Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Darbeciydim' diyen tek isim 15 Temmuz'da neden başarısız olduklarını açıkladı: Bizi satmışlar, plan Erdoğan’ın alınmasıydı

15 Temmuz darbe girişimi sonrası tutuklanan isimlerden "darbeciydim" diyen tek isim olan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, davanın son duruşmasında neden başarısız olduklarına dair konuştu, ilginç iddialarda bulundu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 13.05.2026 , 11:57 Güncelleme Tarihi: 13.05.2026 , 11:58

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.


15 Temmuz darbe girişimi davalarında, “Ben darbeciyim, ama FETÖ’cü değilim” diyen tek isim olan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, davanın son duruşmalarında çarpıcı ifadeler kullandı.

Yurtta Sulh Konseyi Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanından ibaretti” diyen Sönmezateş, bu isimlerin Saray’a gittikten sonra zenginleştiğini iddia etti, “Birkaç ev, birkaç milyon dolar için bizi ortada bırakmak üzere gizli gizli düşmanla anlaşmışlardı” ifadesini kullandı.

Görevinin darbe günü Erdoğan’ı almak olduğunu söyleyen Sönmezateş, “Görevim, 3 helikopterle Erdoğan neredeyse onu almaktı. Nerede olduğunu da bilmiyordum. Başarabilseydim, 450 milyon dolarlık haksız servetin hesabını sormak üzere paralarla fotoğrafını çektirip tutuklamak ve mahkemeye vermekti. Ama Erdoğan’a suikast yapmakla suçlandık. Suikast yapılması sözkonusu değildi. Çiğli’de saatlerce bekletildik. 03.20 gibi Marmaris’e hareket ettik. 04.30 gibi gittiğimizde 150’ye yakın polis özel harekatın mevzilendiği yerin ortasına düştük. Ful ateş altındaydık. Polisle işimiz yoktu, çatışmayı kabul etmedik, çekildik” dedi.

Sönmezateş, darbe girişiminin neden başarısız olduğuna ilişkin ise, “En kritik konu, planın deşifre olmasıdır. İstihbarat açığı vermişiz. Hem Saray hem MİT aylar öncesinden konudan haberdar. Saray nasıl öğrendi? Bir numaralı şüpheli Hulusi Akar ve yakın ekibi. Sonraki çözülme Abidin Ünal ve Bülent Bostanoğlu’nun da katılmasıyla oldu. Belli ki, korkmuşlar, bizi satmışlar. Başarısızlığın ikinci sebebi; plan dışına çıkılmasıdır. Plan, ne olursa olsun Erdoğan’ın alınmasıydı. Komutanlar sizi satarsa, tüm plan deşifre olursa, her adımınız içerden MİT’e aktarılırsa başarısız olursunuz tabi, ne bekliyorsunuz ki?” diye konuştu.

Müyesser Yıldız'ın 12 Punto'da yer alan dava haberinden öne çıkanlar şöyle:

‘Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının bir olması şarttı ve 15 Temmuz’dan önce bu sağlanmıştı’

Sönmezateş, yargılamalarda itiraz ettiği şeyin, yaptığı fiilden değil yapmadıklarından cezalandırılması olduğunu belirtirken de 15 Temmuz planlamasına ilişkin şu iddialarda bulundu:

“Açık ve net söylüyorum; komutanlarım tarafından bana verilen görev, emniyet ve adalet mekanizmasını ele geçirip bu mekanizmaları kendisi için kullanan ve yolsuzluklarla anılan Erdoğan’ın alınmasıydı. Tüm yaptığım buydu. ’15 Temmuz’u kim planladı, esas sorumluları kim?’ sorusunun cevabını, devletin kritik kademelerinin bildiğini düşünüyorum. Onlara söz verdiğim için sustum, ama Muğla’da hapisteyken MİT’ten üç personel geldi; soruları vardı, cevaplarını aldılar. Ondan bir hafta önce kızlarım çırılçıplak aranmıştı. ‘Bunu yaptınız, şimdi benden yardım mı istiyorsunuz?’ dedim. ‘Biz yapmadık’ cevabı verildi. O soruya dönersek; Hulusi Akar’ın 15 Temmuz’daki pozisyonu bolca tartışıldı, ama konuyu sadece onun üzerinden tartışmak hata olur. En başından itibaren dört kuvvet komutanı işin içinde ve başındaydı. Kuvvet komutanları genelde kibirli olur, ama Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın hiçbir kibri yoktu. Hulusi Akar’ın gölgesi gibiydi, ne derse onu yapardı. Abidin Ünal ile Hulusi Akar arasında ismi konulmamış bir mücadele vardı. İkisi de birbirlerine karşı profesyoneldi, ancak kapalı kapılar arkasında birbirlerinin kuyusunu kazardı. Abidin Ünal’ın en büyük hayali Hava Kuvvetleri Komutanı, sonra da ilk havacı Genelkurmay Başkanı olmaktı. Bu zaafıydı. Genelkurmay Başkanı olsa Cumhurbaşkanlığını da isterdi. Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi dürüst bir asker ve komutandı. 15 Temmuz’dan 8-10 ay önce, Eylül 2015’te Hava Kuvvetleri Komutanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı kendi aralarında darbe konusunda fikir birliğine varmıştı. Ama Hulusi Akar kararsızdı. En büyük tereddüdü Galip Mendi’ydi. Çünkü dünya görüşleri, Balyoz-Ergenekon’daki tutumları farklıydı. İçlerinde en tutarlı, mert olan Galip Mendi’ydi. Adam satmaz, ikircikli davranmazdı. O süreçte Balyoz-Ergenekon’dan ders alınarak plan seminerleri yapılmadı. Hep yüz yüze, güvenli ortamlarda görüşüp dar bir kurmay heyetiyle çalıştılar. Özetle birbirlerini tarttıklarını, aşağıya doğru sondaj yaptıklarını, Erdoğan’ın durdurulması konusunda ortak hareket ettiklerini söylüyorum. Zaten darbe olabilmesi için Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının bir olması şarttı ve 15 Temmuz’dan önce bu sağlanmıştı.”

