Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Erdoğan’ın Berlin ziyareti: Ortak çıkarlar görüş ayrılıklarından çok daha güçlü

''Karşılıklı atışmalar sürerken, ilişkilerin temelini sermayenin çıkarları ağırlıklı olarak da kârları belirliyor''

Haluk Arıcan

Yayın Tarihi: 19.11.2023 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Cuma günü AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Federal Şansölye (başbakan) Olaf Scholz’un davetlisi olarak Berlin’e geldi. Yarım gün süren ziyaret, son günlerde Almanya’da süren en tartışmalı dış siyaset başlıklarından biri oldu.

Scholz iki yıl önce şansölye seçildikten sonra Türkiye’yi ziyaret etmiş ve orada (artık başbakan olmadığı için) yürütmenin başı olarak Erdoğan’ı Almanya’ya davet etmişti. Bundan dolayı davet, protokol ziyareti olarak değil (öyle olsaydı Alman Cumhurbaşkanının davet etmesi gerekiyordu), siyasi ilişkilere odaklanan bir iş gezisi olarak belirlenmişti.

Ziyaret tarihi, bir kez ertelendikten sonra, Gazze’deki savaştan önce 17 Kasım olarak netleştirilmişti.

Erdoğan’ın kısa ziyareti süresince 2 bin 800 polis görevlendirilirken, ABD başkanları ve İsrail başbakanları gibi sınırlı sayıdaki resmi konuk için uygulanan birinci derece güvenlik önlemlerinin, Erdoğan için de uygulandığı ve bunun resmi makamlar tarafından vurgulandığını belirtmek gerekiyor. Kentin ana merkezleri ziyaret süresince trafiğe kapatılırken, gösterilere de izin verilmedi.

Daha önce alışık olunduğu üzere AKP’li Cumhurbaşkanına yönelik büyük protesto gösteri de bu sefer düzenlenmedi. Bu durum Alman makamlarının engellemesinden çok, seçimlere bel bağlayan Türkiye kökenli muhaliflerin yılgınlaşmasından kaynaklanıyordu. 

Görüş ayrılığı var ama skandal yok

Alman siyaseti için normalde Erdoğan’ın ziyaretleri geçmişte de zorlu geçmişti. Bu seferki kısa ziyaretin, Erdoğan’ın İsrail ve Hamas’la ilgili geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar nedeniyle daha da zorlu geçeceği, genel olarak her görüşten siyasetçi tarafından kabul ediliyordu.

Alman medyası ve siyaset çevrelerinde, Erdoğan'ın İsrail’i terör devleti ve faşist  olarak niteleyip soykırımla suçlarken, Hamas’ı özgürlük savaşçıları olarak nitelemesi, ziyaret öncesi yoğun tepkilere yol açtı.

Azınlıkta kalan kimi yorumcular, İsrail başlığının Alman devleti ve siyaseti için, tartışılamaz ‘’Yüce Devlet Çıkar’’ı (Staatsräson) olduğu gerekçesiyle, bu çıkara zarar vermemek adına, ziyaretin iptal edilmesi gerektiğini sıklıkla dile getirdiler. Ana muhalefet partisi CDU da içinde olmak üzere diğer siyasi aktörler, ziyaretin iptal edilmesinin Almanya’nın çıkarlarına zarar vereceğini belirtiyorlardı. 

Bu kesime göre Şansölye Scholz, İsrail ve Hamas’la ilgili Erdoğan’a çok net ve gerekirse sert bir mesaj vermeli, ama bunu yaparken Erdoğan’ı provoke edip, bir siyasi skandala da yol açmamalıydı.

Akıl verme burada bittiği için, bunu nasıl uygulayacağını bulmak Scholz ve ekibine kalıyordu! Az sayıda ama düzenin bakış açısını yansıtan yorumda ise, Almanya’nın Erdoğan’ın söylediklerine değil uygulamalarına odaklanması gerektiğini vurgulanıyordu.

