Sayfa yolu
Dünya Çevre Günü: Deprem, çevresel yıkım ve Hatay'da taş ocakları tehlikesi
Yayın Tarihi: 06.06.2024 , 09:18 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
Dünya Çevre Günü1 yaşamına, çevresine, doğasına ve geleceğine sahip çıkan ve çevrenin; yaşamı var eden ve sürdüren olanaklar bütünü olarak politik olduğunu bilen halk için, bir farkındalık yaratma, bir mücadele günüdür.
"Şaşarım enginlerine mavi doğanın
Düş kurar, özlem duyar, susarım.”
Demiş Hermann Hesse, "Ağaçlar" şiirinde.
Dünyada ve ülkemizde çevrenin; dağ, ova, nehir, orman, yeraltı yer üstü kaynaklarıyla toprağın, su havzalarının, derelerin, göllerin, denizlerin, kıyıların, park ve bahçelerin tüm olanak ve kaynaklarıyla küresel kapitalizmin sınırsız kâr hırsına peşkeş çekildiği, zehirlendiği, hastalık kaynağı haline getirildiği, insanların yaşam alanlarının, besin kaynaklarının yağmalandığı, doğanın ve insanın "nefes alamadığı" koşullarda; şairin doğanın büyüsü ve gücü karşısında saygıyla büyülenmek dediği "susmak", bugün doğa için ses çıkarmak ve sürekli eylemek anlamına gelmeli! Üstelik insanlığı varlıksal olarak dünya genelinde tehlikeye sürükleyecek, yaşamı durduracak, insanları eve kapatacak, kitlesel ölümlere yol açacak salgın felaketleri, iklim değişiklikleri, seller, orman yangınları, küresel krizler yaşadığımız bu koşullarda!
-Çevre Performansı Endeksi'nde 180 ülke arasında Estonya 75,3 puanla birinci sırada yer alırken, Türkiye, 2024 yılında 37,6 puanla 140. sırada! Bu sıralama, yağmanın tüm hızıyla sürdüğünü gösteriyor! Bergama köylülerinin, Hatice ve Sultan Ana'ların toprağa sahip çıkma direnişinden bugüne halkın çevreye, doğaya sahip çıkma mücadelesi de!
-Kaz Dağları'nda, Artvin Cerattepe'de (Cengiz Holding tarafından) ormanlar yağmalanıyor!
-Artvin Arhavi'de bulunan doğa harikası Kamilet Vadisi'nde HES yapımına (MNG tarafından) başlandı!
-Akkuyu'da Nükleer Santral İnşaatları sürüyor! Sinop için aynı tehdit ortada duruyor!
-Kendi kendini temizleme özelliğine sahip ender yerlerden Saros Körfezi'ne BOTAŞ tarafından doğalgaz boru hattı ve limanı yapılmak isteniyor!
-Samsun Şahin Dağları'nda yabancı sermaye siyanürle altın aramaya başlanacak!
-Kütahya Domaniç Ormanları'nda siyanürle bakır ve altın aranmaya başlanacak!
-Sivas Çetinkaya Bakırtepede (KOÇ tarafından) siyanürlü altın işletmeciliğini sürdürüyor! Erzincan İliç'te siyanürlü toprak havuzları çöktü, dokuz kişi yaşamını yitirdi, siyanür tüm bölgeyi, insan yaşamını, toprağı, suyu ile tehdit ediyor, yeniden bir çökme daha yaşandığı yerde firma, "işsizliği önledik, cami yaptık" şeklinde savunma yapabiliyor!
-Hava kirliliğinin yoğun olduğu Adana Yumurtalık'ta Sugözü kumsalına, kömürlü Sugözü termik santralinin yanına ithal kömürle çalışacak Hunutlu termik santrali yapılmak isteniyor.
-Hasankeyf baraj suları altına gömüldü!
-Birinci derece koruma altında Salda Gölü Tabiat Parkı millet bahçesi adıyla yapılaşmaya açıldı!
-Ovacık'ta arıtma tesisi bulunmaması nedeniyle kanalizasyon atıkları Munzur Nehri’ne akmaya devam ediyor! Munzur Gözeleri peyzaj projesi adı altında ticari alanı olarak yağmaya açılma tehdidi ile karşı karşıya.
-Doğa harikası Olympos imara açılıyor!
