Breadcrumb
Dört vaka, bir vakıa: İngiliz istihbaratının Türkiye’deki sağcılarla ilişkisi
Yayın Tarihi: 03.11.2025 , 18:06 Güncelleme Tarihi: 04.11.2025 , 00:31
AKP’nin bir türlü halkın desteğini sağlayamadığı Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonda son hamle, “casusluk” suçlaması oldu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ve ekibi, aralarında gazeteci Merdan Yanardağ’ın da bulunduğu şüphelilere öyle suçlamalar yöneltti ki, Hüseyin Gün üzerinden herkes, birden fazla yabancı istihbarat örgütüne çalışan casuslar ilan edildi. Üstelik, daha suçlama hakim karşısına getirilmeden TELE1’e kayyım yoluyla çöküldü.
Sözde “casusların” çalıştığı bir numaralı istihbarat örgütüyse, iddiaya göre, İngiliz MI6 oldu.
Başta Merdan Yanardağ olmak üzere, şüphelilere yöneltilen “casusluk” iddiası, daha önce soL’da incelediğimiz üzere çok sallantılı.
Ama İngiliz istihbaratının Türkiye’deki sağcılarla yakın ilişkisi çok gerçek.
Vaka 1: Suriye’yi bölmede işbirliği
18 Eylül günü MI6’nın şefi Richard Moore, emekliliğe ayrılma konuşması yaptı.
Moore bu konuşma için mekan olarak İstanbul’u seçmiş, üstelik, Türkiye’yi küçük düşürürcesine İstanbul’dan tüm dünyaya “İngiliz istihbaratına casusluk yapmak için kullanabilecekleri kanalları” ilan etmişti. İşin o kısmını daha önce soL’da ele almıştık.
Moore, o konuşmasında, İngiliz gizli servisinin geçen yıl Suriye’de Esad’ı deviren operasyonda başı çeken Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) örgütüyle çok daha öncesinde ilişki kurduklarını itiraf etmişti.
Kriz zamanlarında önemini ortaya koyan uzun dönemli ilişkiler tesis edebilme becerimizle gurur duyuyoruz… HTŞ ile Beşir Esad’ı devirmelerinden bir ya da iki yıl önce ilişki kurmamız sayesinde, Birleşik Krallık hükümetinin Suriye’ye haftalar içinde dönüş yapabilmesinin önünü açmış olduk.
Suriye’nin bölünmesine gitmekte olan süreçte Türkiye, İngiliz istihbaratıyla işbirliği yapmış ve sahada HTŞ’nin operasyonuna destek vermişti.
İngiliz istihbaratıyla el ele, Türkiye’nin sağ iktidarı, bölgede İsrail’in at koşturmasını sağlayan operasyonun yürütücüsü oldu.
Vaka 2: Hüseyin Gün’ün kendisi
Başsavcılık, geçmişi şüphe uyandıracak kadar istihbarat servisleri, yabancı devletler ve istihbarat kökenli özel siber güvenlik şirketleriyle yakın ilişkiyle dolu Hüseyin Gün’ü İngiliz ajanı ilan edip operasyon yaptı.
Operasyonu takip eden bir hafta içinde ortaya çıktı ki, meğer Türkiye devleti, bu “azılı İngiliz casusuyla” yıllardır işbirliği yapıyormuş.
Gün, 2010-2016 yılları arasında Londra’da Türkiye Büyükelçiliği’nin “eli kolu” gibiydi. 2010 yılında Egemen Bağış, İbrahim Kalın, Kürşat Tüzmen gibi dönemin AKP’li isimlerini İngiliz bakan ve parlamenterlerle bir araya getiren Londra’daki “Yükselen Türkiye” toplantısının organizatörlerinden biriydi.
Aynı yıl, TMSF’nin o dönem çöktüğü şirketleri kapatmak için hükümet teşviğiyle ihalelere giriyordu.
Gün’ün İngiliz istihbaratına çalıştığına en büyük kanıt olarak ortaya atılan isim, Christopher Paul McGrath’ın yöneticisi olduğu şirket, bu yıl dahi Türkiye’deki iki bakanlıktan ihale almıştı. Yani Türkiye devleti, MİT raporuna göre “İngiliz istihbaratıyla ilişkili” saydığı isme, bizzat kendi eliyle bakanlıkların verilerini sunuyordu.
Yani İngilizlerin zaten casusa ihtiyacı yoktu, Türkiye’deki iktidar, İngiliz istihbaratına ülkede at koşturması için yeterli alanı sağlıyordu.
Vaka 3: Çözüm komisyonuna İngiliz aklı
Yakın zamanlı üçüncü vakayı, soL’daki köşe yazısında Aydemir Güler gündeme getirdi.
Türkiye’deki çözüm süreci için kurulan komisyonun birçok üyesi, İngiltere’de devletle yakın işbirliği içindeki bir kurumun davetlisi olarak bu ülkeye gidecek ve çözüm için öneriler dinleyecek.
Democratik Progress Institute, yani Demokratik İlerleme Enstitüsü isimli söz konusu kuruluş, dünyadaki çatışmaların çözümü konusunda faaliyet yürütüyor, ancak kuruluşun sitesindeki açıklamalara göre en fazla odaklandıkları konuların başında Türkiye’deki Kürt sorunu geliyor.
Çalışanları arasında da Kerim Yıldız, Saniye Karakaş gibi Türkiye kökenli isimler bulunan kuruluş, 2010’ların ilk yarısında yürütülen çözüm sürecinde de rol oynadığını, sitesinde yayımladığı raporda dile getiriyor.
İddiaya göre AKP, CHP ve DEM’li komisyon üyeleri, İngiltere’deki toplantıda emekliliğini İstanbul’da duyurmuş olan MI6 şefi Richard Moore’u da dinleyecek.
Yani bizzat TBMM, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinde, İngiliz istihbaratının aklına başvuracak.
Vaka 4: MI6 casusu olarak Abdullah Çatlı
Son vakayı, bugün soL’da Ercan Deniz Küçük yazdı.
İngiliz istihbaratı 1990’lı yıllarca Çin’i bölme planı yapıyor, bu amaç için Uygurları kışkırtmak üzere Türkiye’deki ülkücüleri kullanıyordu.
Kilit isimlerden biri, ülkücü çete lideri Abdullah Çatlı’ydı. Çatlı, “Michael Nicholson” adına düzenlenmiş sahte pasaportla defalarca Çin’in Sincan bölgesine gitti ve terör eylemleri düzenlenmesine aracılık etti.
İngiliz ve Amerikan istihbaratı, Çin’e karşı kışkırtma faaliyetlerinde Çatlı dışındaki ülkücülerden de yararlandı.
Son dönemde ortaya çıkan bu dört vaka, aynı vakıaya işaret ediyor: İngiliz istihbaratıyla da, Amerikan istihbaratıyla esas yakın ilişki içinde olanlar, Türkiye’deki sağcılar.
Başkalarına yönelik suçlamalar, işbirlikçi sağcıların tekel konumlarını kaybetmeme isteğinin yansıması.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.