Erdoğan’ın savaşın başlangıcında oldukça temkinli bir dil kullandığı belirtilirken, Türkiye-İsrail arasında yoğunluğu sürekli artan ticaret ilişkilerine de işaret ediliyordu. Yerel seçimlerin yaklaştığı ve Erdoğan’ın bu süreçte geleneksel olarak sertleştiği de hatırlatılıyordu.

Beklentiler ve sonuçlar

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Şansölye Scholz arasında iki saate yakın süren görüşmede, birçok başlık gündeme alınırken hiçbir başlıkta ciddi bir gelişme olmadı. Zaten tarafların da böyle bir beklentisi yoktu.

İsrail-Filistin özelinde Ortadoğu, görüşmenin ana konularından biriydi. Bu başlıkta Erdoğan gidici olduğu düşünülen Netanyahu üzerinden İsrail’e yüklenirken, Filistin ve Müslüman dünyanın lideri rolü oynuyordu. Almanya açısından, Erdoğan’ın Hamas üzerindeki etkisi, İsrailli esirlerin kurtarılması olasılığı bağlamında önem kazanıyordu. Savaşın Ortadoğu’da yayılmasını (örneğin İran üzerinde baskı uygulayarak) önlemekte de Türkiye’nin rol oynayabileceği belirtiliyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı da bir diğer önemli başlıktı. Savaşın uzaması Almanya ekonomisini hem dış ticarette hem de ülke içinde enflasyonun artması nedeniyle etkiliyor. Halkta artan huzursuzluk, özellikle sosyal demokrat ve Yeşillere olan desteği düşürüyor.

Almanya ve çoğu Avrupa Birliği üyesi ülkenin tersine Türkiye’nin bu ülkelerle bağlantıları nedeniyle, savaşı sonlandıracak görüşme diplomasisinin, en azından başlangıcında Erdoğan’ın önemli bir rol oynayabileceği değerlendiriliyor. Karadeniz üzerinden Ukrayna tahılının taşınmasına Rusya’nın izin vermesi ise AB ve özellikle de Almanya’nın ucuz tahıla erişim nedeniyle talep ettikleri bir konu.

Taraflar arasındaki en önemli başlık ise hiç şüphesiz, AB ile Türkiye arasında 2016 yılında imzalanan Mülteci Anlaşması. ''Al parayı, tut göçmeni'' olarak özetlenebilecek anlaşma, pandemi bahanesiyle uygulanamaz hale geldi. Almanya’nın ''örnek'' bir anlaşma diye nitelendirdiği uzlaşma, AB ve özellikle Almanya’nın bu anlaşmanın diğer koşullarından olan Türkiye’den AB’ye seyahat etmek isteyenlere özellikle patronlara kolayca vize verilmesi düzenlemesini uygulanmaması nedeniyle son yıllarda işlemez hale geldi.

Mülteci anlaşması, Alman siyasetçilerin kabul ettikleri gibi, gerektiğinde ''Sınırları açarız, göçmenlerle siz uğraşın'' kozu, Erdoğan’ın AB ve Almanya konusunda elini çok güçlendiren bir faktör. Göçmenlerin Alman iç siyasetinin önemli gerilim noktalarından biri olduğu düşünüldüğünde, Erdoğan’ın bu blöfünü kabul ederek test etmeye cesaret edebilecek bir aktör yok. 

Gümrük Birliği Anlaşması’nın Türkiye lehine değiştirilmesi talebi, bu anlaşma genel olarak AB ve Almanya çıkarlarına olduğu için diğeri kadar ağırlığı olmasa bile karşı tarafın kozu.

Silah satışı ve EuroFighter savaş uçaklarının alımı ise Almanya tarafından kabul edilmediği gibi Türkiye’nin cidden bu savaş uçaklarını isteyip istemediği de tartışmalı.

Türkiye’de düşünce ve basın özgürlüğü sorunlarının Scholz tarafından gündeme getirebileceği umudu, Rusya’dan sonra Filistinle ilgili her tavrın Almanya’da kriminalize edildiği bir sırada en kullanışlı liberalin bile aklına gelmedi.

