Breadcrumb
Emperyalizmin bir tanesi-2
Erdal Topparmak
Yayın Tarihi: 18.07.2025 , 00:45 Güncelleme Tarihi: 18.07.2025 , 03:23
“Bir Yahudi devleti kurmak zorundasınız. Ben de bir Siyonistim. Bunu Dr. Weizmann’a da söyledim……..Yahudi devletini kurmanıza yardım edeceğim”.
Mussolini
(1934’te Siyonist Nahum Sokolov ile görüşmesinden)1
“Yahudiler ile ilgili şüphelerimi bir bölümü için asla hissetmedim. Yahudilerin Viyana’da nispeten popüler olan bu hareketi onların ulusal karakterini yansıtıyordu: Siyonizm. Ne yazık ki Yahudilerin sadece bir kısmı bu görüşü onaylıyor, çoğunluğu Siyonizmi reddediyordu”.
Adolf Hitler2
Siyonizmi desteklemezseniz devrim Avrupa'ya sıçrar
Siyonizmi Yahudiler keşfetmedi. Reform ve merkantalist dönemlerde Protestanlar, Yahudileri, Katoliklere karşı kullanmak istediler. Avrupa Aydınlanması ve Sanayi Devrimi ile birlikte Napolyon, Avrupa'yı egemenliği altına alma, İngiltere ve Rusya'yı zayıflatma planları çerçevesinde Yahudilere getirdiği özgürlükleri kullanmak istedi. Napolyon’un bu konudaki başarısızlığı sonrasında İngiltere, bir dizi karmaşık emperyalist ve dini motiflerle Doğu Sorununu Yahudi sorunuyla birleştirdi. Emperyalist patronlar için Siyonizm, ancak 1. Paylaşım Savaşı’ndan sonra bir gereklilik haline geldi. Yahudilerin devrimle ilişkilendirilmesini bir fırsatçı olarak kullanan Siyonist lider Dr. Chaim Weizmann, 1917 yılında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndaki temasları sırasında, İngiltere’nin Siyonizm’e destek vermemesi durumunda, Rusya’daki Yahudilerin Almanya ile işbirliği yapacağını ve devrimin Avrupa’ya sıçrayacağını vurgulamıştı. Bu mesaj işe yaradı. Birinci Paylaşım Savaşı’nın bitimine yakın İngiltere Balfour Deklarasyonu’nu ilan etti.
Avrupa’nın büyük Yahudi burjuva sınıfı, Siyonist liderler ilk tekliflerini öne sürdüklerinde Siyonizm'in kendi çıkarlarına ne kadar hitap ettiğini, yapacakları devasa yatırımların ne gibi fırsatlar sağlayacağını, ne kadar kazanç getireceğini öngörememişlerdi. Ayrıca, Avrupa Kıtası’nın egemen sınıfı olarak, konumsal ayrıcalıklarını az gelişmiş bir ülke için kaybetmeyeceklerinden emin olmak istiyorlardı. Gerçek niyetlerini belli etmemek için devamlı olarak Yahudi burjuva ve orta sınıfını göç etmeye zorlamayacaklarını ve sadece isteyen Doğu Avrupa Yahudilerinin Filistin’e göç edeceğini vurguluyorlardı.
1917 yılına gelindiğinde Rotschild Meclisi Siyonizmi tamamen destekleme kararı aldı. Bolşevik Devrimi’nin sermaye ve egemen devletlerde yarattığı korku bu süreci hızlandırdı. 1919 Paris Barış Konferası’nda Siyonist lider Dr. Weizmann, Siyonizmi “Doğu Avrupa Yahudilerinin yıkıcı enerjilerinin panzehiri”3 olarak tanımladı. Filistin’in Yahudi nüfusunun hızla 1 milyona çıkması durumunda, Süveyş Kanalı’nı mükemmel biçimde koruyacaklarını söylüyordu. Weizmann, Yahudilerin İngiliz emperyalizmi için bekçilik yapacağının reklamını yapıyor, burjuva sınıfını devrime karşı korumak için Lenin ve Troçki ile çatışmaya giriyordu. Aynı yıl Max Nordou, Londra – Royal Albert Hall’da yaptığı konuşmada “Bizden ne beklediğinizi biliyoruz. Süveyş Kanalı’nın koruyucuları olacağız. Hindistan’a giden yol üzerinde bekçilik yapacağız. Bu zorlu askeri hizmeti vermeye hazırız; ancak, bunu yapabilmemiz için bizim 'güç' olmamıza izin vermeniz gerekiyor" açıklamasını yaptı.
