Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Casusluk iddianamesi - 1 | Hüseyin Gün nereden çıktı, savcılık ne amaçlıyor?

Savcılık, birdenbire kucağında bulduğu Hüseyin Gün vakasını, halihazırda yürütülen siyasi operasyona yamamaya karar verdi. İddianame, yamanın tutmayacağını gösteriyor. Ama "iddianame bomboş" demek yeterli değil, neyin niye boş olduğunu ortaya koymamız gerekiyor.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 08.02.2026 , 00:27 Güncelleme Tarihi: 09.02.2026 , 01:25

Yeniden siyasetin yargı eliyle dizayn edildiği “Ergenekon” günlerine döndük. Davaların, sanıkların, olayların, gerçeklerin, yalanların sayısı arttıkça kamuoyunun olgulara ilgisini yitirmesi, anlatıya odaklanması ve “temel mesajı” alması isteniyor.

Daha önce yazmıştık, Ergenekon davalarına kıyasla bugünkülerin temel bir farkı var: Ortada bir ideolojik hesaplaşma yok.

AKP-Fethullah ittifakının yıllar önceki hedefi, Cumhuriyet’le ve onun temsil ettikleriyle bir hesaplaşmaydı. Yargı ayağı sonunda patladı, ama rejim değişikliğinde kat edilen yol göz önünde bulundurulduğunda, işin ideolojik ayağının boşa gittiğini söylemek zor.

AKP-MHP ittifakının hedefi daha dar ve güncel. İdeolojik bir hesaplaşma yok, “bunlar hırsız, casus, namussuz” diye özetlenebilecek bir anlatı var ortada.

Zaten ideolojik bir hesaplaşma olması mümkün değil: Bugünkü yerel yönetim, bürokrasi, siyaset ve özel sektör arasındaki ilişkilerin doğurduğu hırsızlıkla, yolsuzlukla, namussuzlukla hesaplaşılmaya kalkılırsa, AKP’si MHP’si CHP’si, tüm düzen altında kalır.

O yüzden, iş basit tutuluyor: Bu İmamoğlu, bu CHP, bu muhalefet hırsız, yolsuz, namussuz. Bu anlatı halka kabul ettirilmek isteniyor.

İşte bu yazı dizisinde ele alacağımız “Casusluk iddianamesi”nin varlık sebebi tam da bu: Halk, “hırsızlık” anlatısını yeterince benimsemedi, üzerine “yabancı devletler için casusluk” eklenmek, böylece yurtseverlik hislerine oynanmak istendi.

İddianameyi yazı dizimizde enine boyuna inceleyeceğiz. 160 sayfa uzunluğundaki, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın “siyasal casusluk”la suçlandığı iddianame, kendi kendisine yalanlayan unsurlar dahil, üzerinde durulmaya muhtaç çok sayıda ayrıntı içeriyor.

Fakat, derinlere dalmadan önce, uzaktan bakıp, iddianamenin bağlamını zihinlerde oturtmalıyız. Bu ilk yazımızın konusu, bu.

Öyküdeki büyük eksiklerden biri, kronoloji. İddianame, ısrarla, olay örgüsünü ve kronolojiyi anlaşılmaz hale getirmek üzere daldan dala atlayarak, adeta okuyanın olayı kavrayamamasını amaçlıyor.

Biz önce iddianamenin içeriğinin değil, bizzat kendisinin ortaya çıkışının kronolojisine bakalım.

112'ye gelen arama

Tarih, 2 Mart 2025…

Yani, Ekrem İmamoğlu’na yönelik operasyon için savcılığın çalışması başlayalı aylar olmuş, artık sona gelinmiş. MASAK raporu bekleniyor. 19 Mart’ta düğmeye basılmasına iki hafta var.

Ümit Deniz Alaçam isimli bir vatandaş, 112’yi arıyor. “Benim” diyor, “annem öldü”. Annesi Seher Alaçam’ın bir dostu var, Hüseyin Gün. Bu adamın casus olduğunu söylüyor. Tek bir ülke de değil. İngiliz vatandaşı, ama ABD ve İsrail casusu. “Kriptolu telefonlarla görüşüyor” diyor, “yabancı ülkeleri karıştırmak için faaliyetler yürütüyor” diyor.

112 acil çağrı merkezi ihbarı Emniyet’e intikal ettiriyor. Emniyet, vatandaşı davet ediyor. 6 Mart’ta Ümit Deniz Alaçam polise uzun uzun annesinin dostu Hüseyin Gün’e dair şeyler anlatıyor. Ayrıca, Gün’ün öylece Alaçam’ın da erişimi bulunan evde bıraktığı yedi telefonu (ki ikisinin “kriptolu” olduğu öne sürülüyor, Gün reddediyor), iki bilgisayarı, sim kartları ve not defterlerini de polise teslim ediyor.

Sonra?

Sonra tam dört ay boyunca dosya bir kenarda bekletiliyor. Muhtemelen, bu sırada, Alaçam’ın teslim ettiği cihazlar inceleniyor, vaka anlamlandırılmaya çalışılıyor.

Bu arada Hüseyin Gün yurtdışına gidip geliyor. ABD’ye, Afrika ülkelerine, Yunanistan’a uçuyor. 30 Haziran’da, Yunanistan dönüşünde havalimanında gözaltına alınıyor.

