Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Adliyenin karşısında bekleyiş: ‘Casusluk’ ifadeleri bize ne anlatıyor?

26 Ekim Pazar günü, uzun bir gündü. Casusluk soruşturması kapsamında ifadeler alındı, Merdan Yanardağ tutuklandı. Peki o günden geriye ne kaldı?

Fotoğraf: Fatoş Erdoğan

Emre Alım, Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 30.10.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 30.10.2025 , 00:07

Artık gazetecilerin hayatının parçası haline gelmiş olan Çağlayan Adliyesi’nin önündeki kafede oturuyoruz.

Herkesin kulağı, “şapkadan çıkmış” olan figürün, Hüseyin Gün’ün ne diyeceğinde. Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan’ın ifadeleri de merak konusu. Ama herkesin aklı, Merdan Yanardağ’da.

Masanın etrafında, Tele1 çalışanları var. Tele1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, 24 Ekim Cuma sabahı kanal binasına gelen polislerce gözaltına alındı. O Pazar sabahı, diğer tutuklularla birlikte adliyeye getirildi, sabah 10:30’da. Yanardağ Adliye’nin altında, çalışma arkadaşları dışında bekliyor.

Her yer polis. Barikatlar, ne olur ne olmaz diye, bir kaleyi istihkam edercesine iki sıra yapılıp, ara bağlantılarla tahkim edilmiş.

Mahalle tarafında ufak bir alan bırakılmış. CHP otobüsünün etrafında birkaç yüz kişi var. Özgür Özel, “tüm İstanbul’u” oraya çağırdı, ama hem polisler hem de CHP’liler çok fazla kişinin gelmeyeceğini bilir gibiler.

Yine de, etrafta İmamoğlu destekçisi CHP’liler de çok. Polisler de, CHP’liler de kafede koltuk kapma yarışı içinde. Tüm bu keşmekeşin ortasında gazeteciler, bir masanın etrafına sığıyor.

Kalabalığın ortasında, yalnızlar.

Bekleyiş, saatlerce sürüyor. Saat 16:00’ya yaklaşırken, Hüseyin Gün’ün ifadesi düşüyor. Sohbet kesiliyor, yüzler telefonlara dönüyor, herkes harıl harıl okumaya dalıyor.

* * *

Savcılığa teslim edilen deliller oldukça kapsamlı. Hüseyin Gün’e ait telefon bunların başında geliyor. Çünkü bu sayede Whatsapp ve Wickr gibi mesajlaşma uygulamaları üzerinden yaptığı görüşmeler incelenebiliyor. Ayrıca Gün’e ait 4’ü yurtiçi 4’ü yurtdışından alınmış 8 telefon numarasına ait baz kayıtlarına bakılıyor, dünyanın neresinden sinyal verdiği tespit ediliyor. Gün’ün telefonuna kaydettiği 721 not da okunuyor.

Bu deliller tek tek gösterilerek Gün’e 100’den fazla soru yöneltiliyor. Göze ilk çarpan, bu delillerin çoğunlukla kronolojik bir sırayla değil, birbirinden farklı tarihlerde olmalarına rağmen gruplandırılarak değerlendirilmiş olması.

Bunun bir sorgu tekniği olduğu öne sürülebilir. Fakat Başsavcılığın Cuma günü yaptığı açıklama ve yandaş basına sızdırdığı daha ayrıntılı açıklama ele alınınca, meselenin Gün’e yönelik değil, kamuoyuna yönelik bir taktik olduğu anlaşılıyor. Kronoloji olmayınca, birbirinden tamamen kopuk, üstelik de ucu iktidara da dokunabilecek olaylar, başka türlü bir algı yaratmak için kullanılıyor.

1974’te Almanya’da doğan, İngiltere’de okuyan, çeşitli bankalarda çalıştıktan sonra Avicenna Capital isimli yatırım şirketini kuran Gün’e savcılığın yönelttiği soruların bir bölümü, 2010-2016 yılları arasına dair elde edilen bilgilere dayanıyor.