Siyonist liderler, hayallerinin gerçek olması için gerekli 2 şarttan birincisini yerine getirmişlerdi: Filistin'in kolonizasyonu için lider emperyalist güçlerden birinin desteğini kazanmak. Emperyalizmin kitabını yazan ülke Siyonizme tam destek vermiş, artık Yahudi üst burjuva sınıfının hiçbir şüphesi kalmamıştı. Sonuç olarak Rotschild Meclisi, Siyonist programı tamamen destekleme kararı aldı. Siyonizm, Rotschild tarafından kendi ideolojisi gibi kabul edildi. Böylece, dünyanın en güçlü finans-kapital kliğinin uygulayabileceği tüm baskıyı hayata geçirdi. Artık Siyonist liderlerin başarması gereken tek bir adım kalmıştı; Yahudilerin önemli bir kısmının kendi istekleriyle Filistin'e göç etmeye hazır olması.4, 5, 6
Siyonizm, Makyevalizmin en üst aşaması
Bu son adım Siyonist liderler için hepsinden zor olacak gibi görünüyordu. 1920 yılına gelindiğinde Herzl'in Siyasal Siyonizmi 40 yaşına girmişti ve Filistin Yahudi nüfusu, Dr. Weizmann’ın açıkladığı 1.000.000'luk rakamdan çok uzaktı. Bunun temel nedenlerinden biri de Bolşevik Devrimi’ydi. Filistin’e göçün esas Rusya’dan olacağı planlanmıştı. Sonuçta, sadece 120.000 Yahudi Filistin'e göç etmişti ki, bunların yarısı da sonradan Filistin'den ayrıldı. İngiltere ve Siyonist liderler ne yapsalar olmuyordu. Göç propagandası için harcanan milyonlara rağmen, 30'lu yıllara girildiğinde Filistin Yahudi nüfusu 150.000'e ancak ulaşmıştı.7
Neyse ki 1922’de faşizm peydah oldu! Musolini, Siyonist liderlerle defalarca görüştü ve işbirliği yapmayı kabul etti; hatta, Siyonist lider Nahum Sokolov ile yaptığı görüşmelerden birinde, "Ben de Siyonistim, bunu Dr. Weizmann'a da söyledim... Siyonist devleti kurmanıza yardım edeceğim"8 açıklamasını yaptı. Ancak, Siyonist lider kliği için en sevindirici olay Hitler’in Ocak 1933’de iktidara gelmesiydi. WZO’nun Almanya kolu ZfVD, 21 Haziran 1933’de Nazi partisine bir memorandum sundu, Yahudi devletinin kurulması amacıyla Siyonistlerle Naziler arasında işbirliği teklif etti. Bu teklifin belgesi 1962’de İsrail’de ortaya çıktı.9, 10
Siyonist liderler amaçlarına ulaşmak için tüm emperyalist kliklere yanaşmaktan çekinmediler. Onlar için her yol mübahtı ve 30'lu yıllarda Nazilerle defalarca yaptıkları işbirlikleri kapsamında görüştüler. Bu işbirlikleri yazının konusu olmadığından detaya girmek gereksiz; ancak, 4 Ağustos 1933’de Siyonistlerin Rundschau adlı yayın organlarında Alman Yahudilerine çağrısı oldukça önemlidir: "Yahudiler, yeni efendilerinin emirlerini sessizce dinlemeliler; artık ırk ayrımının iyiliğimiz için olduğunun farkına varmalılar. Irk, şüphesiz çok önemli bir olgudur. Kan ve toprak (Nazi faşizminin "Blut and Boden" söyleminden alınmadır) halkların kimliklerini ve başarılarını belirler. Yahudiler, Yahudi kimliklerinin farkında olmadıkları kayıp zamanları telafi etmelidirler”.11
Esas kan donduran ihanet ise 1941 yılında Nazi yönetimine sunulan teklifti. Siyonist lider Avraham Stern’in, Ulusal Silahlı Kuvvetler Teşkilatı (NMO) ile Nazi Almanyası arasında resmi bir anlaşma için gönderdiği bu teklif "Ankara Belgesi" olarak biliniyordu; çünkü, savaş sonrasında Almanya’nın Türkiye Büyükelçiliği’nde bulundu. Belgenin içeriği şöyleydi: “Avrupa’nın Yahudi halk kitlelerinden boşaltılması, Yahudi sorununun çözümünün önkoşuludur. Bu sadece kitlelerin, tarihi sınırları içinde kurulmuş bir Yahudi ülkesine yerleştirilmeleriyle mümkün olabilir…Alman Reich devletinin ve yetkililerinin iyi niyetini kazanmış olan NMO’nun görüşleri şu şekildedir:
- Avrupa’da Yeni Düzen’in kurulmasıyla Alman Reich konsepti arasında ortak çıkarlar söz konusu olabilir; bu çıkarlar, NMO bünyesinde faaliyet gösteren Yahudi halkının ulusal hedefleriyle de uyuşmaktadır.
