Sayfa yolu
Çöp ev, çocuk ve sosyalizm
İnci Gül - Ankara Kadın Dayanışma Komitesi
Yayın Tarihi: 26.07.2022 , 17:53 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Bir çöp ev Bursa’da, içinde kilitli bir oda, odada bir çocuk 9 yaşında 1,38 boyunda. Tırnakları çıkmış arşa. Kemikleri geçmiş derisine. Herkes birilerini suçluyor; önce annesi sonra teslim edilen teyzesi payını alıyor yüksek ahlak ve vicdan dersinden. Sonra komşular, sonra mahalle, sonra muhtar. Herkes dedik ya alıyor nasibini yüksek ahlak ve vicdandan. Evin hali hal değil, belli ki evde yaşayan her kim ise sağlıklı değil. Gündelik yaşamdan kopmuş. Bu kopuş yine belli ki ağır ağır yerleşmiş ve evin tamamını çöpe çevirmiş. Ne anneye ne de evde o çocuğun o hale gelmesine sebep olan kişiye kızmak bir şeyi değiştirmez. Belli ki akıllarından zorları var. Yapamamışlar, olmamış bir türlü.
Peki ya devlet? Bizim büyük korunağımız olan devlet? Özel hayatımıza müdahale ederken, kürtaj hakkımız konuşulurken, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı dururken, ana okulu çağındaki çocuklara din eğitimi getirilirken, eğitim müfredatı gericileştirilirken, liseler İmam Hatip'e dönüştürülürken var da; cemaatler, tarikatlar öğrenci yurtlarını teker teker ele geçirdiğinde, çocuklar o yurtlarda yandığında, tacize tecavüze uğradığında neden yok? Neden sübyan mekteplerinde bir gün bile Kuran dersine gidilmediğinde o caminin, okulun imamları çocukların kursa gitmeme sebeplerini evlerine kadar sormaya geliyor da, 9 yaşında bir çocuk hiç okula gitmezken takibi yapılmıyor, bir sene boyunca bir odada kilitli kalırken bunun hesabını sorulmuyor? Üstelik çocuğun bakımını üstlenen kişinin kirasını ödememesi üzerine, ev sahibi polislerle eve baskın yaptığında, evin vaziyeti ve çocuğun yaşadığı tesadüfen öğreniliyor…
Bir devlet neden zam üzerine zam, vergi üzerine vergi bindirdiği vatandaşını sömürürken var da, vatandaşı kirasını ödeyemeyince, dahası da evin her yanını çöp ev yapacak kadar aklını yitirince yok? Kısacası bir devlet neden vatandaşının yanında değil? Ve dahası vatandaşının yanında olmayan devlet aslında var mıdır? Bu soruların cevabını başka bir örnekte arayalım.
Anne-çocuk-devlet ilişkisi sosyalizmde nasıldı?
Sovyetlerden örneklendirecek olursak, Sovyetler Birliği anne ve çocuk sağlığı hizmetlerini anayasasına ilk geçiren ülke olarak tarihte yerini almıştı. 1936 yılında kabul edilen Sovyet Anayasası’nın 122. maddesine göre kadın ve erkek ekonomik, kamusal, kültürel, toplumsal ve politik yaşamın bütün alanlarında eşit haklara sahiptir. Bu hakların; çalışma, emeğin karşılığını alma, dinlenme, sosyal güvenlik ve eğitim hakkının kullanılması devlet güvencesi altına alınmıştır. "Kadının yükü, anne ve çocuğun devlet koruması altında olması, çok çocuklu ve yalnız annelere devlet yardımı sağlanması, paralı hamilelik izni verilmesi geniş doğum evleri, çocuk bahçeleri ve kreşleri ağının kurulmasıyla hafiflemiştir.”
"Toplum sağlığını korumanın öncülü anne ve çocuk sağlığını korumaktır" şiarıyla hareket edilen Sovyetler Birliği’nde çocuk doğduğu andan ergenliğine kadar kontrollü bir şekilde izleniyordu. Anneler çocuk doğduğu andan itibaren bilgilendirme eğitimlerini babalarla beraber alıyordu. En ücra yerde yaşayan vatandaşlar bile bu sağlık hizmetleri ve eğitimlerden mutlaka yararlanıyordu. Hamile kadın klinikleri, beslenme istasyonları, tüberküloz ve cinsel yolla bulaşan hastalık ofisleri, süt mutfaklarıyla anne ve çocuğun sağlık hizmetlerinden tam olarak yararlanabilmesi adına hiçbir boşluk bırakmayan bir organizasyon mevcuttu. Kadınların toplumsal hayata ve çalışma hayatına katılabilmesi için ücretsiz kreş ve anaokulu hizmeti yaygınlaştırılmıştı. Bu kreşlerde, pedagoglar, doktorlar ve öğretmenler işbirliği içinde çalışıyor böylece çocuğun sadece bakımı değil, sağlığı ve eğitimi de anneye yüklenmekten çıkarılarak devletin sorunluluğuna veriliyordu. Çocuklar sadece ebeveynlerin ve bireylerin değil toplumun ve devletin çocukları haline geliyordu. Böylece çocukların büyümesi ne şansa bırakılıyor ne de kadının toplumsal rolü annelik ile kutsanmaktan ibaret kalıyordu.
Çocuğuna, kadınına, erkeğine kısaca vatandaşına sahip çıkan bir sistemdi sosyalizm ve sosyalizmde ne kirasını ödeyemeyen aklını yitiren vatandaş, ne kapıya zorla dayanan ev sahibi, ne çöp evler, ne de çöp evlerin içinde tesadüfen bulunan devletin unuttuğu çocuklar vardı. Sosyalizmde eşitlik, özgürlük ve insanca yaşamanın güvencesi vardı.
Peki biz bunun ne kadar uzağındayız, böylesi bir güvencenin? Bir dayanışma kadar, bir mücadele adımı kadar! Kadınlar olarak bu düzenin her türlü sömürü yükünü çekerken yanı başımızda, semtimizde bu sömürüye, baskıya, şiddete boyun eğmeyen, kaderlerini değiştirmeye çalışan, örgütlü bir dayanışma içinde mücadele eden Kadın Dayanışma Komiteleri (KDK) var. Omuz omuza olmak ve yükümüzü tek başımıza taşımamak için KDK'larda bir araya gelen yüzlerce kadın var. Yaklaşık 100 yıl öncesinden bahsettik, Sovyetler dedik, kadınlar bambaşka yaşamışlar emekçilerin cumhuriyetinde... Bugünse bilimin ve teknolojinin böylesine ilerlediği çağımızda çok daha fazlasını isteyebilir, çok daha iyisini kurabiliriz hep birlikte. İnsana yakışır bir yaşam için...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
