Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Faşistler kazandı', 'kimlikçiler kaybetti' öyküsü ve gerçekler: Baro seçimleri bize ne anlatıyor?

Türkiye’de, AKP’nin temsil ettiği düzeni ve Yeni Osmanlıcı çıkışı kabul etmeyen çok geniş bir birikim var. Bu birikim sağlıklı, ilkeli bir kanala akmadığı oranda hemen her konu, başlıkta işaret ettiğimiz sığlıkta değerlendirilmeye devam edecek gibi görünüyor.

Ali Ufuk Arikan

Yayın Tarihi: 26.10.2026 , 14:19 Güncelleme Tarihi: 26.10.2026 , 14:25

İstanbul Barosu seçimlerini Ümit Kocasakal’ın kazanması sonrası dikkat çeken bir tartışma başladı.

DEM Parti ve Yeni Parti ittifakının, bir kısım “sol” tarafından da desteklenen İstanbul Barosu adayı İbrahim Kaboğlu’nun kaybetmesi, “çözüm sürecinin” ve hatta “solun yenilgisi” olarak okundu.

Öte yandan Ümit Kocasakal’ın “kurt işareti” yaparak seçim zaferi kutlayan destekçileri üzerinden de “seçimi faşistler kazandı” denildi.

Peki, gerçek bu ikisinden biri mi?

"Çözüm" sürecini adlı adınca DEM Parti ve (AKP ile birlikte) MHP’nin yürüttüğünü hesaba kattığımızda, bu sürece Yeni Parti ve bir kısım “solun” destek verdiği de düşünüldüğünde ortada ciddi bir kafa karışıklığı olduğu muhakkak.

Gelin o kafa karışıklığının kökenlerine ve seçime yansımalarına birlikte bakalım.

AKP düzeni her alanı nasıl kişiliksizleştirdi?

Barolar, tabip odaları, kitle örgütleri ve hatta sendikalar…

Türkiye’de 12 Eylül sonrasında bu örgütlerin tamamı yeniden karakter ve mücadeleci bir kimlik kazanma uğraşındaydı.

2000’lere gelindiğinde ise işler her alanda olduğu gibi buralarda da karıştı.

Patronlar, tarikatlar, cemaatler, düzen siyasetinin çeşitli partileri ve liberallerin öncülüğünde AKP’nin “derin devleti” tasfiye ettiği, “demokratikleşme” hamlesine giriştiği öyküleri yazıldı.

Bu öykünün çeşitli kırılma anlarında ittifak unsurları vardı, CHP ve DEM’in öncülleri gibi.

Bu ittifakın her kurumda olduğu gibi yukarıda saydığımız örgütlerde de çeşitli ağırlıkları vardı ve o ağırlıklar yer yer bu stratejilerin birer aparatına dönüştürüldü, “doğal” olarak.

Sonra?

O aralık kapandı, cumhuriyet tüm bu ekiplerin öyle ya da böyle sunduğu katkıyla tasfiye edildi ancak kavganın konusu değişmedi.

Çünkü cumhuriyet kaybetse de onun yarattığı direnç orta yerde duruyordu.

Bu krizi aşamayan, cumhuriyetin yerine yenisini koyamayan AKP iktidarı ve sermaye düzeni, bulaştığı her alanı kişiliksizleştirecek başka bir harekata başladı.

Siyasi duruş, ilke, etik, ahlaki pozisyon giderek değersizleşti.

Burada öncülüğü AKP iktidarının yaptığı muhakkak ancak tek kaynağın AKP olmadığı da ortada.

CHP ve DEM geleneği, yukarıdaki siyasi operasyonda ne kadar rol oynadıysa bu öyküde işaret ettiğimiz örgütlerin hafızasızlaştırılması sürecinde de o kadar rol oynadı.

DEM örneğin, uzun yıllar Türkiye’de önemli mücadelelerin adresi olagelen kitle örgütlerini, sendikaları ve meslek odalarını bir kısım “sol” ve CHP içinden ekiplerin desteğiyle tek tek teslim aldı.

Bu teslim alma her zaman bir ittifakın ürünü oldu; kimi zaman “solculuk”, kimi zaman “CHP’cilik”, bazen liberaller bazen de gericiler baskın güç oldu.

Örneğin bir Alevi kitle örgütü, ya da kamu emekçileri örgütü ya da bir meslek örgütü olarak TTB, doğrudan DEM çizgisinin siyasi rotasına entegre edildi, bu eksende işe yaradığı oranda da hoyratça kullanıldı.

Ancak bu siyasi yararlanma, ilgili örgütlerin tarihsel olarak taşıdığı değerler ve esas kimlikleri büyük ölçüde sulandırılarak yapılabilirdi, öyle de oldu.

Sonuçta geriye bir örgüt değil, posa kaldı.

Konuştuğumuz şey baro değil, posası

Türkiye’de birçok kritik gelişme yaşandı, yaşanmaya devam ediyor.

Avukatlar, emekçiler, bir bütün olarak halkımız ağır saldırı altında.

Ancak bu saldırıların örneğin gelip bağlanacağı yer olan anayasa gündeminde baronun dün bir kimliği yoktu, bundan sonrasında da söylenenlerin aksine olacağı şüpheli.

Çünkü bu eşik aşıldı artık.

AKP ile anayasaya yeşil ışık yakabilecek çizgi bir yanda, bu sürecin “düzenin bekası” için parçası olması kimseyi şaşırtmayacak olan çizgi diğer yanda. Halkımız adına aşılması gereken ikilem tam da bununla ilgili.