Bu tarihlerde Hüseyin Gün’ün görüştüğü tanınmış isimlere odaklanılmış. Bunlar kim mi?

- MI6 eski direktörü ve İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Richard Moore
- İngiltere eski Özel Kuvvetler Komutanı John Taylor Holmes
- Ermenistan eski Başbakanı Karapetyan Karen
- Ermenistan eski Cumhurbaşkanı Sarkisyan Armen
- İsrail eski Başbakanı Ehud Olmert
- Fethullahçı Aytaç Ocaklı

Hüseyin Gün bu isimlerle “ticari faaliyetleri” için görüştüğünü söylüyor ve detay vermiyor. Savcılık da bu konuda başka bir soru sormuyor.

* * *

“Bir tuhaflık var bu adamda.”

Gözleri telefonlarında, 262 sayfalık ifadeyi okuyan gazeteciler, ara ara kafalarını kaldırıp birbirlerine aynı şeyi söylüyor.

Çok fazla ilişkisi var. Devlet başkanları, istihbaratçılar, Fethullahçılar…

Merdan içeride. Dışarıdaki gazetecilerin birinci önceliği, Yanardağ’ın akıbeti. Meslektaşlarına karşı savcılığın elinde ne olduğunu anlamaya çalışırken, Gün’e sorulan sorulardaki bağlantılar, herkeste kuşku uyandırıyor.

Kanal, TMSF’nin eline geçmiş. Değil yarın yeniden haber yapıp yapmayacakları, hâlâ bir iş sahibi olup olmayacaklarını bile bilmiyorlar. Ama o an, herkes yarınını unutuyor. TMSF, kayyım, Tele1 geride kalıyor. Gazeteciler, Gün’ün ifadesini kavramaya çabalıyor.

* * *

Gün’ün görüştüğü isimler gerçekten dikkat çekici. Peki, savcılık niye 2010-2016 arasında görüşülen isimlere dair başka soru sormuyor?

İlk akla gelen yanıt, Hüseyin Gün’ün “ticari faaliyetler” gerekçesinin haklılık payı olması. Gün, gerçekten de uluslararası iş yapıyor, çok farklı ülkelerden çok sayıda kişi ve kurumla çalışıyor.

Ama, esas yanıt, başka bir yerde yatıyor. Hüseyin Gün, 2010-2016 arasında, AKP iktidarınca pek muteber sayılıyor.

Türkiye’nin Londra Büyükelçisi, Gün’le birlikte iş yapıyor. İçişleri Bakanlığı “Fuat Avni” isimli hesabın sahibini bulmak istiyor, Gün’ün kapısını çalıyor.

huseyn-gun-egemen-bagis.jpg
Toplantıya Egemen Bağış’ın yanında Kürşat Tüzmen, o günlerde Başbakan Danışmanı olan İbrahim Kalın, AKP’de farklı görevlerde bulunan Yaşar Yakış ve Nursuna Memecan da katıldı.
Kaynak: Bahadır Özgür

Büyük bir ironi, fakat Gün o dönem, TMSF’den de şirket almaya çalışıyor.

3 Mart 2009’da Cem Garipoğlu, Münevver Karabulut’u canice öldürüyor, aile oğlanı gizliyor. 4 ay sonra aile, holdingin en büyük iştiraklerinden Multinet’i TMSF’ye devrediyor. 2010’da şirkete iki büyük talip çıkıyor. Hüseyin Gün’ün Avicenna Capital’i, şirketi son anda Fransızlara kaptırıyor.

Kısacası, 2010-2016 arasında Hüseyin Gün, AKP’nin en sevdiği patron profiline uyuyor. Batıyla yoğun ilişkiler yürütüyor, Türkiye’deki satışlardan pay kapmaya çalışıyor, bütün AKP’liler gibi Fethullahçılarla görüşüyor, yeri geldiğinde “devletin imdadına” koşuyor.

Haliyle Başsavcılık, bu kısımları pek kurcalamıyor. Ama açıklama ve sorularında kronolojiyi allak bullak ediyor. Çünkü, kamuoyu da pek kurcalamadan, ortaya atılan tüm o isimlerin yarattığı karmaşada “casusluk” iddiasına inansın istiyor.