Almanya’nın doğrudan yatırımlarla Türkiye ekonomisinde oynadığı rol ve iki ülke arasındaki  ekonomik ilişkiler karşılıklı çıkarları belirleyen en önemli etmen.

Erdoğan’ın ziyaretinde Scholz, muhalefetin beklentisinin aksine, İsrail’e destek politikasını vurgularken, Erdoğan’ın tepki vereceği sert bir söylemden kaçındı. Erdoğan da İsrail’i eleştirirken, terör devleti ve faşist terimlerini kullanmadı.

Bazı yorumcular Scholz’un Türkiye ekonomik sıkıntılar içinde ve krediye ihtiyaç duyarken sahneyi Erdoğan’a bırakarak fırsat kaçırdığını ve Erdoğan’a Almanya tarafından dikkate alınan bir lider pozisyonu vererek, Erdoğan’ın elini güçlendirdiğini belirtiyorlardı. Pek dile getirilmese de Erdoğan’ın da Almanya içinde Türkiye kökenli destekçileri sayesinde huzursuzluk çıkaracak bir potansiyeli olduğunu biliniyor.

Bütün bu iç içe geçmiş sorunlar yumağında, Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin neden kısa tutulduğu ve bir gün sonra iki ülke milli futbol takımlarının oynayacakları maçı Scholz’la birlikte neden izlemediğini de açıklıyor.

İran'ı göster Türkiye anlar

Erdoğan, Almanya’dan ayrılana kadar bir büyük sorun, skandal yaşanıp yaşanmayacağı kestirilemeyen ama büyük rahatsızlık veren bir konu olarak kaldı. Özellikle, zorunlu olmayan ama yapılacağı açıklanan ortak basın toplantısında Erdoğan’ın gelebilecek bir soruya ilişkileri bozacak bir yanıt verme olasılığı Alman diplomatları karar kara düşündürmüş olmalı.

Erdoğan’ın ziyaretinden bir gün önce Hamburg İslam Merkezi (HİM) ve bununla bağlantılı yedi eyalette bulunan 54 mekan, 8 yüz polis tarafından basıldı. Derneğin arkasında İran olduğu iddia edilirken, baskının gerekçesi olarak Lübnan’daki Hizbullah örgütüne destek verilmesi gösterildi.

Derneğin Türkiye ile bilinen bir bağlantısı gündeme gelmese de doğrudan Erdoğan’a bağlı olduğu belirtilen ve ajanlık yaptığı suçlamaları sıklıkla dile getirilen Diyanete bağlı DİTİB kurumu, kendisine bağlı (bilinen) 9 yüzden fazla cami derneği, binlerce çalışanı ve Türkiye’den gönderilen ''radikal'' imamlar başlıklarında uzun süredir Alman devletinin radarlarına takılmış durumda. 

DİTİB, İsrail ve Gazze konusunda temkinli davranmaya çalışsa da kendisine bağlı camilerin birinde yapılacak anti-semitik bir vaaz DİTİB’e, dolayısıyla da Erdoğan’ın Almanya’daki destekçilerini organize ettiği bu büyük yapıya ciddi zarar verebilir(di).

Bütün bunlardan dolayı HİM’e yapılan baskının hazırlıkları büyük bir olasılıkla çok uzun süredir planlanıyor olsa da baskın tarihinin Erdoğan'ın ziyaretinin bir gün öncesine denk getirilerek dolaylı ama anlaşılır bir mesaj verdikleri anlaşılıyor.

Sonuç olarak, Erdoğan’ın ziyaretine soğukkanlı bakan yorumcuların dediği gibi karşılıklı dış ticaret hacminin bütün sorunlara rağmen geçen yıl rekor bir seviyeye gelerek 51,6 milyar avroya ulaştığı bir zamanda karşılıklı atışmalar sürerken, ilişkilerin temelini sermayenin çıkarları ağırlıklı olarak da kârları belirliyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.