‘Yurtta Sulh Konseyi Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanından ibaretti’

Gökhan Şahin Sönmezateş, darbe girişimi sonrası gündeme gelen Yurtta Sulh Konseyi’yle ilgili olarak da şunları anlattı:

“15 Temmuz’da bir konsey ya da Yurtta Sulh Konseyi var mıydı? Evet, vardı; fakat iddianamelerde yazdığı gibi, 38 kişilik konsey değil. Planlamalardaki konsey, aynen 12 Eylül’deki gibi, Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanından ibaretti. Delil dosyasındaki bir mesajda Hulusi Akar’ın adı yazmıyor mu? Akın Öztürk veya Sönmezateş yazmıyor. 38 kişilik liste çalakalem, gerçek konseyi gizlemek için Hulusi Akar ve destekçileri tarafından yeniden organize edildi. Hulusi Akar ve dört kuvvet komutanının o geceki davranışlarına bakıldığında, darbeyi desteklemedikleri görülüyor. Diğerleri yüzde 100 ama Hulusi Akar için öyle değil, hepsi ağız birliği etmişçesine bir darbe olduğunu anlamadıklarını, geç anladıklarını söylediler. 8-10 ay geriye gidelim; gizli toplantılar yaptılar, ama son 3-4 ay içinde çok şey değişmiş gözüküyor. Hepsi tek tek, ayrı ayrı Saray’a davet edildiler, görüşmeler yapıldı. Büyük ihtimalle, darbe planının içinde olup olmadıkları sorulmuş ve geri çekilmişlerdir. Bildiğim, bu görüşmelerden sonra birdenbire hepsi zenginleşti. Ev, para sahibi oldular. Şu kuvvet komutanlarının birinci derece yakınlarıyla birlikte mal varlığına bakılsın. Hulusi Akar son 1 yılda birkaç mülkün sahibi oldu. 15 Temmuz’dan 1 yıl önce ev aldığı için parası kalmayan Abidin Ünal, Nisan-Mayıs’ta yeni bir ev aldı. Milyon dolarlık hesabı oldu. Zekai Aksakallı da öyle. 15 Temmuz’da neden mi kelepçelendiler? Onlar darbe için yola çıkıp bizi motive ederken, zenginleştiler. Biz astlarda onlara karşı güven kalmamıştı. Birkaç ev, birkaç milyon dolar için bizi ortada bırakmak üzere gizli gizli düşmanla anlaşmışlardı. Bu komutanların yanı sıra Ahmet Zeki Üçok ve Cihat Yaycı’nın mal varlıklarının araştırılması için dilekçe verdim; ama kabul edilmedi. İftira etmiş olsam beni mahkemeye verirlerdi, vermediler. Buyursun versinler; hepsinin son 15 yıllık MASAK raporlarını alalım. O geceki tavırlarına bakalım. 15 Temmuz başarısız olursa, ‘Bakın, biz içinde yokuz.’ diyeceklerdi, öyle de oldu. Başarılı olunsaydı, ‘Evet çocuklar, nerede kalmıştık? Haydi ülkeyi düzeltelim.’ diyeceklerdi. Bugün ülkemizin bu adamlar tarafından yönetilmemesi bir şans. Birkaç ev, birkaç milyon dolara sattılar bizi.”

'Sadece Erdoğan ve 8-10 kişi alınacaktı’

Savunmasının devamında 15 Temmuz’a ilişkin iddialarını sürdüren Sönmezateş, şöyle konuştu:

“15 Temmuz tarihi önceden belliydi. Konu tarih değil gündü, Cuma olacaktı. Çünkü araya hafta sonu girecek, piyasalar minimum etkilenecek, ilk şok rahat atlatılacaktı. Bu bir tür polisiye operasyondu. Onların yapmadığını, biz TSK yapacaktık. Çünkü çok küçüktü, Erdoğan ve 8-10 kişiydi. Belediye operasyonları gibi yüzlerce, binlerce kişi alınmayacaktı.”

