Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Dosya | Bir mekan, bir ülke: Ankara Tren Garı - 1: Kuruluş

Ankara Garı tüm ihtişamıyla selamlıyor gelenleri. Ancak boynu bükük. Hemen arkasında bitiveren Gar AVM, bozkıra karşı zafer elde eden kentin, sermaye karşısında yaşadığı hezimeti gösteriyor adeta. 

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 26.08.2024 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:10

Şehirle bozkırın kavgasıdır Nâzım için Ankara Garı imgesi. Bozkır ayakta olmasına rağmen bu savaşın galibi şehir olacaktır. Bekleme salonu Haydarpaşa'ya nazaran daha fazla Anadolu'yu hissettirir Ankara'da. Köylü yapı işçileri ve göbekli bir marula benzeyen İstanbul hasretidir Ankara Garı.

Mermerleri aydınlıktır ve genç cumhuriyetin iradesi yansır duvarlarına. Ciddi, rahat, bilhassa yenidir. 

Mustafa Kemal de farkındadır demiryollarının öneminin. Sadece ülkeyi kurmak ve bayındır kılmak için değil. Aynı zamanda onu kurtarmak için de önemlidir demiryolları. Bu yüzdendir, Kurtuluş Savaşı yıllarında 17 Mart 1920 tarihinde 143'üncü Alay düşer yola. Ankara-Eskişehir arasındaki demiryollarını korumak için. Yani vaktiyle vatan savunmasıyla eşdeğerdir demiryollarını savunmak. 

Sonrası da var elbette. Rengi kızıla çalar az biraz.

Demiryollarını savunmak komünist işidir çünkü bir yanıyla. Türkiye'de kamusal alanın tasfiyesinin ve liberal politikaların yaygınlaştığı zamanlarda Turgut Özal "kaçırmıştır" ağzından bu ifadeyi. Kendisine demiryolları için yeni yatırımların olup olmadığı sorusunu soran gazeteciye, "Demiryolları komünist işidir" diyen Özal kendince komünizmi ya da demiryollarını kötülemiyordu aslında. Adlı adınca önünde duran ödev listesindeki demiryolları özelleştirmelerini haber veriyordu. Akıl alır gibi değildi o zamanlar için ama zamanı gelince buna da sıra gelecekti. Sermayenin bu hayalini gerçekleştirmek Özal’a nasip olmasa da kendisinden sonra gelecek haleflerine devretti elindeki ödev listesini. 

Ankara Tren Garı bu dönüşümün en önemli ve en simgesel mekanlarından biri haline geldi. Osmanlı'dan cumhuriyete, cumhuriyetten bir alışveriş merkezine dönüşen Ankara Tren Garı bu yüzden üzerine en çok konuşulmayı hak eden yerlerden biri. 

Bu yazı dizimizde işte bu dönüşüme yakından bakacağız. 

Arkada 'Gar lokantası' reklamının yansıdığı bir fotoğraf. Önünden geçen insanların şık giyimleri ve çocuğun elinde gazete. Garlar aynı zamanda lokantası, meyhanesi, sahnesi ve çay bahçeleriyle insanların nefes aldıkları, sosyalleştikleri kamusal mekanlardı. Fotoğraf: Dericizade Arşivi

Kurtuluştan kuruluşa: Cumhuriyetin demiryolları

Ankara'ya ilk tren 1892 yılında gelir. O dönemin Osmanlı Valisi olan Abidin Paşa zamanında ilk kez tren gören Ankaralıların şaşkınlığı anlaşılır olmalı. Hemen ardından gelen 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara'daki demiryolu ağı daha çok önem kazanır. Burası Doğu cephelerine, bilhassa Ulukışla üzerinden Ortadoğu'ya açılan kilit nokta haline gelir.

Kurtuluşun hemen ardından başlayan demiryolu ve gar çalışmalarıyla birlikte Ankara'nın da çehresi değişir. İlk yapılan garlardan biri Gazi Garı'dır. Çiftlik arazisi üzerine yapılan bu gar bizzat Gazi Paşa tarafından 1 Şubat 1926 tarihinde açılır. Mimar Burhanettin Tamcı'nın çalıştığı bu gardan sonra peş peşe çalışmalar devam eder. Bugün mekansal ve kamusal dönüşümleriyle gündeme gelen Ankara Garı dahil olmak üzere Ankara'daki tüm gar ve istasyonlarda toplamda 85 bin civarında işçinin çalıştığı biliniyor. 

