Breadcrumb
Dosya | Bir mekan, bir ülke: Ankara Tren Garı - 2: Dönüşüm
Yayın Tarihi: 27.08.2024 , 08:15 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10
Osmanlı'dan miras kalıp Cumhuriyet'le birlikte dönüşen, sonunda kendisini bir AVM olarak bulan Ankara Tren Garı üzerine yazı dizimizin ikinci bölümünde, tren garındaki sermaye müdahalesine, AKP’nin yarattığı yıkıma ve dönüşüme yakından bakıyoruz.
***
Artık o tarihi mekanda bir alışveriş merkezi, yeni dönemin simgesi olarak Ankara'ya meydan okuyor.
Eski gardan bu yeni alışveriş merkezine bir üst geçitten geçiliyor. Üst geçit, bir nevi zaman tüneli gibi. Yürürken geride yıkılmış bir cumhuriyeti, demiryolcu kimliğini, parlak mermerlerinde ve camlı kubbesinde genç bir ülkenin kurtuluş, kuruluş ve aydınlanma mücadelesini geride bıraktığınızı anlıyorsunuz. Markalarla bezeli reklam panolarının arasından girilen mekân, içinden tren geçen bir alışveriş merkezi olmasıyla kıvanç duyarcasına sizi karşılıyor.
Adına alışveriş merkezi yerine AVM Gar deniyor. Öyle adlandırınca, koca bir alışveriş merkezi, tüketim, para ve nesneler dünyasının üzerine bir örtü çekiliyor. Örtü, altındakini gizleyemiyor.
Bu yeni garın adı YHT, yani Yüksek Hızlı Tren Garı.
Eski Ankara Garı'nda çalışan emekçiler yeni yapılan AVM Gar için "sosyete" kavramını kullanıyor. "Orası sosyete, burası gar" diyorlar. Haklılar da.
Ancak AKP iktidarının tercihi net ve bu konuda ısrarcı. Eski Gar'da bir yaşam alanı kalmamış. Artık bir kahve içecek yer dahi yok örneğin. Hatta etrafa serpiştirilmiş üç beş banktan başka oturacak yer dahi yok. Bekleme salonu tadilatta, gar meyhanesi kapalı. Mekan, öksüz.
YHT Gar'ın üst katı AVM olarak tasarlanmış. Burada restoranlar ve markalar yer alıyor. İçeride demiryolcular değil garsonlar karşılıyor sizi.
Mekânda bir tren, yolculuk, mesafe, hasret, kavuşma, ayrılık, bavul gibi imgeler neredeyse hiç yok. Onun yerine fırsat menüleri, alınan ikinci ürünlerin etiketin yarı fiyat olduğu indirim kuponu ya da haftanın ucuzluk listeleri karşılıyor sizi.
Çalışanların hemen tümü taşeron sistemiyle çalışıyor. Her yıl işten çıkarılıp tekrar işe alınıyorlar. Bu sayede çalışanların kıdem tazminatı gibi haklardan da mahrum kalması sağlanıyor. Bu da patronlara diledikleri gibi hareket etme imkanı sunuyor.
Çalışanlara “Ne zamandan beri burada çalışıyorsunuz?” sorusunu sorduğunuzda önce bir durup düşünüyorlar. İlkin dudaklarından “Son girdi çıktıya göre mi yoksa toplamda mı?” sorusu dökülüyor. Kimisi yedi, sekiz yıldır burada çalışsa da “Son girdi çıktıya göre sekizinci aydayım” diyor çaresizce.
Her şeyin markalarla ve her yerin alışveriş için planlandığı bu yeni mekânda çalışanlar da bu alışveriş merkezinin tüketim nesnelerinden biri olarak görülüyor patronlar için.
'Siz yoksa benim fotoğrafımı mı çekiyorsunuz?'