- Yeni Almanya ile ulusal Yahudi hareketi arasında işbirliği mümkün olabilir.
- Tarihi Yahudi devletinin ulusal ve totaliter temellerde kurulması, bu devletin Alman Reich devletiyle işbirliği halinde olması, Almanya’nın Yakındoğu’daki gücünü koruyacak ve arttıracaktır.
Bu gerçeklerden yola çıkarak, Alman Reich devleti tarafından yukarıda açıklanan Yahudi ulusal hedeflerinin kabul edilmesi şartıyla, hareketimiz savaşa Almanya’nın yanında katılmayı kabul eder.”12
Siyonizmin yeni patronu: ABD
Irkçı-faşist ideolojiler ilk önce kendi insanlarını harcarlar. Siyonist liderler de kendi hayalleri için Avrupa Yahudilerini sırtından bıçaklayan bir hain sürüsüydü. Amerika’nın savaşa katılmasından kısa süre sonra tüm sermaye klikleri savaştan en güçlü şekilde çıkacak olduğuna inandıkları ABD ile bir şekilde anlaşmaya çalışıyor, hiç biri Avrupa’da öldürülen Yahudileri umursamıyordu. Gaz odalarının ve ölüm kamplarının kamuoyunda bilinmesinden sonra bile ABD ve İngiltere, bu bölgelere giden demiryollarına tek bir bomba bile atmadı.
25 Kasım 1940 tarihinde Filistin’in Hayfa Limanı’nda bir gemi havaya uçuruldu. Ellisi mürettebat ve İngiliz askeri, 206’sı yolculardan olmak üzere toplam 256 kişi hayatını kaybetti. Bu olay tarihe Patria Katliamı olarak geçti. Aslında bu basit bir patlama değil, Siyonizm’in patronluğunun İngiltere’den ABD’ye geçme sürecinin bir parçasıydı. Hayatını kaybedenlerse, kendi katillerini veya bu suçun gerçek nedenini bilmeden öldüler. Bu trajedi, ABD emperyalizmi kılavuzluğunda Siyonist liderler tarafından sinsice planlanmış ve dikkatlice uygulanmış bir olaylar zincirinin sonucunda meydana geldi.13, 14
Tam burada bir parantez açalım. Amerikan Yahudi kökenli para babası Jacob H. Schiff ’in adı, Bolşevik Devrimi’ni yapması için Lenin’e $20.000.000 verdiğini anlatan uydurma komplo teorilerinde geçiyordu ve Nazilerin kullandığı “Yahudi Bolşevizmi” yalanının bir parçası haline gelmişti. Oysa, Jacob H. Schiff’in gerçek hikâyesi başkaydı. Kendisi 1906 yılında, “dünya Yahudilerinin haklarını savunmak” amacıyla Amerikan Yahudi Komitesi’ni (American Jewish Committee – AJC) kurdu. Bu çok da orijinal bir fikir değildi; çünkü, daha önce Theodor Herzl tarafından WZO kurulmuştu. Ancak bu tip bir kuruluş, Jacob H. Schiff ve onunla çalışan damadı (ve aynı zamanda halefi olan) Felix Warburg için ve ABD devleti açısından oldukça yaratıcıydı. AJC, Kuhn Loeb & Co., The Lehman Brothers şirketleri ve Strauss ailesi için sermayelerini dünyanın farklı bölgelerine yatırma aracı haline geldi. Başlangıçta, kurucu patronlarının çıkarlarına uygun olarak Siyonizm’e karşıydılar; çünkü, o dönem Siyonist liderler İngiltere’den Filistin’e sermaye aktarımına aracı oluyorlardı. Daha sonra bu sermayedarlar kârlarını gözeterek Siyonist liderlerden özür dilediler.