Tarihi Ankara Tren Garı'nın bir tür kampüs işlevi gördüğünü söyleyebiliriz. Gar lokantası ya da meyhanesi, gar gazinosu, berberi, çay bahçesi, 32 metre uzunluğunda saatli gar kulesi, reviri, misafirhane ve lojmanlarıyla birlikte tüm Ankaralıların uğrak mekânı haline gelir. Özellikle de gar gazinosu ve burada yapılan gösteriler, konserler ve buluşmalar kentin nabzını tutar. Hemen yanında inşa edilecek olan Gençlik Parkı'ndaki gazino ile hep bir yarış içinde olan Ankara Gar Gazinosu pek tabii açık ara farkla öndedir. 

Dönemin tanıkları "hamallarla sanatçıların bir arada eğlendikleri gazino" diye anlatıyor Ankara Garı'nı. Kurtuluş savaşının karargâhlarından bir olan Ankara Garı savaştan sonra da şehrin kültürel merkezlerinden bir haline gelmiş.

İlk olarak Mustafa Kemal'in talimatıyla şehre gelen yabancı misafirlerin ağırlanması için hayata geçirilen gar gazinosu yıllar içinde tüm Ankaralıların birlikte vakit geçirdikleri bir yer haline gelir. Tabii bir de meclis müdavimlerinin... Her ne kadar akla ilk gelen Yahya Kemal olsa da parlamento mesaisinden dolayı her hafta Ankara'ya gelmek zorunda olan birçok İstanbul ve İzmir vekilinin uğrak mekânı haline gelir gar gazinosu. Ve haliyle sanatçıların… Zeki Müren, Müzeyyen Senar ve Behiye Aksoy gibi birçok önemli ismin sahne aldığı gazino aynı zamanda Ankara Palas ve eski meclise yürüme mesafesinde olduğu için çok ilgi görür. Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Atilla İlhan, Yaşar Kemal müdavimleri arasındadır. 

Gar lokantaları, gazinoları ya da meyhaneleri memleketin dört bir yanında tüm yurttaşların nefes aldıkları, birkaç kadeh içki içip sosyalleştikleri, zaman zaman dinlemeye doyamadıkları sanatçıların sahne aldıkları mekanlardır. Kamusal alanlardır. Tüm yurttaşlara açıktır.

Şimdilerdeyse hem gar meyhaneleri kapatıldı hem de yemekli olan kısımları sadece personele hizmet vermekle sınırlandı. Bu durum kamusal alanın tasfiyesinin yanı sıra kamusal kültürün, cumhuriyet devriminin yarattığı kültürel iklimin de yok edilmesine neden oldu.

Ne yazık ki artık hamallarla sanatçılar yan yana gelemiyor. 

'Ankara'nın kalbi'

Ankara Garı'na doğru yürürken ön tarafta tüm ihtişamıyla eski yapı selamlıyor gelenleri. Ancak boynu bükük, biraz da mahzun. Hemen arkasında bitiveren Yüksek Hızlı Tren (YHT) Garı, nam-ı diğer Gar AVM, bozkıra karşı zafer elde eden kentin, sermaye karşısında yaşadığı hezimeti gösteriyor adeta. 

Garın içine girdiğinizde ferah ve tavanında aydınlık bir cam olan orta salon karşılıyor yolcuları. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki aydınlanma imgesiyle uyumlu tarzı tercih etmiş 24 yaşındaki genç mimar Şekip Akalın. Girişte sağda eskiden yoğun bir şekilde bekleme salonu olarak kullanılan yerin hemen yanında 35 yıldır makas sallayan berber Cemal karşılıyor gelenleri. Ağaran saçlarında Ankara Garı'nın tarihi var. 

"Eskiden cıvıl cıvıldı buralar. Şuraya AVM yapılınca buranın eski ihtişamı kalmadı. Buraya artık sadece eski trenler geliyor. Hızlı trenlerin hepsi AVM'den kalkıyor" diyor. 

