Sayfa yolu
Fatih Yaşlı Eskişehirlilerle bir araya geldi: ‘Cumhuriyet yeniden inşa edilirse bir anlam taşıyabilir’
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 14.10.2023 , 22:41 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
soL yazarı ve akademisyen Fatih Yaşlı, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Eskişehir İl Örgütü’nün düzenlediği “Cumhuriyet ve Sosyalizm” başlıklı söyleşi için Eskişehirlilerle bir araya geldi. Millî mücadeleden AKP’li yıllara kadar Cumhuriyet’in durumunu anlatan Yaşlı, Türkiye’de Cumhuriyeti’in karşıdevrime kurban gittiğinin altını çizerek Türkiye’nin sosyalist cumhuriyete ihtiyacı olduğunu vurguladı.
“Bugün Türkiye’de, 1923 paradigmasından geriye hiçbir şey kalmamıştır” diyen Yaşlı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilerici değerlerinin, onun yarattığı sermaye sınıfı tarafından yıllar içinde nasıl altının oyulduğunu anlattı.
Fatih Yaşlı’nın söyleşisinden bazı satır araları şöyle:
‘AKP adı konulmamış bir İslamcı rejimi adım adım inşa etti’
“Türkiye yaklaşık 22 yıldır İslamcı bir parti tarafından yönetiliyor. Rejim büyük ölçüde değiştirilmiştir. Rejim değişikliğinden kastım parlamenter sistem yerine cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi değil. Rejim değişikliğinden kastettiğim rejimin felsefesinin değişmesi. Adı konulmasa dahi AKP’nin Türkiye’de bir siyasal İslamcı rejim inşa etmesi. Hiçbir zaman Türkiye’de anayasaya ‘Türkiye bir şeriat devletidir’ ibaresi yazmayacakları halde siyasal hayatı, kamusal hayatı sürekli dinselleştirmeye çalıştıklarını görüyoruz” diyen Fatih Yaşlı eğitim sistemi, içki satış saatleri ve festival yasaklarıyla AKP’nin toplumsal hayata müdahalelerini örnekledi.
Yaşlı, Türkiye’nin İran ve Suudi Arabistan’daki gibi ansızın şeriat rejimiyle tanışmayacağını, AKP’nin 22 yıldır adı konulmamış bir şeriat rejimi inşa ettiğini söyledi. Sözlerine “Tarihsel bir hamle olarak Cumhuriyet’i sahipleniyoruz” diye devam eden Yaşlı, “Ancak onun sınıfsal karakterinin aynı zamanda onun sonunu getirdiğini, onun bir karşıdevrim aracılığıyla tasfiye edilmesini beraberinde getirdiğini söylüyoruz” dedi.
‘Millî Mücadele antikapitalist olmamasına rağmen antiemperyalistti’
Türkiye’de 1919’dan 1922-23’e kadar bir ikili iktidar durumunun yaşandığını söyleyen Yaşlı, Ankara’daki hükümetin işgalcilerin yanı sıra İstanbul’da işgalcilerle iş birliği yapan Saray’a ve padişaha karşı da meydan okuduğunu söyledi:
“Millî Mücadele bir yanıyla işgale karşı mücadeledir, bu doğru. Ama aynı zamanda İstanbul hükümetiyle, Saray’la, saltanatla, hanedanla verilen bir kavgayı da içerir.”
Fatih Yaşlı, Millî Mücadele’nin sürdüğü yıllarda Anadolu coğrafyasında Ekim Devrimi’nden dolayı komünizmin yaygın olduğunu belirtti. Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yardım ederken, Moskova’nın Ankara hükümetinin sosyalist olmadıklarını bildiğini ancak bölgede verilen antiemperyalist mücadelede iki ülkenin geçici kader ortağı olduğunu söyledi. Yaşlı, Millî Mücadele’nin antikapitalist değil ancak antiemperyalist olduğunu dile getirdi. “Antikapitalist olmadan nasıl antiemperyalist?” sorusuna şöyle cevap verdi:
“Zaman zaman emperyalizmle emperyalizmin girmek istediği coğrafyadaki güçler arasında geçici bir çelişki yaşanır. Mesela Suriye’de bugün Esad antiemperyalist bir pozisyonu temsil ediyor. Esad antikapitalist değil ama bir süreliğine emperyalizmle Esad iktidarı karşı karşıya geldi ve Esad antiemperyalist bir pozisyona oturdu.”