* * *

“Hiçbir şey yok.”

İfadede “Yanardağ” aratıp ilgili bölümleri okumayı ilk bitiren gazeteci, masaya duyuruyor.

“Bomboş. Birkaç defa kanala bağışta bulunmuş, o kadar. Mesajlar hepimizin izleyicilerle aramızda geçen mesajlar. Hiçbir şey yok.”

Yanardağ’ın, geçelim casus olmayı, herhangi bir kire bulaşmış olacağına inanmayan meslektaşları, Hüseyin Gün’e sorulan sorular ve alınan yanıtların bu kadar boş olmasına da inanamıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın son dönemdeki siyasi davalarını yakından takip eden gazeteciler, zorlama da olsa, uydurma da olsa daha fazlasını bulmayı bekliyor.

İlk kez umut yeşeriyor masada. “Yahu”, deniyor, “bu kadarsa bırakmaları lazım Merdan Ağabey’i”.

Merdan Yanardağ'ın Tele1 Genel Merkezi'ndeki odası.

* * *

Hüseyin Gün’ün savcılık ifadesinde 2016-2018 yılları arasında üzerinde durulan tek isim Chris McGrath. Eski bir istihbaratçı ve tıpkı Hüseyin Gün gibi siber güvenlik alanında “danışmanlık” yapıyor. Nitekim ikiliyi bir araya getiren kişi, İngiltere’nin eski Özel Kuvvetler Komutanı John Taylor Holmes.

McGrath ve Gün’ün kimi zaman birlikte çalıştıkları, kimi zaman da birbirlerine müşteriler buldukları görülüyor. Aralarındaki en ilginç diyalog, 15 Mayıs 2018 gününden. Yani, henüz Gün, en azından savcılığın sorularına ve şüphelilerin ifadelerine bakılırsa, CHP’lilerle ilişkiye geçmemişken.

McGrath’ın Gün’e gönderdiği ve gizlice çekildiği anlaşılan fotoğrafta dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Londra’da bir otelin bahçesinde görüyor. Ancak McGrath’ın odağında bakanlar değil, onların yanında oturan takım elbiseli kişi var. Fotoğrafı Hüseyin Gün’e atıyor ve “Kuzen burada” diyor. Gün, fotoğrafı anında “kuzen”e iletiyor, “kuzen” etrafına bakınsa da fotoğrafı çekeni göremiyor. Sonrasında ikili arasında şöyle bir konuşma geçiyor:

McGrath: Ona söyle, sağ tarafında puro içen bir MI6’li var. Tepemizde dolaşan helikopteri benim ayarladığımı söyle.
Gün: Türk’ümü henüz ortaya çıkarmayacağım. Türk’üm bir hayalet.
McGrath: Onu göremezsin. Görüyorsan bil ki seni sokmuştur.

Yani iki ortak, bakanların yanında bulunan kendi tanıdıklarıyla kafa bulup eğleniyor.

1
McGrath'ın Gün'e gönderdiği fotoğraf. Solda "kuzen" dedikleri şahıs, sağda dönemin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci

McGrath’ın Gün ile ilişkisi, özel İngiliz istihbarat şirketi Clearwater’da yönetici olarak çalışmaya başlamasıyla sona eriyor.

Ama Türkiye devletinin ilişkisi sona ermiyor. McGrath bugüne dek Türkiye-İsviçre merkezli Prodaft adlı siber güvenlik şirketinde direktör olarak görev yapıyordu. Şirket, son bir yıl içerisinde Türkiye’de iki bakanlıktan ihale aldı. Yani Gün üzerinden CHP’lilerin “veri sızdırdığı” söylenen isim, zaten bizzat bakanlıktan aldığı ihalelerle verilere doğrudan erişebiliyordu. Cuma günü başlayan casusluk soruşturmasında adının geçmesi üzerine şirket, McGrath’ın görevine son verdi.