"Ben küçüktüm tabi. Burada berberin yanına çırak olarak girmeden önce de çok gelirdim Ankara Garı'na. Gar Gazinosu vardı o zamanlar. Ailece gelirdik. Bak şu kulenin hemen arkasındaki çay bahçesi açık hava gazinosuydu. Zeki Müren, Adnan Şenses, Muazzez Abacı aklıma gelen ilk isimler. Ağaca çıkar izlerdik görebilmek için" diyor anlatırken. O günleri anarken gözlerinin içi parlıyor. 

Girişte sağda eskiden yoğun bir şekilde bekleme salonu olarak kullanılan yerin hemen yanında 35 yıldır makas sallayan berber Cemal karşılıyor gelenleri. Ağaran saçlarında Ankara Garı'nın tarihi var. Fotoğraf: M.F. Arıkan

'Çünkü biz demiryolcuyuz'

Tam sohbetimiz devam ederken bir görevli geliyor yanımıza. "Cemal abi haydi hızlı bir sakal traşı, yola çıkacağım" diyor.

Oturuyor berber koltuğuna. Ne zamandır burada çalıştığını ve görevini sorunca "Demiryolcuyuz biz" diye başlıyor söze, fırçanın yüzündeki hareketleriyle sakalları köpürürken. 

"Babam demiryollarından emekli oldu. Sonra bayrağı ben devraldım. Ben de eski trenlerde çalışıyorum. Host oldum. Ailece demiryolcuyuz biz" diyor.

Demiryolcu olmak bir kimlik. Bunu söylerken mekânın sahibi gibi hissettiriyor ses tonu. Berber Cemal sözü devralıyor ardından: 

"Eskiden buralar curcuna olurdu. Ben dört kalfayla yetişemezdim işlere. Şimdi de böyle işte, gördüğün gibi. Gelen gidenle lak lak ediyoruz" diyor ve ekliyor "Yanlış anlamayın tabii, sözüm size değil. Anlayın işte. Eskiden bura başkaydı. Ankara Demirspor'un bile başka bir forsu vardı. Mesela şimdi kimse bilmez ama Fikri Elma vardı. Gol kralı. Ankara Demirspor'da attığı gollerle 100 gölü geçen nadir futbolcuydu. Anla işte. Golcüsü de başkaydı."

Peki sen de demiryolcu musun Cemal abi diye sorunca "Yok biz demiryolcu olamadık. Berberlik bizim işimiz. Demiryolcular başka" diyor. 

Herkes demiryolcu olamıyor yani Cemal ustanın deyimiyle. Kimileri şanslı. Babadan görmüşler demiryolcu olmayı. Kimisi çok çabalamış ama girememiş kuruma. 

***

Gar gazinosu şimdilerde Kule Restoran olmuş. Ancak görevlisinden, restoranda yemek servisi yapan garsonuna, makinistlere yolluk hazırlayan görevlilerden hareket amirliğine kadar herkes gururla ifade ediyor demiryolcu olmayı. Restorandaki garson kadınlardan bir tanesi göğsüne taktığı demiryolları rozetini gösteriyor kıvançla ve eğilip kulağımıza "Bak bu rozet kimsede yok. Yalnızca bende var. Ben has demiryolcuyum yani" diyor gülerek.

Ama bir yandan da zayıflıyor bu bağlılık ve ilişkiler. Böylesi güçlü bir dayanışmanın ve kimliğin berhava edilmesi için en etkili yöntemi bulmuşlar patronlar: Taşeron sistemi! 

Sohbetimize dahil olan demiryolculardan biri "Ben babadan demiryolcuyum. Henüz demiryolcu olamadım. Taşeronda çalışıyorum. Buradaki işçilerin çoğu taşeron artık. AVM Gar'dakilerin neredeyse hepsi taşeron zaten. Orası ayrı bir dünya" diyor.

İbrahim bunları anlatırken öfkeli. Ne kadar zamandır burada çalışıyorsun diye sorunca “Girdi çıktıya göre mi toplamda çalıştığım süre mi?” diye cevap veriyor. Çünkü taşeron firmalar, işçileri her yıl düzenli olarak bir ay kadar işten çıkararak bir sonraki sene tekrar işe alıyor. Bu sayede kıdem tazminatı gibi ek maliyetlerden kurtulmuş oluyorlar. İbrahim de girdi çıktıya göre sekiz ay, toplamda da sekiz yıldır burada çalışıyormuş. 