-Ekolojik ve doğal tahribata neden olan taş ve kum ocakları, yurdun her yerinde tarım ve yerleşim alanlarını tehdit ediyor. Köylüler tarafından kullanılan hazine arazileri özel şirketlere peşkeş çekiliyor.
-Türkiye'nin 1940’lı yıllarda 44,2 milyon hektar olan mera varlığı 11,2 milyon hektara geriledi, 33 milyon hektar mera arazisi kaybedildi! Meralardan ‘çiftçi otlatma katkı payları’ alınırken, vasfı değiştirilen araziler sermayeye verildi ve imara açıldı!
-Termik santral mezarlığı olan ülkemizde, Alpu gibi tarım alanlarının olduğu ovalarda termik santral yapılmak isteniyor! Ülkenin her yerinde ormanlar, kıyılar, nehirler yağmalanıyor, tarım arazileri inşaat alnına dönüştürülüyor.
Deprem, çevre felaketi ve Hatay
Deprem ve sonrasında yaşanan süreç, diğer deprem kentlerinde olduğu gibi, ancak daha ağır şekilde özellikle Antakya, Samandağ, Defne, Arsuz, Kırıkhan, İskenderun’nda büyük bir çevre felaketine, kalıcı bir yıkıma neden oldu! Bu yerleşim alanları, hukuksal mevzuat ve afet yönetiminin gerektirdiği koşullar ve program oluşturulmadan, acele ve keyfi bir şekilde inşaat firmalarına teslim edildi, hemen her sokağı, bir yıkım çalışması ya da yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı yapılarla dolu olan bu alanlar, yıkımların başlamasıyla toz bulutlarıyla kaplandı; her tarla, her bahçe, her okul dibi, konut ve çadır alanları, dere yatakları, orman arazileri, zeytinlikler, seralar, tarım arazileri ve su varlıklarına çok yakın bölgeler, moloz döküm alanı haline getirildi, moloz içindeki asbest, silika, civa, kurşun, kadmiyum, yağ ve tehlikeli sanayi atıklarla çok yoğun bir atık kirlenmesi ve ekolojik yıkım ortamı yaratılmış oldu!
Binaların yıkımı asbestli malzemenin sökümü yapılmadan gerçekleşti ve halen öyle gerçekleşmekte! İş makineleri bu malzemelerin mikron boyutuna kadar kırılmasına yol açtı. Enkaz kaldırmalarda sulama işlemi yapılmadı! Moloz ve yıkıntılar kamyonlarla, herhangi bir baranda ile kapatılmadan açık şekilde taşındı. (Sayı azalmış olmakla birlikte hala aynı şekilde taşınmakta) Yıkıntı atıkları ayrıştırılmadan, asbestli malzemeler gömülmeden depolandı! Asbest lifleri, civa, silika gibi tehlikeli birçok kimyasal, rüzgârın da, yağmur ve sellerin yardımıyla çok büyük bir alana kontrolsüzce yayıldı ve burada yaşayan herkes bu toza maruz kaldı ve halen de kalmakta!
Bu şekilde Anayasa ve ilgili kanun ve yönetmeliklere (özellikle hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıklarının kontrolü yönetmeliği, asbestle çalışmalarda sağlık ve güvenlik önlemleri hakkında yönetmelik ,tozla mücadele yönetmeliği, atık yönetimi yönetmeliği vb) tümüyle aykırı uygulama niteliğinde gerçekleştirilen enkaz kaldırma, atıkların taşınması, geçici depolama sahalarında ayrıştırma ve atıkların bertarafı süreçleri, halk sağlığı için, dengeli sürdürülebilir, sağlıklı bir çevre için çok büyük, kuşaklar boyu etkili ve kalıcı bir tehlike oluşturuyor. Bu durum, her birimizin yaşam hakkı, beslenme ve gıda güvenliği, maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi hakkı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, tarım, hayvancılık ve bu üretim alanlarında çalışanların korunması hakkı başta olmak üzere, temel haklarımızı ihlal ediyor. Bugün Hatay halkı hava kirlilik sınırının dört katı fazla kirli olan havayı solumakta.