Mekânda kayıt alırken bir çalışan geliyor yanımıza. "İzniniz var mı?" diye soracağını tahmin ediyoruz eski gar deneyiminden sonra. Zira eski garda çekilen her fotoğraf için görevliler gelip mekânı neden fotoğrafladığımızı ya da bunun için iznimiz olup olmadığını sordu. Bir tür kurumsallık, kamusallık, sahiplenme tavrıyla hareket ediyordu herkes.
Ancak bu sefer aldığımız karşılık şaşırtıyor bizi.
"Beyefendi! Beni neden çekiyorsunuz!"
Fotoğrafı çeken arkadaşımız ise şaşırıyor. Çünkü bırakın kişiyi çekmeyi, yanlışlıkla kadraja dahi girmemişti tepki gösteren kişi. Sadece eldeki fotoğraf makinasını görmüş ve tepki göstermişti.
Çalışan görevliye kendisini çekmediğimizi söyledik. Çektiğimiz fotoğrafları da gösterince kendisini güvende hissetti. Belli ki bir art niyeti de yoktu. Ama birkaç sorumuz olacaktı kendisine. Biraz beklemesini rica ettik.
Görevli kadına neden böyle bir kaygı duyduğunu ya da bu itirazda bulunduğunu sorduk.
"Kusura bakmayın valla. Herkes sizin gibi anlayışlı değil. Çoğu zaman gizli gizli fotoğraflarımızı çekiyorlar. Çok fazla tacizciye, sapığa denk geliyoruz. Siz de bizi anlayın olur mu? Sizlik bir durum değil" diyor. Kamusal bir mekânı kollamaktan, kişinin kendi bedenini kollamaya indirgenen bir değişim, bizi ilk karşılayan.
'Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol'
Yahya Kemal Beyatlı'nın, Sessiz Gemi şiirinin bu dizesini yazarken çok düşündüğünü ancak işin içinden çıkamayacağını anladığında ahengi bozmamak için şiirin dizesini bu haliyle bıraktığı söylenir. Zira Türkçe'de, gidenin arkasından kol değil el sallanır. Ancak şair "Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol" dizesinin devamına kafiyeyi bozmamak için kol yazmak zorunda kalır.
Yahya Kemal Beyatlı, eskiden olduğu gibi İstanbul’dan Ankara’ya geldiği bu yeni, treni yolcusuyla kavuşamayan alışveriş merkezindeki garı görseydi, herhalde mevzuya sessiz tren şiiriyle devam ederdi.
Koca AVM Gar'ın salonu aslında Yahya Kemal şiiri gibi. Burada kavuşma ve ayrılık sahnesi yaşanmıyor. Zira yolcular ve onu uğurlayanlar treni göremiyor. Tren bir alt kattan çıkıyor yola ve sizi ayıran güvenlik koridorundan sadece biletli yolcular geçebiliyor. Görevliler bu durumun istisnasının hasta ve sakat yolcular olduğunu söylüyor. Ancak yine yanına refakatçı inemiyor yolcuların. Bir görevli eşlik ediyor yolculara oturacağı yere kadar ve güvenlik koridoru içine yaşanıyor vedalaşmalar.
Mekânda yolcu, uğurlamalar, vedalaşmalar, demiryolcu gibi imgeler neredeyse yok. Birkaç gözü yaşlı yolcu yakını ve valiz görmeseniz buranın bir tren garı olduğunu söylemek neredeyse imkânsız hale gelecek.
Eski gar çok açık ki kamucu yanıyla öne çıkıyor. Her ne kadar tasfiye edilmiş olsa ve artık kullanılmasa da gar gazinosuyla, kapısı kilitli eski meyhanesiyle, müzesiyle ve berberiyle bir tren garı görünümü veriyor hâlâ. Ancak yeni mekânda piyasa, meta ve birey üçgeninde bir sıkışma mevcut.
Çalışanlara soruyoruz "Siz demiryolcu musunuz?" diye. Şaşırarak bakıyorlar yüzümüze. Neredeyse tamamı sözleşmeli çalışan.