Şimdi bir öykü yazılıyor, “büyük bir milliyetçi, ırkçı dalga yükseliyor, Kocasakal bunun işareti” deniyor.

Oysa açın iki yıl önceki İstanbul Barosu seçim sonuçlarına bakın.

Önce İlke Çağdaş Avukatlar adına AV. ALİ GÜRBÜZ: 3.987
İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu adına AV. HAKAN ÇATAK: 1.679

Kocasakal, Önce İlke’nin oylarını garantiye alarak, iki yıl önce 1679 oy alan milliyetçi grubu da bünyesine katarak işe başladı.

Yine iki yıl önceki seçimde 5 bin üzerinde oy alan Avukatın Yükselişi Hareketi bünyesindeki Önce Avukatlar’dan da 1200 civarında oyu cebe koydu.

Yani aslında seçimi daha seçime girmeden bu pazarlıklar sonucunda kazandı.

Önce İlke Çağdaş Avukatlar’ın bölünmesi sonrası 4 bin oy alan Filiz Saraç’ın oylarının bir bölümünün de Kocasakal’a gittiğini belirtelim.

Yani büyük bir “dalganın sonucu” denilen seçimin sonucu büyük oranda bu ittifak dengesinde, pazarlıklarda saklı.

Kabaoğlu tarafında ise bir yenilik yok. 2024’te 7 bin 119 oy aldı, bu seçimde 7 bin 22 oy. Az çok eldekini korudu o kadar.

Yani bu tarafta da ilkeler değil dengeler üzerinden pazarlıklar yürüdü, o da bu sonucu verdi…

Sol adına ya da en azından sol değerler adına yönetime gelen bir listenin, büyük bir açlık ve yoksullukla sınanan bir meslek grubunun örgütünde oy artırmayı bırak, oy kaybetmesi normal koşullarda şaşırtıcı olurdu.

Ancak Kaboğlu bu değerlerin değil, yukarıdaki ittifak dengelerinin ve siyasi hesapların taşıyıcısıydı, emekçilerin, işçi avukatların değil.

Öyleymiş gibi gösterenler, tüm tahribatın yanında bir de bu değerlere zarar verdi. 

'Faşist hareket yükseliyor' iddiası

İzmir’deki görüntünün ardından İstanbul’daki seçim sonrasında da kurt işaretleriyle zafer kutlayan avukatlar görüntüsü, haliyle barolar “ırkçıların” eline geçti öyküsünü güçlendirdi.

Zafer Partisi, İYİP, Anahtar Parti destekçisi avukatlardan söz etmiyoruz sadece, MHP’li avukatlardan da söz ediyoruz.

Ancak bu isimlerin yükselişi diye tarif edilen tabloda bir tuhaflık var.

İstanbul’da oylar üst üste konulduğunda özel bir ağırlıkları görülmediğine işaret etmiştik.

İzmir’de ise faşistlerin de parçası olduğu liste, “Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu” adıyla, 2 bin 685 oyla seçimi kazandı.

Bu grup iki yıl önceki seçimde 2 bin 137 oy almıştı. Yaklaşık 500 oyluk bir artışları var.

Çağdaş Avukatlar Grubu ise geçtiğimiz yıl aldığı oyun 130 altını aldı, seçimi de 120 oy farkıyla kaybetti.

İki yıl önceki seçimde 2 bin 210 oy alarak ikinci sırada kalan İzmir Avukat Hareketi’nin bu seçimde 700 oy kaybetmesiyle buradaki tablo da aslında netleşiyor.

Peki, ortada bir “ırkçı” yükseliş tehdidi yok mu?

Türkiye’de düzeninin kontrol alanı dışında, hele de baro gibi bir kurumda, dümdüz şekilde “milliyetçi” bir dalgayla sonuç alındığı öyküsünün sınırları var.

Süreci yürüten ana aktörün AKP ile birlikte MHP olduğu ortada, o kolun Türkiye’deki milliyetçi cenah için “ana damar” olduğu da.

Diğerleri düzen adına yeri geldiğinde “gaz alıyor”, yeri geldiğinde ise bir deney aparatı oluyor, hepsi bu.

Bunun ötesinde bir sonucun ortaya çıkması, düzenin kendi kontrol ettiği alanın tümden dağılmasıyla ilişkili...

Esas mesele ne?

Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütünün seçiminden sonra tüm tartışmaların sıkıştığı eksen burası.

Peki, esas mesele ne?

İşçi avukatların, emekçilerin her alanda olduğu gibi bu alanda da ağırlık koyması, sınıf kimlikleriyle, gerçek sorunlarıyla ayağa kalkması.

Bir diğer mesele ise gerçekten teslim alınamayan, ikna edilemeyen cumhuriyetçi birikimin nasıl bir kanala akacağı...

Düzen her iki uçtan da bu birikimi kendi hanesine akıtmak için elinden geleni yapıyor. 

Baro seçimleri de bunun teyidi niteliğinde.

Mesele, bu eksenin kırılmasında.

Türkiye’de AKP’nin temsil ettiği düzeni, Yeni Osmanlıcı çıkışı kabul etmeyen çok geniş bir birikim var. Bu birikim sağlıklı, ilkeli bir kanala akmadığı oranda hemen her konu, başlıkta işaret ettiğimiz sığlıkta değerlendirilmeye devam edecek gibi görünüyor.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.