AJC’nin farkı neydi? Siyonist liderlerin ne işine yarayacaktı? İngiliz egemen çevrelerinin hâkimiyetinde Siyonist hareket yeterli ilerleme kaydedememişti. Siyonist bütçeye akan yardımlarda düşüş vardı. Daha da önemlisi, Yahudi işçiler Siyonizm’le işbirliğini reddediyorlardı. Bu sebeple WJC, Yahudilerin karşısına Siyonizm’le değil, “dünya Yahudilerinin haklarını savunma” vitriniyle çıktı. Gerçek amacıysa, ABD sermayesi için bir köprü görevi görerek Ortadoğu’ya girişini hızlandırmaktı. Nahum Goldmann, AJC için Jacob Schiff ve Felix Warburg ile temas halindeydi. AJC, Siyonist amaçlarını gizleyecek; ancak yine Siyonizm için çalışacaktı. Böylece, Yahudiler tarafından daha kolay kabul edilebilirdi. Bunun için Goldmann ilk olarak, ABD Siyonizminin en önemli şahsiyeti Stephan Wise ile “Siyonist olmayan Dünya Siyonist Kongresi” konusunda anlaştı. Amerikan finansörlerinin bu oluşumu desteklediğini gören Wise, oluşumun bir kısım hissesinin kontrolüne verilmesi şartıyla teklifi kabul etti. Bu anlaşma, Nahum Goldmann’ı kariyerinin zirvesine taşıdı. 14 Kasım 1934’te adı Batı dünyasındaki en güçlü kişiler listesine dahil edildi. Bu sayede hem ABD sermayesi Filistin’e akacak hem de Siyonizm’e sempatisi olmadığı için maddi destekte bulunmayan Yahudilerin yardımları da kasaya girecekti.
Siyonist liderlerin ABD’ye yakınlaşması nedeniyle İngiltere, Siyonist liderlere baskı yapmaya başladı. En sonunda, 1939 Beyaz Belge (White Paper) ile Filistin’e Yahudi göçünü kısıtladı; 5 yıl içinde Filistin’e göç edecek olan Yahudi sayısına sınırlama getirdi. ABD derhal bu karara karşı çıktı.
Savaş başladıktan sonra Siyonist örgütler, Beyaz Belge’ye aykırı olarak illegal yollardan Yahudileri Filistin’e taşımaya çalıştılar. 1940 Eylül ayında Viyana, Danzig ve Prag’dan 3600 Yahudi, 3 ayrı gemiyle Filistin’e gitmek üzere yola çıktı. Gemiler yol üzerinde İngilizler tarafından yakalandı ve Hayfa Limanı’na kadar getirildi. İngiltere, yolcular içinde Filistin’e giriş izni olmayanların Mauritus’a (Hint Okyanusu’nda Madagaskar yakınlarında bir ada ülkesi) sevk edilmesine karar verdi.
25 Kasım 1940 günü, sabahın erken saatlerinden itibaren 3 gemideki Yahudi mülteciler, limanda demirli halde bulunan Patria’ya nakledilmeye başladılar. İki geminin yolcuları tamamen Patria’ya transfer edildi. Üçüncü geminin tahliyesinin başladığı sırada, SS Patria büyük bir gürültüyle infilak etti. Koskocaman gemi (2000’in üzerinde yolcu alabiliyordu) 16 dakika içinde sulara gömüldü; 1800’den fazla yolcu canını kurtarmak için suya atlarken, 256 kişi boğularak veya patlamanın etkisiyle öldü. WZO’ya bağlı Yahudi Ajansı, olayın hemen ardından gemideki mültecilerin intihar ettiğini duyurdu. Manda yönetimiyse olayın bir terör eylemi olduğunu açıkladı; ancak herhangi bir kanıt bulunamadı. Sabotajdan sağ kurtulan mültecilerin Filistin’de kalmalarına izin verildi.
Bu barbar ve haince eylemin arkasında yeni yapılanmakta olan ABD-Siyonist işbirliği vardı. Olayın Siyonist liderlere iki büyük faydası oldu. Gemiler Hayfa Limanı’nda tutulmaya başlanınca Siyonistler, Yahudilerin “anayurtlarına kavuşmamaktansa ölmeyi tercih edecekleri” propagandasını yaptılar. Olayı da intihar olarak tanımladılar. Oysa, Yahudilerin çok büyük bir kısmının Filistin’e isteyerek değil, mecburen gelmek zorunda kaldıklarını biliyorlardı. Toplu Patria katliamının Siyonizm ruhunu güçlendireceğini ve İngiliz karşıtı kamuoyu yaratacağını düşünüyorlardı.