* * *

Savcılık, sabahtan beri adliyenin nezaretinde bekleyen isimleri bir türlü ifadeye almıyor. CHP’li avukatlar, adliyenin dışında bir basın açıklaması düzenleyerek, durumu protesto ediyor.

Bu sırada masada, bir kez daha kayyım konuşuluyor.

“Neye uğradığımızı şaşırdık. TMSF’ciler Cuma akşamı kanala geldiklerinde avukat sordular, avukat getirebilmemiz bile saatlerimizi aldı.”

Kayyım ekibi, Cuma akşamı Murat Taylan Tele1 Ana Haber Bülteni'ni sunduğu sırada kanala girdi. Taylan’a yayını kesme talimatı verdi. Taylan, çok soğukkanlı ve profesyonel bir şekilde durumu izleyiciye aktarıp bülteni kesti.

TELE1'e kayyum atandı
Tele1'e kayyım atanan an. Murat Taylan telefonundan kayyımı öğrendiği sırada, kayyım heyetinin başkanı 'yayını kesmesi' talebini kulağına kulaklıktan söylüyor.

Tele1 çalışanları, bir süre ne yapacaklarını bilemediler, olan biteni anlamaya çalıştılar. Yanardağ’ın yokluğunda, ne işler ne çalışanlar koordine edilebildi. Sol kamuoyu da Tele1’le ilk gece hızlı bir dayanışma geliştiremedi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, kanal binasına geldi. Kayyım İbrahim Paşalı’nın odasına geçti, elektronik sigarasını tüttürüp muhabbet etti.

“Basbayağı geyik çevirdiler. ‘Yahu buraya kadar geldik, bari yayına alıver’, ‘Efendim sonra kayyıma da kayyım atarlar’ seviyesinde kakara kikiri… Sinirlerimiz bozuldu.”

* * *

Hüseyin Gün’ün 2018’den sonra McGrath başka iş bulunca birlikte çalışmaya başladığı isim, eski CIA görevlisi Aaron Barr.

İfadede sorulan mesajlaşmalarda, İkilinin önce bir “proje” için Türkçe bilen dilbilimci aradıklarını görüyoruz. Ancak bu kişinin “güvenlik onayına” sahip olması gerekiyor. Aranan isim Leeds’te bulunuyor. Sadece dilbilimci olmadığı anlaşılan bu kişinin açık kaynak analizinde oldukça deneyimli olduğu üzerinde duruluyor.

Bu “proje” için sahada olmaları gerektiğinin altını çizen Barr, yapılacak işi şöyle tanımlıyor:

“Kitleyi, trendleri, algıyı, kilit kanaat önderlerini, onları etkileme yollarını ölçebiliriz. Bunu çok ince detaylara/psikometriğe kadar bölebiliriz. Botlar etkilemede etkili değildir. Etkili olmanın yolu, kilit etki platformları ve kişilikler inşa etmek veya kilit kanaat önderlerini etkilemektir. Biz bu istihbaratı sağlayabiliriz.”

Mayıs 2018’deki bu diyalogdan bir ay sonra, Barr Türkiye’ye ilişkin hazırladığı bir çalışmayı Gün’e gönderiyor. Çalışmanın konusu 23 Haziran’da başkanlık sisteminde yapılacak ilk seçimler.

“Analizlerimize dayanarak (Muharrem) İnce’nin hızlı yükselişini daha araştırmaya başladığımızda öngördük. O sırada insanlar ve gazeteler hâlâ onun 3. olacağını söylüyordu.”

Gün ifadesinde Muharrem İnce’yle “manevi annem” dediği Seher Alaçam aracılığıyla tanıştığını ancak bu çalışmayı “merak ettiği için” yaptırdığını söyledi.

Bu tarihlerde PiiQ isimli şirket üzerinden faaliyetlerini sürdüren Barr ve Gün’ün bir sonraki çalışmalarında adres yine Türkiye. Eylül 2018’deki mesajlaşmalarda bu çalışmanın öznesi “MU” olarak kodlanmış. 