Ankara hükümetinin İngiltere’nin planlarını bozduğunu söyleyen Yaşlı, Millî Mücadele’nin bu yüzden antiemperyalist olduğunu ifade etti: “Emperyalizm eninde sonunda varlığını tanımadığı bir ulusun devlet kurmasını kabul etmek zorunda kalmıştır.”
Cumhuriyet Devrimi’nin aynı zamanda Osmanlı döneminden kalma tebaayı yıkıp yerine ulusu geçirme gayreti olduğunu vurgulayan Yaşlı, 1920’lerde yapılan devrimlerin bunu amaçladığını belirtti.
‘1946 bugünlerde yaşadığımız her şeyin miladı olabilir’
Fatih Yaşlı, Türkiye’nin niçin 1923 paradigmasından geriye düştüğünü ise şu sözlerle detaylandırdı:
“Daha Cumhuriyet ilan edilirken İş Bankası’nın kurulması, sermaye çevrelerinin siyasetle kurduğu ilişki, yönün hemen Batı’ya çevrilmesi… Tüm bunlar zaten daha başlangıçtan itibaren diyalektik baktığımızda Cumhuriyet’in bir burjuva projesi olduğunu bize gösterir. Cumhuriyet’in ileri yanlarını görüyoruz ancak bir burjuva cumhuriyeti olduğunu ve aslında onu tüketenin, yozlaştıranın, çürütenin de burjuva anlayışı olduğunu da görüyoruz. Burada kritik duraklar var. Bu duraklardan en önemlilerinden biri bence 1946. Yani Soğuk Savaş’ın başladığı yıl. 1946’ya kadar, Cumhuriyet Devrimi’nin ilerici yanlarının bir şekilde de olsa devam ettiğini görüyoruz. (…) 1946, bugünlerde yaşadığımız her şeyin miladı olabilir. Çünkü İkinci Dünya Savaşı bittikten sonra ortaya iki kutuplu bir dünya düzeni çıktı. Türkiye’de yönetici sınıf savaşta tarafsız kalmış gibi görünse de savaşta büyük oranda Nazilerle iş birliği ve Sovyet düşmanlığı yapmıştır. Savaştan sonra ise ABD’yle iş birliği yapmayı ve Türkiye siyasetine antikomünizmi yerleştirmeyi düşünmüştür. Soğuk Savaş’a Türkiye kadar hızlı giren çok az ülke vardır.”
1946 sonrası ve Menderesli yıllar
Düzenin Cumhuriyet’le kopan bağını CHP’nin 1947’deki kongresinde Cumhuriyet Devrimi’nin radikalliğinden şikâyet etmesiyle örnekleyen Yaşlı, 1946’dan sonra düzenin ve devletin tümüyle Cumhuriyet Devrimi’nden koptuğunu vurguladı, dinselleşmenin önünün açıldığını belirtti:
“Türkiye yönetici sınıfı emperyalizmle entegrasyon kararı aldığında, bunu da antikomünizm üzerinden yapmaya karar verdiğinde içeride komünizm düşmanlığını beslerken milliyetçi ve dindar nesiller yetiştirir.”
Tan matbaası baskını, solcu aydınların tutuklanması gibi olaylarla Türkiye’de yapay bir “komünizm tehdidi” üretildiğini belirtti. Köy enstitülerinin tasfiye edilmeye başlanmasıyla imam hatiplerin, Kuran kurslarının önünün açılmaya başlanmasının aynı yıllara denk geldiğini ve bunun bir tesadüf olmadığını vurgulayan Yaşlı, CHP’nin başlattığı bu sürecin Demokrat Parti’yle nihayete erdirildiğini ve Türkiye’nin emperyalist kurumların tam lehine çalışan, komşularına sataşan bir ülke konumuna geldiğini söyledi.