Şimdi de taş ve mermer ocakları
Yaşanan tüm bu yıkım ve çevre felaketi yetmezmiş gibi şimdi de, Hatay’da (Antakya, İskenderun Defne, Yayladağ, Belen, Hassa) 54 adet taş ocağı ile 3 adet mermer ocağı için "ÇED gerekli değildir" kararı verilmiş bulunuyor. Kurulan ve kurulması planlanan İşletmeler Kalker Ocakları (Taş Ocağı), Kırma Eleme Tesisleri, Hazır Beton Santralleri ve Asfalt Plentlerinden oluşuyor!
- Taş ocaklarında üretilecek malzemenin toplam miktarı yılda 146 milyon 580 bin ton,
- Taş ocaklarında üretim için kullanılacak patlatma sayısı; aylık 479 adet, yıllık 5 bin 464 adet,
- Patlatma malzemesi anfo (amonyum nitrat ile fueloil mazot karışımlı madde) yılda 30 milyon 828 bin 674 kg, patlatma malzemesi dinamit olarak, yılda 956 bin 98 kg olmak üzere, toplam patlatma malzemesi yıllık 31 milyon 784 bin 772 kg!
- İşletmelerde meydana gelecek toz emisyonu yıllık 24 milyon 986 bin 118 kg!
- İşletmelerde kullanılacak su miktarı yılda 3 milyon 334 bin 622 ton!
Planlanan taş ocaklarından sahada açık işletme yöntemiyle ve patlatma yapılarak malzeme çıkarılacak, projeler için tahsis edilen toplam 2 bin 555 hektarlık orman, tarım ve mera arazisi yok edilecek.
Faaliyet sahaları, yaşam alanlarına 50, 60, 80,100,150, 200, 250, 290, 300, 315, 500 metre mesafede bulunuyor.
54 taş ocağı işletmesinin yanında ayrıca, kırma eleme tesislerinin, beton santrallerinin ve asfalt plentlerinin de çalışacak olması bölgede toz ve gaz emisyonlarından kaynaklı çok ciddi hava, su ve toprak kirliliği meydana getirecektir.
Deprem sonrası koşullarda, çok zorlu şartlar altında yaşam alanlarını yeniden oluşturmaya, yaşamını sürdürmeye çalışan bir halk; hangi "kamusal yarar", hangi "çevre sağlığı", "genel sağlık" kriterleri ile bu kararların alınmakta olduğunu bilmek istiyor! Deprem travmaları her gün gerçekleşen patlamalarla yenilenen, yaşam güvenliği ve sağlık hakkı ihlal edilen bu halk, kendi barınacağı konutlar için kaç ton malzeme gerekli olduğunu bilmek istiyor. ÇED gerekli değildir kararlarıyla her tür yasal usulden, yapısal ve işlevsel denetim ve izinden muaf tutulmuş yaklaşık altmış taş ve mermer ocağından üretilmesi planlanan yılda 146 milyon 580 bin ton (!) malzemenin kaçının kendi barınacağı konutlar için kullanılacağını, diğerinin de, kendi sağlığını ve yaşamını tehlikeye atacak şekilde, kimlerin kazanç elde etmesi için çıkarılacağını bilmek istiyor.
Hatay halkı, yaşadığı çok boyutlu sorunlara çözüm bekliyor! Deprem sonrası koşullarda, deprem kadar yaşamını tehdit eden bu çevresel felaket tehditlerine karşı çıkıyor ve gerçeği bilmek istiyor!
Çünkü “Devletin temel amaç ve görevleri,… kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” (Anayasa M.5) şeklindeki devletin temel görevlerini içeren düzenleme ile bağlantılı olarak “sağlıklı bir çevrede yaşamak” (Anayasa M. 56: "Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.") düzenlenmiş bir hak ve devlet ödevidir, uluslararası insan hakları sözleşmelerinde devletlerin yurttaşlarına karşı bir yükümlülüğü ve sağlamakla görevli olduğu, bunu taahhüt ettiği bir koşullar bütünüdür!
Ancak, kapitalizmin yaşadığımız bu evresinin koşullarında gerçekliğimiz, tek bir soruya odaklanır! İktidarın yapısı, doğası nedir! İktidar, erkler bileşkesi ise halkın çıkarlarını kim temsil eder?
Yanıtı, halkın kendi yaşamına, yaşam alanlarına sahip çıkacak iradesi oluşturur.
*Hukukçu/Akademisyen
- 15 Haziran 1972 yılında Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlenen
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
