işlenen katliamın arkasındaki zihniyet, bugün de gericilik ve emperyalizmle kol kola girerek savaş politikalarıyla, halkları birbirine kırdırarak varlığını sürdürmektedir.
Bu düzen değişecek. Bu memleketin yurttaşları; gericiliğe, sömürüye, katliamlara ve savaş kışkırtıcılığına, emperyalizme boyun eğmeyecek! Memleketimizin eşit, özgür ve aydınlık geleceği emekçilerin örgütlü mücadelesiyle kurulacaktır. Katliamların, savaşların, eşitsizliğin ve sömürünün olmadığı bir ülkeyi mutlaka kuracağız. Kahrolsun emperyalizm! Kahrolsun sermaye düzeni!"
Aradan geçen 31 yıla ve devrede olan cezasızlık politikalarına rağmen Gazi Mahallesi'nde yitirilen 22 canın anısı ile adalet arayışı, eşit, özgür ve sömürüsüz bir memleket kurma mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.