Savcılığa göre adı geçen kişi Murat Ülker. Barr, çalışmanın sonuçlarını şöyle anlatıyor:

“Kendi tescilli dijital yaşam analiz platformumuz aracılığıyla şunu bulduk: Muhafazakâr milliyetçilerin özellikle onu hedef almasının nedeni, dinci sağın MU ve ailesini kendilerinden biri olarak görmesi ve onlardan birinin gemiyi terk ediyor algısı oluşması. Bunun MU tarafından ele alınması gerekiyor ve işte burada PiiQ devreye giriyor.”

Yani 2018’de Hüseyin Gün, Türkiye’deki sermaye gruplarına veri analiz işi yapmayı sürdürüyor.

* * *

Sonunda, akşamüzeri sularında, diğerlerinin ifade işlemleri başlıyor. Bekleyiş, masanın etrafındaki gazetecilerin de sinirlerini geriyor. Özgür Özel’in çağrısı toplanan CHP’liler, adliyenin dışındaki alanda volta atıyor.

Kafenin tıklım tıklım dolu bahçe kısmında, arka masada 8-10 CHP’li genç, bağıra bağıra tribün tezahüratlarından uyarladıkları İmamoğlu şarkıları söylemeye başlıyor. Hâlâ Hüseyin Gün’ün ifadesini anlamaya çalışan Tele1 çalışanları, daha fazla geriliyor.

Gençler apolitik İmamoğlu tezahüratlarından birdenbire Çav Bella ve Gündoğdu Marşı’na dönünce, bir gazeteci, dişlerinin arasından “Ben susturacağım bunları” diye fısıldıyor. Diğerleri, arkadaşlarını sakinleştiriyor. Gergin bekleyiş sürüyor.

* * *

Tarihler 18 Aralık 2018’i gösterdiğinde Ekrem İmamoğlu, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak duyuruldu.

31 Mart 2019'da düzenlenen seçimlerde İmamoğlu, AKP’li rakibi Binali Yıldırım’ı geride bıraktı. İktidar sonuçları kabul etmedi, YSK 23 Haziran 2019'da seçimlerin yenilenmesine karar verdi.

Savcılığın soruşturmasına göre Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu ekibinin teması bu aralıkta sağlandı.

Hüseyin Gün ile “manevi annem” dediği Seher Alaçam, İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın Etiler’deki ofisine gitti. Burada Alaçam, Gün’den İmamoğlu’nun kampanyasına yardımcı olmasını istedi.

Gün'ün anlatımına göre, Necati Özkan kendisinden o dönem AKP yönetiminde olan İBB veritabanındaki seçmen bilgilerinin "dark web"de paylaşıldığı duyduğunu, bu bilgiyi kontrol etmesini istedi. Aaroon Barr, açık kaynaklı darkweb'i kontrol ettiğinde bu verileri buldu. Daha sonra verileri Özkan'ın talebi üzerine analiz edip, politika önerileri haline getirdiler ve İmamoğlu'na raporladılar.

Burada soru işareti yaratan nokta verilerin kaynağı. Gün’ün “Darkweb’te bulduk” dediği veriler İBB’nin personelinin belediye sistemine girerken kullandığı adres ve şifreler. Gün’ün iddiasına göre, bu bilgiler kimliği belirsiz kişiler tarafından çalındı ya da sızdırıldı.

Gün ve Barr bu kullanıcı profilleri üzerinden İBB veritabanından gerekli bilgileri çekti ve kendi geliştirdikleri yazılımla analiz etti.

Peki, bu verilerde neler vardı? Gün’den dinleyelim:

"Göndermiş olduğum rapor içeriğinde İstanbul ilinde farklı bölgelerin ne gibi talepleri olduğu, neye ihtiyaç duydukları ya da neye kızgın oldukları yönünde bilgiler bulunmakta idi. Bunun dışında Ekrem İmamoğlu'nun ne şekilde davranması gerektiği de belirtilirdi. Ben de Necati Özkan'a bu bilgiler doğrultusunda İstanbul gönüllüleri olan toplulukta olan kişilerin sosyal medya üzerinden etkileşimde bulunmalarını söylüyordum. Fakat bu konuda kendilerini çok yeterli görmüyordum."

