Breadcrumb
Doruk Maden işçilerinin hak arayışına engel: 'İktidar hukuku bir silah gibi kullanıyor'
Yayın Tarihi: 22.04.2026 , 17:23 Güncelleme Tarihi: 22.04.2026 , 22:47
Eskişehir'de bulunan Doruk Madencilik bünyesinde çalışan işçiler, ödenmeyen maaşları, gasp edilen kıdem tazminatları ve insanca çalışma koşulları talebiyle uzun süredir direnişlerini sürdürüyor. Yerin yüzlerce metre altında, iş cinayetleriyle burun buruna çalışan madenciler, aylardır patronların ödemediği haklarını alabilmek için seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu haklı taleplerin karşılık bulmaması üzerine direnişlerini başkente taşıma kararı alan işçiler, haklarını aramak ve yetkililerle görüşmek için Ankara'ya gelmişti.
Ancak madencilerin Ankara'daki bekleyişi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sert bir polis müdahalesiyle karşılaştı. Haklarını talep eden madenciler, bakanlık önünde yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Gözaltına alındıktan 14 saat sonra serbest bırakılan işçiler, onca baskıya ve müdahaleye rağmen henüz hiçbir haklarını alabilmiş değil ve mağduriyetleri katlanarak devam ediyor.
Boyun Eğmeyen Hukukçular, gözaltına alınan madencilerin durumuyla ilgili bir açıklama yaparak yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekti. Yapılan açıklamayı, direnişin hukuki boyutunu, kolluk müdahalesini ve yargının bu tablodaki işlevini Boyun Eğmeyen Hukukçular'dan Avukat Çisel Demirkan soL'a anlattı.

Sermayenin ve iktidarın kamu düzeni bahanesi
Madencilerin en temel haklarını aramak için bakanlık önüne gelmesi ve ardından apar topar gözaltına alınması "kamu düzeni" gerekçesiyle açıklandı. İşçilerin hak arayışının bir güvenlik sorunu gibi sunulmasını hukuki olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demirkan: Ne yazık ki ülkemizde emekçilerin en temel anayasal haklarını kullanması dahi kamu düzeni ve güvenlik başlığı altına sokuluyor. Çünkü hak arama hürriyeti ne sermaye sınıfının ne de iktidarın hoşuna gitmiyor. Hakkını arayan, haklarını bilen işçi örgütlenir ve sömürünün bir parçası olmaz. Madencilerin emeğinin karşılığını istemesi, insanca çalışma koşulları talep etmesi bir hak değil de tehdit gibi sunuluyor. Bu yaklaşım, işçinin sesini, emeğin gücünü bastırmaya dönük siyasal bir tercihin yansımasıdır; hak arama faaliyetleri bilinçli şekilde kriminalize edilmektedir. Böylelikle yaşanacak her türlü hak gaspında işçiler, emekçiler daha kolay susturulacaktır. Sermayenin daha çok kazanması iktidar tarafından garanti altına alınacaktır.

Hukukun sınıfsal karakteri: Geciken adalet
Patronların aylardır süren yükümlülük ihlalleri karşısında işlemeyen hukukun, işçiler sokağa çıktığında aniden hızlanmasını neye bağlıyorsunuz?
Patronların çıkarları söz konusu olduğunda hızla işleyen mekanizmalar, emekçiler söz konusu olduğunda ağırlaşıyor, hatta kilitleniyor. Tabii ki bu bir tesadüf değil, hukukun sınıfsal karakterinin somut bir yansıması. Ekonomik ve siyasal güç sahipleri için etkin olan hukuk, yoksul halk, işçiler ve kadınlar için çoğu zaman geciken, yoran ve caydıran bir araca dönüşüyor. Böylelikle çarkın döndüğüne ve sermaye sınıfının çıkarlarının korunduğuna emin olunuyor.
Mevcut hukuk ve onun sağlayıcılarının tek amacı mevcut sermaye sınıfının çıkar ve hatta zevklerini korumaktır. Madencilerin emeklerinin karşılığını almaması, insanlık dışı ve ölümle burun buruna çalışmaları maden sahipleri için bir sorun değil, aksine kazanç kapılarından biri. Buradaki hak gaspının teminatı da sermaye sınıfı için hukuku bir silah gibi kullanan iktidardır.