"Belediye işçileri bile geçti sözleşmeye, bir biz kaldık" diyor içlerinden biri. Bilet gişesinden güvenliğe, kontrolörden restorandaki garsonuna kadar herkes taşerona bağlı çalışıyor. Çalışanlardan biri "Ben hayatımda hiç demiryolcuyum demedim. Hiç böyle bir şey hissetmedim. Burada tren görmeden çalışıyor çoğumuz" diyor.
AVM Gar artık tanıklıkların ve cumhuriyetin kurumsal hafızasının mekânı değil. Üstelik içinden de değil, gözden ırak alt katından tren geçen bir alışveriş merkezinden ibaret.
Eski garın yenik düşmüşlüğünü kanıtlarcasına, yeni tren garının yani AVM'nin önü curcuna. Metro durakları, alt geçitler, simitçiler, taksiler, kalabalık bir devinim ve içeride bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar.
Ama AVM'de yer alan mağazalar da kâr etmiyor. Zira buraya kimse alışveriş için gelmiyor. Malum, insanlar sevdikleriyle vedalaşırken ya da onlara kavuşurken akıllarına bir de tişört ya da kazak almak gelmiyor. Bu bağlamda en çok işleyen mekanlar haliyle bekleme alanları, kafeler ve restoranlar.
Yüksek Hızlı Tren projesiyle birlikte ilk tren seferleri her ne kadar 2009 yılında başlasa da AVM Gar’ın açılışı 2016'da. Ancak mağazaların ve yeni merkezin boş kalacağı öngörülmüş olacak ki devlet “yolcu garantisi” verilen işletmeler arasına dahil etmiş burayı.
29 Ekim 2016 tarihinde hizmete giren, 20 yıl yüklenici firmaya işletme hakkı tanınan ve 14 yıl için de yolcu garantisi sağlanan Ankara YHT Garı’nda devlet her yıl zarar ediyor. Çünkü firmalara halkın bütçesinden para aktarılıyor. Garın işletmecisi olan Kolin-Limak-Cengiz grubuna geçen süre zarfında garanti edilen yolcu sayılarına ulaşılamadığı için ödenen tutar 53 milyon doları geçmiş durumda.
Kocaman mekânın ve metrelerce yükseklikte bir binanın altında ezilen işçiler göze çarpıyor yeni tren garında.
Garsonlardan biri "Çok bilmiyorum ama burası gar değil sanırım. Önceden AVM'ymiş iflas etmesin diye gar yapmışlar" deyince mekânın bağlamından ne kadar koptuğunu anlıyor insan. Önce AVM, sonra gar geliyor artık çalışanların zihninde.
Bütün ihtişamı, parlak camları, büyük aydınlatmaları ile bu bina garip bir şekilde insana kaybettiklerini anımsatıyor. Yıkılan ve yerine yenisi kurulamayan cumhuriyet değerleri bunun başında geliyor.
AKP’nin gar projesi çok boyutlu. Başka neleri görünür kılıyor diye düşününce bir sürü kavram çıkıyor ortaya. Para, rant, sermaye, yandaş, beşli çete gibi kavramlar bir yana, kanla ve cinayetle yükselen, gözü dönmüş, yıkıcı bir proje duruyor karşımızda.
Yeni yapılan AVM Gar'ın açılış göreni 10 Ekim 2015 tarihinde yaşanan gar katliamıyla yapıldı demek yanlış olmayacaktır. Çünkü eski gardan zihinlere yolcular ve yolculuklarla değil, katliam ve cinayetle kazınmış bir imge kaldı. AKP yeni garı patronlara peşkeş çekerken, emekçiler eski garı hak arama mücadelesi ve kaybettikleriyle andıkları bir mekân haline getirdi.
Bu dönüşüm patronların iştahını kabartmış olacak ki Ankara Garı’ndan sonra aynı kurgu İstanbul Söğütlüçeşme ile devam edecek. Açılış tarihi “müjdelenen” proje benzer şekilde bir gar ya da istasyon değil, alışveriş merkezi olarak tasarlanıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.