Hüseyin Gün'ün şirketinin faaliyetleri sosyal medyayı da kapsıyor. Gün'ün mesajlarında, sosyal medyada AKP'li trollerin İmamoğlu aleyhindeki haberlerine karşı atılabilecek adımlar hakkında önerilerde bulunduğu görülüyor:

"Gerçek zamanlı analizimiz, şu anda en çok araştırılan konunun Binali Yıldırım ile FETÖ arasındaki geçmiş ilişkiler/bağlantılar olduğunu gösteriyor. AKP trolleri İmamoğlu’na PKK/FETÖ ile ilgili temelsiz suçlamalar yönelttiği için, bu durum İmamoğlu’nun dijital ekibine bir fırsat sunuyor. Bu fırsatı değerlendirin ve sizinle ilişkilendirilemeyecek kanallardan Binali Yıldırım-FETÖ geçmiş konuşmalarını, videolarını vs. yaygınlaştırın. Böylece İmamoğlu’na yönelik temelsiz suçlamalar bastırılabilir."

Bu süreçte Hüseyin Gün, rüştünü ispatlamak için Necati Özkan’a iki defa gövde gösterisi yapıyor.

İlk olarak Ekrem İmamoğlu’nun başdanışmanı Murat Ongun’un telefonuna casus yazılım yüklendiğini tespit ettiklerini ve böylece Ongun’un yer aldığı her ortamın rahatlıkla dinlenebileceği konusunda uyarıyor.

Sonrasında İBB’nin teknoloji iştiraki BELBİM’in başındaki Melih Geçek’e ait Fokus Bilişim adlı şirketin veritabanına sızıyor ve elde ettiği bilgileri Özkan’a gösteriyor.

Gün’ün anlatımına göre bu raporlama işlemi İmamoğlu seçimi kazanana dek sürdü.

* * *

Saat 18:40 civarında, Merdan Yanardağ’ın ifade tutanağı düşüyor. Masada bir kez daha yüzler telefonlara gömülüyor.

“E tamam işte, hiçbir şey yok.”

Hüseyin Gün’ün ifadesi okunduğunda verilen tepki, bir kez daha masaya hakim oluyor.

Konu, bu kez, kanala ne olacağına geliyor. Herkesin ortak şikayeti, Tele1’de birliktelik, ortak hareket etme yeteneği, örgütlülük olmaması.

“Ben bu yüzden sendikaya üye olmuştum, neredeler şimdi” diyor bir gazeteci.

Masadakiler, işten çıkmaları halinde ne olacağını konuşuyor. Tele1’in de eksilmesiyle, televizyonda gazetecilik yapılabilecek mecraların sayısı iyice azaldı.

Ama mesele yalnızca mesleği yapabilmek değil. Aynı zamanda geçinebilmek.

15 Temmuz sonrası muhalif kanalların kapatıldığı dalgayı hatırlatıyor, masadakilerden biri: 

“Çok iyi hatırlıyorum. Bir ay önce iş teklif eden muhalif kanallar, diğerleri kapatılıp piyasada nitelikli gazeteci bolluğu olunca bir ay sonra aynı ücretin yarısını teklif etmişti.”

Masada kayyıma karşı birlikte bir şeyler yapma fikirleri kimi anlarda dalga dalga yayılıyor, ama her seferinde, geçinebilmek için kayyımın altında dahi olsa çalışmak zorunda kalacak iş arkadaşlarının durumunun beton somutluğuna çarpıp parçalanıyor.

* * *

2019’da İmamoğlu’nun farkı açarak zaferle çıktığı seçimden sonra ilk buluşma tebrik için yapıldı. Hüseyin Gün'ün ifadesine göre Gün ve "manevi annem" dediği Seher Elçili Alaçam, Necati Özkan aracılığıyla Ekrem İmamoğlu'yla görüştü. Gün, o ziyareti şu sözlerle aktardı:

"Bu ziyarette kendisini seçimi kazanması nedeniyle tebrik ettik. Kendisi de manevi annem ve bana hitaben 'Kampanya sürecindeki yardımlarınızdan dolayı çok teşekkür ederim' dedi. Bu görüşme yaklaşık olarak 10 dakika kadar sürdü ve ayrıldık. Devamı süreçte kendisi ile görüşmem olmadı."