‘O iki polisi ben veya ekibim öldürmedi, onlar saat 12.30’da öldürüldüler’

Gökhan Şahin Sönmezateş, savunmasının ilk günkü bölümünü Marmaris’te yaşananlara ilişkin şu anlatımlarla bitirdi:

Asıl suçlandığım konu ve aktif görev yaptığım yer Marmaris’te. Ancak heyetiniz Marmaris’i hiç dinlemedi. İddianamede de yapmadığım işlerden suçlandım ve ceza aldım. Bir ülkenin Cumhurbaşkanını tutuklamaya gidiyorsanız ve başarısız olursanız, ne diyeceksiniz? Şaşırdığım için TEM’de, ‘Beni niye öldürmediniz?’ diye sordum. Ankara ve İstanbul’da yaşananlardan haberim yoktu, onların da benden. Gerçeği anlattığım halde buradakiler bile inanmadı. Görevim, 3 helikopterle Erdoğan neredeyse onu almaktı. Nerede olduğunu da bilmiyordum. Başarabilseydim, 450 milyon dolarlık haksız servetin hesabını sormak üzere paralarla fotoğrafını çektirip tutuklamak ve mahkemeye vermekti. Ama Erdoğan’a suikast yapmakla suçlandık. Suikast yapılması sözkonusu değildi. Çiğli’de saatlerce bekletildik. 03.20 gibi Marmaris’e hareket ettik. 04.30 gibi gittiğimizde 150’ye yakın polis özel harekatın mevzilendiği yerin ortasına düştük. Ful ateş altındaydık. Polisle işimiz yoktu, çatışmayı kabul etmedik, çekildik. 16 Temmuz’da İzmir’deydim. TV’lerden olanı biteni izledim, başıma ne geleceğini biliyordum. İzmir’de hayat normaldi, bu güvenli ortamda kaçma imkanım da vardı. Kaçmadım, arabayla Ankara’ya döndüm. Abidin Ünal’la telefonla görüştüm. Buraya geldiğinde, kendisine görüşüp görüşmediğimizi sordum, ‘Hatırlamıyorum, görüşmüş olabiliriz’ deyince elimden kurtuldu. ‘Hayır’ dese, bir orgeneral nasıl rezil olur, gösterecektim. Hulusi Akar’la görüşmeye çalıştım, ulaşamadım. Namusum, şerefim ve iki kızımın üzerine yemin ediyorum ki, o iki polisi ben veya ekibim öldürmedi. Onlar saat 12.30’da öldürüldüler. Biz 04.30’da gittik. O gece Antalya’dan kalkan üç jandarma Sikorsky helikopteri var. 42 tanık, gelenlerin siyah giyimli, gaz maskeli, tam teçhizatlı olduğunu söyledi. Biz ise ne siyah giymiştik ne de gaz maskemiz vardı.”

'Plan, ne olursa olsun Erdoğan’ın alınmasıydı'

Duruşmanın ertesi gün ifadelerini sürdüren Sönmezateş, darbenin neden başarısız olduğuna ilişkin ise şöyle konuştu:

Muhalif medya dahil herkes halkın Erdoğan için sokağa dökülmesinin, Ergenekon-Balyozcuların Erdoğan için kahramanca mücadele etmesinin, Zekai Aksakallı’nın Semih Terzi’yi öldürtmesinin ve O.K.’nın MİT’e gitmesinin darbenin başarısız olmasını sağladığını söylüyor. Bunlar benim için hamaset. Bu hikâye halka anlatılır, ama bana değil. En kritik konu, planın deşifre olmasıdır. İstihbarat açığı vermişiz. Hem Saray hem MİT aylar öncesinden konudan haberdar. Saray nasıl öğrendi? Bir numaralı şüpheli Hulusi Akar ve yakın ekibi. Sonraki çözülme Abidin Ünal ve Bülent Bostanoğlu’nun da katılmasıyla oldu. Belli ki, korkmuşlar, bizi satmışlar. Başarısızlığın ikinci sebebi; plan dışına çıkılmasıdır. Plan, ne olursa olsun Erdoğan’ın alınmasıydı. O alınmadan, kimse alınmayacaktı. O alınmazsa, başarısız olacağımızı biliyorduk. Çiğli’deyken Boğaz Köprüsü’nde olanları görünce, ‘Bunlar kim?’ dedim. Hâlâ anlam veremiyorum. Planda yok. Ankara’da uçakların uçması; bunlardan sonra git al, nasıl alacaksın? Komutanlar sizi satarsa, tüm plan deşifre olursa, her adımınız içerden MİT’e aktarılırsa başarısız olursunuz tabi, ne bekliyorsunuz ki?”

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.