1957 yılında, eski bir Siyonist terör örgütü üyesi olan Munya Marder, Patria’nın kendisinin yerleştirdiği bombayla patladığını itiraf etti. Geminin sadece hasar görmesini istediklerini, batırmayı amaçlamadıklarını belirtti. ABD-Siyonist ortaklığı, kendi çıkarları için, Avrupa’da Soykırım yayılmadan önce kendi soykırımını yapmıştı.
ABD yavaş yavaş başat emperyalist güç haline gelirken, ABD sermayesi AJC aracılığıyla, tüm burjuva Yahudi akımları Siyonizm içinde asimile etmeye başladı. ABD emperyalizmiyle Siyonizm arasında gittikçe artan girift ilişkilerle orantılı olarak, Filistin başta olmak üzere, Ortadoğu’ya giren Amerikan sermayesi de arttı. Buna paralel, ABD içindeki Siyonist organizasyon sayısı da hızla yükseldi.
Mayıs 1942’de New York Biltmore Otel’de toplanan Biltmore Konferansı’yla, Siyonizm’in patronluğu resmen İngiltere’den ABD’ye geçiyordu. Burada öne sürülen Siyonist prensiplere göre Yahudi-Arap çatışmasının kaçınılmaz olduğu kabul edildi; Yahudileri azınlık haline getirecek olan Beyaz Belge ve bazı Siyonistlerin öne sürdüğü iki devletli çözüm reddedildi. ABD’nin Siyonist tasarımların gerçekleştirilmesinde daha etkin rol oynayacağı konusunda fikir birliğine varıldı. Aralık 1942’de 63 senatör ve 181 Kongre üyesi, Roosevelt’e Yahudi devletini kurma çağrısı yaptı. Böylece Siyonizm, resmen ABD emperyalizminin himayesine girdi, merkez karargâhını da New York şehrine taşıdı.15, 16, 17, 18
| Emperyalizmin bir tanesi-1 |
|
- 1
Zionism in the Age of Dictators, A Reappraisal – Lenni Brenner, 1983
- 2
Hitler ve Siyonizm – Kürşad Berkkan (Eftelya Kitap – Şubat 2018)
- 3
Yahudilerin Sırtındaki Hançer: Siyonizm – Erdal Topparmak, Destek Yayınları, 1. Baskı – Haziran 2024
- 4
Caution: Zionism – Yuri Ivanov (Moscow – Progress Publishers, 1970).
- 5
Yahudilerin Sırtındaki Hançer: Siyonizm – Erdal Topparmak, Destek Yayınları, 1. Baskı – Haziran 2024
- 6
Zionism in the Age of Dictators, A Reappraisal – Lenni Brenner, 1983
- 7
Caution: Zionism – Yuri Ivanov (Moscow – Progress Publishers, 1970).
- 8
Zionism in the Age of Dictators, A Reappraisal – Lenni Brenner, 1983
- 9
Yahudilerin Sırtındaki Hançer: Siyonizm – Erdal Topparmak, Destek Yayınları, 1. Baskı – Haziran 2024
- 10
Zionism in the Age of Dictators, A Reappraisal – Lenni Brenner, 1983
- 11
Zionism in the Age of Dictators, A Reappraisal – Lenni Brenner, 1983
- 12
The Hidden History of Zionism – Ralph Schoenmann (1998 – Veritas Press, Santa Barbara)
- 13
Yahudilerin Sırtındaki Hançer: Siyonizm – Erdal Topparmak, Destek Yayınları, 1. Baskı – Haziran 2024
- 14
Caution: Zionism – Yuri Ivanov (Moscow – Progress Publishers, 1970).
- 15
The Hidden History of Zionism – Ralph Schoenmann (1998 – Veritas Press, Santa Barbara)
- 16
Yahudilerin Sırtındaki Hançer: Siyonizm – Erdal Topparmak, Destek Yayınları, 1. Baskı – Haziran 2024
- 17
Caution: Zionism – Yuri Ivanov (Moscow – Progress Publishers, 1970).
- 18
Diğer kaynaklar:
1. The Class Origins of Zionist Ideology – Stephan Halbrook (Tuskegee Institute, Alabama, Department of Philosophy, Collage of Arts and Sciences)
2. http://www.blackagendareport.com – erişim: 20.05.2025
3. https://haber.sol.org.tr/haber/g7de-savas-hesabi-israil-hepimiz-icin-kirli-isi-yapiyor-399134
4. Küresel Çete – Talat Turhan, İleri Yayınları, 1. Baskı – 2005
5. Gelenek-164, Nevzat Evrim Önal - Emperyalist Sistemin Bütünselliğinden Bakıldığında Görülen İsrail
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.