1
Hüseyin Gün ve Seher Alaçam'ın Ekrem İmamoğlu'na ziyaretinden.

Özkan ve Gün daha sonra Eylül ayında, bu defa İBB için dijital uygulamalar geliştirmek üzere bir araya geldi.

Gün'ün telefonuna aldığı notlara göre, İBB için hazırladığı projeler sosyal yardım dağıtımı, gönüllü yönetimi ve İmamoğlu'nun uluslararası imajı gibi başlıklara odaklanıyordu.

Bu toplantıda Hüseyin Gün hazırladıkları demo programı İBB'den bir ekibe sundu. Necati Özkan’ın ifadesine göre Gün fahiş bir fiyat teklifinde bulunduğu için proje hayata geçmedi.

Savcılığın araştırmasına göre ikili bu görüşmenin ardından 5 yıl boyunca iletişime geçmedi.

2025 yılında, 19 Mart operasyonundan sadece 9 gün önce Hüseyin Gün ve Necati Özkan son kez mesajlaştı:

“Necati Bey,

Uzun zaman oldu konuşmayalı, hatırlayacağınız üzere en son diyaloğumuz Eylül 2019. Umarım afiyettesinizdir demek isterdim ancak size karşı yürütülen akıl dışı komplo çabalarını yeni duydum. Çok geçmiş olsun. Yardımcı olabileceğim bir şey varsa, lütfen çekinmeden söyleyin. Bunu tüm samimiyetimle iletmek istiyorum. Birbirimizi iyi tanımıyor olsak da, Jöntürk terbiyesi gereği, aynı düşüncelere sahip olanların zor zamanda birbirine destek olması gerektiğine inanıyorum.

Hüseyin”

“Teşekkürler Hüseyin bey. Dostluğunuz yeter. Selam ve sevgi.”

* * *

Saat gece 22:00’ye yaklaşırken, sona kalan Necati Özkan’ın ifadesi düşüyor. Artık birçoğu 12 saattir kafede beklemekte olan gazeteciler, tüm gerginlik ve yorgunluklarıyla, bir kez daha ifadeye göz atmaya başlıyor.

Gün boyu etrafta olan CHP’liler dağılmış durumda. Polislerin de sayısı azaldı.

Masanın etrafındakiler, tıklım tıklım kafede ve Adliye’nin etrafındaki harala güreleye rağmen, bütün gün ne kadar yalnız olduklarını iliklerine kadar hissediyor.

Masada, Tele1 çalışanlarının yanında dayanışmak için bekleyen yalnızca iki gazeteci var.

Bu süreçte TKP'nin Cumartesi günü Tele1 önünde yaptığı eylem dışında eylem yapılmadı. Konuşma yapan kişi TKP İstanbul İl Başkanı Ahmet Dincel.

Biri hatırlıyor: “Ergenekon sürecinde gazeteci arkadaşlarımız alındığında, kampanyayı örgütlemek için bir mail grubu kurulmuştu. 300’den fazla üyesi vardı. Hâlâ duruyor grup. Geçenlerde şöyle bir isimlere baktım, hâlâ gazeteci olan belki 30 kişi ancak vardır.

Meslek, yalnızca siyasi baskılarla, kayyımla, iddianameler ve mahpusla bitmiyor. Medya sektörü öyle bir hal almış ki, etrafta hâlâ dolanan polis memurlarından çok daha düşük maaş alan gazeteciler, bu zorlu mesleği ne kadar sürdürebileceklerini kestiremiyor.

O masadaki bekleyişin gece 02:00’ye kadar süreceğini ve Yanardağ’ın tutukluluğuyla biteceğini de o sırada kimse kestiremiyor.

* * *

Peki ifadelerde Merdan Yanardağ’la ilgili ne var?

Hüseyin Gün’ün yurtdışındaki faaliyetleri hariç tutulduğunda soruşturmanın üç seçime odaklandığı görülüyor.