‘27 Mayıs müdahalesi Cumhuriyet’in diriltilmesi adına atılmış son derece önemli bir adımdır’
“27 Mayıs müdahalesi, Cumhuriyet’in diriltilmesi adına atılmış son derece önemli bir adımdır. Yeni bir anayasa, yeni iktisat politikaları, yeni sanayileşme adımları, işçilere haklar verilmesi, sosyal devlet adına atılan önemli adımlar… Bunlar son derece ilerici hamlelerdir fakat bundan sonrasında karşıdevrim başka bir kılıkta geri dönmüştür. 1965 seçimlerini Demirel ve Adalet Partisi kazanmıştır. Demirel’in seçim politikasının temelinde antikomünizm vardır” diyen Yaşlı 1960’ların ikinci yarısının aynı zamanda Türkiye solu açısından da önemli olduğunu Türkiye İşçi Partisi’nin meclise girmesi, Fikir Kulüpleri Federasyonu ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulmasıyla örneklendirdi. Bu dönem solun gücünün CHP’nin kendisine “ortanın solu” demesinin nedeni olduğunu söyledi.
‘12 Eylül, karşıdevrimin ilerlemesi açısından ikinci bir milattır’
MHP ve Ülkü Ocakları’nın antikomünist mücadelede başat aktörlerden olduğunu söyleyen Yaşlı ülkücü hareketin milliyetçiliğin yanı sıra İslamcılığı da kullandığını vurguladı ve Türk-İslam sentezinin böyle ortaya çıktığını söyledi. 1969’da Türkiye’de ilk kez bir dinci partinin kurulduğunu hatırlatan Fatih Yaşlı Milli Nizam Partisi’ne dikkat çekti.
Fatih Yaşlı 12 Mart’ın güçlenen sola büyük darbe vurduğunu söyledi. ‘74’ten itibaren solun tekrar yükseldiğini söyleyen Yaşlı, düzenin bu yükselişin karşısına 12 Eylül darbesinin çıkardığını söyledi. Yaşlı, 12 Eylül’ün 1946’dan sonra karşıdevrimin ilerlemesi açısından ikinci bir milat olduğunu hatta askeri darbe olması nedeniyle 1946’dan daha önemli olduğunu söyledi. 12 Eylül yönetiminin ilk işinin grevleri yasaklamak olduğunu hatırlatan Yaşlı 12 Eylül’ün bir sermaye darbesi olduğunu söyledi. Fatih Yaşlı, 12 Eylül’ün devletin ideolojisini Türk-İslam sentezine dönüştürdüğünü de belirterek bunun devlet atamalarına ve dinci örgütlerin yükselişine bakılarak doğrulanabileceğini belirtti.
12 Eylül’den sonra solun bastırılması sonucu boşaltmak zorunda kaldığı yoksul mahallelere İslamcıların doluştuğunu söyleyen Yaşlı islamcıların “Adil düzen” sloganıyla düzenden hoşnutsuz kesimleri kendi yanına çektiğini söyledi ve karşıdevrim sürecinin AKP’ye ulaştığını belirtti:
“Bunların neticesinde 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde halk yeni bir arayış içerisindeydi. Zaten TÜSİAD ve TSK bu krizi çözecek yeni bir aktör arıyordu. Aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’de yeni bir aktör arıyordu. Bu yeni aktör siyasal İslam’ın içinden çıkıp ‘Biz milli görüş gömleğini çıkardık.’ diyen, ‘yenilikçi’ bir ekip oldu.”
AKP’nin iktidara geliş sürecinde ABD, IMF, AB gibi emperyalist kurumlara güvence verdiğini belirten Fatih Yaşlı özellikle 2008’den itibaren AKP’nin Türkiye karşıdevrimini ileri boyuta taşıdığını söyledi.
‘Cumhuriyet bu saatten sonra ancak yeniden inşa edilirse bir anlam taşıyabilir’
“Cumhuriyet’in ileriye hitap eden yanlarını alıyoruz, ondan geriye düşmüyoruz” diyen Yaşlı “Eski Cumhuriyet bizi kurtarmaz. Cumhuriyet bu saatten sonra ancak yeniden inşa edilirse bir anlam taşıyabilir” ifadelerini kullandı.
Sosyalist Türkiye’nin kamucu, halkçı, bağımsız olacağını vurgulayan Fatih Yaşlı Türkiye halkının ancak böyle bir modelle düzlüğe çıkacağının altını çizdi. Fatih Yaşlı, katılımcıları Türkiye Komünist Partisi’nin 22 Ekim’de yapacağı “Halk için Cumhuriyet, Cumhuriyet için Sosyalizm” başlıklı etkinliğe davet etti.
Fatih Yaşlı’nın katılımcıların sorularını almasının ardından etkinlik sona erdi.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