Anayasal hakların kriminalize edilmesi
Gözaltı işlemlerinde genellikle 2911 sayılı kanun öne sürülüyor ve genel suçlamalar yöneltiliyor. Anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kolluk eliyle nasıl suç ilan ediliyor?
Bu tür toplu gözaltılarda çoğu zaman somut, bireyselleştirilmiş delilden ziyade genel ve muğlak suçlamalar devreye sokuluyor. 2911 sayılı kanun kolluk ve iktidar tarafından hukuksuzca anlamlar yüklenerek bükülmeye çalışılıyor. Ve hatta anayasa neredeyse yok sayılarak müdahale ediliyor. Kamu düzenini bozma, direnme gibi geniş yorumlanabilir başlıklar üzerinden bir kriminalizasyon yaratılıyor. Aksine hukuk ve kanunlar işçilerin, emekçilerin, kadınların ve çocukların hak arama hürriyetinin teminatıdır. Siyasal ve anayasal haklarını kullanmaları için yegane çözümdür. Eylem hakkı, basın açıklaması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, direnme hakkı, angarya yasağı, işçilik hakları hepsi anayasanın teminatı altındadır. Ve anayasa açıkça hak arama hürriyeti sunar.
Ama hem yargı hem kolluk hem de iktidar birbirinden asla bağımsız olmadan bunu bir suç ilan edip, bir baskı ve şiddet aracı olarak kullanmaktadır. Bu da yargının, tarafsız bir hakem olmaktan ziyade, mevcut düzeni ve sermaye ilişkilerini koruyan hukuku emekçilere karşı bir silah olarak kullanan bir aracıya dönüştürüyor.
İşçi sınıfının susturulmaya çalışılan sesini daha gür duyurmak ve sermaye düzeninin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için soL Haber'e abone olun. Emeğin ve hak mücadelesinin yanında saf tutan bağımsız gazeteciliği büyütmek için bu sese güç verin.
'Avukatlar umudu taşıyan kale olmak zorunda'
Bu orantısız müdahaleler, ters kelepçeli gözaltılar ve keyfi suç isnatlarına karşı hukukçuların ve emekçilerin nasıl bir mücadele hattı örmesi gerekiyor?
Toplu ve ayrım gözetmeyen gözaltılar, orantısız müdahale, delilsiz suç isnatları ve savunma hakkının fiilen zorlaştırılması bu sürecin en belirgin keyfilikleridir. Buna karşı verilecek mücadele yalnızca hukuki değil, aynı zamanda örgütlü ve politik olmalı. Güçlü bir avukat dayanışması, örgütlü mücadelenin büyütülmesi, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve sahada varlık göstermek bu hattın temel unsurlarıdır. Örgütlenmek ve bu dayanışmayı, direnişi büyütmek gerek. Emekçilerin, kadınların ve çocukların uğradığı bütün hak gasplarına karşı avukatlar savaşan, hukuk mücadelesini veren, umudu taşıyan kale olmak zorunda. Çünkü sermayenin, iktidarların yıkamadığı ve yıkamayacağı kaledir avukatlar.
'Kısa vadeli baskılar uzun vadede mücadeleyi büyütür'
Son olarak, madencilere yönelik bu son gözaltı dalgasının Türkiye'deki genel işçi sınıfı mücadelesini hedeflediğini söyleyebilir miyiz? İktidar bu pratikle ne mesaj vermek istiyor?
Madencilere yönelik bu gözaltılar, yalnızca o anki direnişi bastırmaya dönük değil tüm işçi sınıfına ve sendikal mücadelelere verilmek istenen açık bir mesajdır. Tekel direnişinde, Soma katliamı sonrası, her 25 Kasım'da, her 8 Mart'ta, her 1 Mayıs'ta ve hatta 6 Şubat depreminden sonra… Her haksızlığa, devlet eliyle yaratılan facialarda özellikle hukuku, gözaltını bir silah olarak kullandılar, kullanıyorlar. Bu nedenle bu süreç, geniş anlamda bir gözdağı ve caydırıcılık politikası olarak okunmalı.
Ancak tarih gösteriyor ki, bu tür baskılar kısa vadede geri adım attırsa da uzun vadede mücadeleyi büyüten bir etki de yaratabilir. Bu baskı, bu zorbalık direnen emekçilere geri adım attıramayacaktır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.