“Merak” için araştırma yaptığı 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, “manevi annesi”nin ricası üzerine İmamoğlu’nun kampanyasına destek verdiği 2019 yerel seçimleri ve Merdan Yanardağ üzerinden yön verdiği savunulan 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi.

Hüseyin Gün’ün “manevi annesi” Seher Alaçam aracılığıyla tanıştığı kişiler listesine bu noktada Merdan Yanardağ da ekleniyor.

Gün’ün ifadesine göre, Yanardağ’ın gazeteciliğini takdir eden Alaçam, TELE1’e dönem dönem bağışta bulunuyordu.

Merdan Yanardağ ifadesinde bu bağışları muhasebeleştirerek kayda geçirdiğinin altını çizdi.

Seher Alaçam’ın 2022’deki ölümünden sonra Gün, bu geleneği kendisinin sürdürmek istediğini söyledi. Bu kapsamda Yanardağ’la yüz yüze görüştüklerini ve bir kez de şoförü aracılığıyla TELE1 için bağışta bulunduğunu söyledi.

Merdan Yanardağ ise “Hüseyin Gün’den hiçbir ad altında para almadım” dedi.

Savcılıkla telefon şifresini paylaşan Merdan Yanardağ, Hüseyin Gün’le mesajlaşmalarının okunmasını istedi.

İfade tutanağında yer alan mesajlarda Hüseyin Gün’ün çoğunlukla CHP’den şikayet ettiği, muhalefeti beceriksiz bulduğunu söylediği görülüyor.

Sayfalarca süren yazışma içerisinde savcının “talimat” saydığı sadece bir cümle bulunuyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs 2023’teki seçim yenilgisinden sonra 22 Haziran’dan TELE1’in konuğu olmuş, Merdan Yanardağ’ın sorularını yanıtlamıştı.

Bu programın öncesinde ve sonrasında Gün ile Yanardağ’ın mesajlaştığı görülüyor.

Yayın öncesindeki mesajlarda Gün, seçim yenilgisini eleştiriyor ve partiye değişim çağrısında bulunuyordu.

Kılıçdaroğlu ile mülakatta seçimin neden kaybedildiği de konuşuldu.

Yayından sonraki mesajlaşmada ise bu konu bir kez daha gündeme geldi.

Yanardağ’ın bu görüşmeyi bitirirken “Soru desteğiniz için teşekkürler” demesi suç sayıldı.

Savcı, bu sorudan Yanardağ’ın talimatla gazetecilik yaptığı, İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı yapmak için kurulduğu iddia edilen bir örgüte üye olduğunu hatta bu örgüt adına tüm medyayı dizayn ettiğini savundu.

Bu bahaneyle Merdan Yanardağ’ın ifade vermesi dahi beklenmeden, Yanardağ’a bile ait olmayan şirketlerin sahibi olduğu TELE1’e hukuksuz şekilde el konuldu.

Yanardağ, savunmasını şu sözlerle noktaladı:

“Ben sol görüşlü ve yurtsever bir gazeteciyim. Ülkemin aleyhine halkımızın aleyhine herhangi bir faaliyet içerisinde olmam düşünülemez bu bana yöneltilebilecek en çirkin suçlama olur bunu reddediyorum. Sosyalist ve yurtsever bir gazeteci olarak sürdürdüğüm meslek yaşamımda lekelemelere dönük olduğu kanaatindeyim. Bu her şeyden önce kendi hayatıma ihanet etmek olur. Bugüne kadar doğrudan ya da dolaylı bir biçimde belirtilen ilişkiler içinde kesinlikle olmam.”

* * *

Masadaki gazetecilerden biri, “soL’a kayyım atansa ne olur” diye bize soruyor.

“Tabelayı alırlar. Bir hafta içinde eskisi gibi çalışmaya başlarız sanıyorum” diyoruz.

Gün boyu örgütlülük olmamasından yakınan bir diğer gazeteci, “İşte, ben de bu rahatlıktan istiyorum” diyor.

Bekleyiş sürüyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.