Taşeron demiryolu emekçilerinin haklarının olmadığından ve işlerinin pamuk ipliğine bağlı olduğundan söz ediyor diğer yandan. Sohbete katılanlardan daha kıdemli olansa biraz iç çekerek destekliyor İbrahim'i:

"Şimdilerde azaldı. Ama normalde bizim eskiler düğünde, cenazede hep yan yana olurdu. Mesela diyelim ki sen demiryolcusun. Kalk buradan Türkiye'nin neresine gidersen git orada bir demiryolcu bulurdun. Çalışanı yoksa emeklisi vardı. Sahip çıkarlardı birbirlerine. Ama şimdi o duygu, o dayanışma kalmadı. Nasıl kalsın. Burada çalışanlar en fazla üç, bilemedin beş yıl çalışıyor üst üste. Buradan çalışıp da emekli olmak eskilere has bir şey. Yenilerin hepsi neredeyse taşeron artık."

Ankara Tren Garı'nın hemen karşısında yer alan saat kulesi aynı zamanda Kule Restoran olarak kullanılıyor. Burası eskiden Gar Gazinosu olarak kullanılan mekanın üst katı aynı. Fotoğraf: M.F. Arıkan

'O şenliklerden heyhat kim kaldı'

Protokol salonuna giriyoruz. "İzniniz var mı?" sorusunu geçiştirip, “şöyle bir bakıp çıkacağız, gazeteciyiz, hocayız” falan diye yanıtlıyoruz. Kimseler yok. "İçinden tren geçen AVM'den" sonra buralar pek bir tenha kalmış. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren birçok bürokratın gölgesine tanıklık etmiş pencereler ve üzerine devlet ciddiyeti sinmiş koyu kahverengi lambriler yerden tavana kadar yükseliyor. 

"Eskiden çok gözde bir yermiş burası. Hatta yüksek hızlı tren seferleri eski gardan yapılırken çok canlıydı bu salon. Şimdi karşı taraf yapılınca pek kimse gelip gitmiyor buralara. Bu turistik tren uğurlamalarında falan yoğunluk oluyor bazen" diyor protokol salon görevlisi.

Müsaade isteyip çıkıyoruz. Hemen karşımızda, müzenin yan tarafından saat kulesinin altında eski Ankara Gar Gazinosu yer alıyor. Şimdilerde personel yemekhanesi. "Dışarıya" da hizmet veriliyormuş, yani demiryolcu olmayanlara da. Ama randevu sistemiyle. Malum, devletli davetlisi pek sık olunca bazı günler dışarıya kapalı oluyormuş. 

 

Eskiden Gar Gazinosu olarak kullanılan sahne. Şimdilerde protokol toplantılara ev sahipliği yapıyor. Fotoğraf M.F. Arıkan 

İçeri girince önce kocaman bir sahne karşılıyor bizleri. İçinde baloların yapıldığı, konserlerin verildiği, eğlencelerin düzenlendiği o meşhur sahne. Kimler geldi kimler geçti buralardan diye düşünüyor insan. Kimler yuttu tozunu bu sahnenin.

Karşısında şimdi daha çok protokol ya da toplantı düzeninde kurulu masalar eskilerden gazino düzeninde kuruluymuş. Hemen üst katına çıkan merdivenlerin süslemelerinde TCDD amblemleriyle işlenmiş demir korkuluklar var. En üst kat yemek salonu. Saat kulesinin hemen altındaki yemek salonuna Kule Restoran deniyor. Malum, son düzenlemelerden sonra alkolsüz mekanlar kervanında artık burası da. 

Hemen üst katına çıkan merdivenlerin süslemelerinde TCDD amblemleriyle işlenmiş demir korkuluklar var. En üst kat yemek salonu. Fotoğraf M.F Arıkan

Gazinonun hemen karşısındaki bahçede hummalı bir tadilat var. Burası vaktiyle yaz akşamlarında etkinliklerin düzenlendiği çay bahçesi. Namı diğer açık hava gazinosu. Burada düzenlenen konserleri çocuklar ağaçlara çıkarak izlermiş vaktiyle. Ankara'da hamalla sanatçının yan yana geldiği etkinliklerden. Şimdilerde özelleştirmeler ve alışveriş merkezi olan tren istasyonları derken o eski ihtişamı kalmamış. Akla Attila İlhan dizesi geliyor: "Gramofonda incesaz, meyhane musikisi, o şenliklerden heyhat kim kaldı."

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.