19 Mart sonrası tablo

Polis, Gün’e uzun uzun soruyor. Çünkü telefonlardan, not defterlerinden çıkanlar sıradan değil. İngiliz Başbakanı’ndan geçmişte istihbarat işi yapmış çeşitli yabancılara ilişkiler var. Özbekistan’dan Libya’ya, Suriye’den Ruanda’ya ilginç ülkelerde ilginç faaliyetler var. Bir de, Fethullahçılarla sıradışı bir münasebet var, ki, bunu ayrıca uzun uzun irdeleyeceğiz ama, iddianamede savcıların el çabukluğuyla “Fetöcü” yaftası vurmaya çalışmasının aksine, devletle birlikte Fethullahçılarla mücadelede faaliyet yürüttüğüne işaret eden ayrıntılar var.

Gün, soruların büyük kısmını açıklıkla yanıtlıyor, bir kısmındaysa “söz konusu cihazı göremediğim için bilemiyorum” diyor.

Sonuçta tutuklanıyor.

Edindiğimiz bilgiye göre Ankara’ya götürülüyor, burada da—muhtemelen diğer devlet kurumlarınca—sorgulanıyor.

Burası, Temmuz ayı başı. O sıradaki siyasi durumu tekrar hatırlamamız lazım. 19 Mart’ta İBB operasyonu olmuş. İktidarın beklemediği, CHP’nin kendi kitlesini aşan bir halk tepkisi ortaya çıkmış. Hem CHP’nin bir düzen partisi olarak kaçınılmaz basiretsizliği hem de anlaşıldığı kadarıyla hükümet ve devletin CHP liderliğiyle temasları sonucunda akut kriz büyümeden yatıştırılmış, eylemler sönümlenmiş. Fakat siyasi davaya kamuoyu desteği, tüm anketlerin gösterdiği üzere düşük ve giderek düşme eğiliminde. Dışarıda—sonbahar itibariyle tam boy ABD’cilikte karar kılınarak aşılmaya çalışılacak—bir tıkanıklık ve tedirginlik var. İçeride—yine sonbahar itibariyle ayan beyan görünür hale gelecek—bir iktidar içi kavga hali var.

Bu arada, bir başka gelişme daha oluyor: 19 Mart’taki operasyonun ardından Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) yetkilileri, savcılığın talimatı üzerine, İBB’nin veritabanında inceleme yapmaya başladı. Bu incelemede, İBB’nin süper uygulaması İstanbul Senin kapsamında KVKK’ya aykırı biçimde vatandaşların gerçek kimlikleriyle anlık konum bilgilerinin ve sandık bilgilerinin eşleştirildiği, bu süreçte de verilerin depolama veya analiz için ilgili izinler alınmaksızın yurtdışındaki şirketlere gönderildiği anlaşıldı.

Bu meseleyi ve niye bu kadar kesin konuştuğumuzu 15 Kasım’da yayımlanan yazımızda ayrıntılarıyla ortaya koymuştuk. 

Evet, iddianamede yer verilen bilgi ve kanıtlar, CHP’li belediyenin suç işlediğine işaret ediyordu. Öte yandan, suç, öz itibariyle bizzat devletin diğer kurumlarının da yıllardır işlediği çok ağır bir KVKK ihlaliydi ve kesinlikle iktidarın şu an yürüttüğü operasyonun yüzlerce kişinin yıllarca hapse atılmasına yol açacak bir karşılığı yoktu. Yargı sürekli kamuoyu algısını operasyon lehine değiştirmek için yandaş basına “verileri sızdırmışlar” haberleri yaptırıyordu, ama tek başına bu da yetmiyordu—tıpkı “yolsuzluk” öykülerinin halkta “e hepsi öyle zaten” hissi yaratması gibi, veri sızıntısı da kimsenin bam teline dokunmuyordu.

Kucağa düşen davayı operasyona yamama kararı

İşte bu tuhaf karakter, Hüseyin Gün, böyle bir zamanda “kucaklarına düştü”. Nereye çıkacağını kestirmesi zor ve her durumda incelenmesi gereken vakanın, süregiden ve sarpa sarma tehlikesi bulunan siyasi operasyona yamanmasına karar verildi.

Yine yaklaşık 4 ay sonra, 24 Ekim’de Tele1 basıldı, kanalın genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ gözaltına alındı. “Siyasi casusluk” operasyonu başlamıştı. 26 Ekim’de Yanardağ’ın yanı sıra zaten tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün adliyeye getirildi, savcılık ifadeleri alındı.

İfadeler ortaya çıkınca görüldü ki Hüseyin Gün’e Temmuz başında sorulan soruların bir kısmı tamamen bir kenara bırakılmıştı. Nitekim, bu hafta iddianamenin çıkmasıyla da bu durum teyit edilmiş oldu. Savcılık, olayı aydınlatmanın değil bir anlatı kurmanın peşindeydi.

Sonraki yazılarda irdeleyeceğiz nelerin dışarıda bırakıldığını veya yarım ifade edildiğini, ama bir örnek verelim: İddianame, Hüseyin Gün hakkında “Fethullahçılarla intibaklı” olduğu izlenimi vermeye çalışıyor. Mustafa Özcan gibi kimi Fethullahçı şebeke şefleriyle görüştüğünü belirtiyor ama tarih vermiyor, çünkü görüşmeler 2012 civarında, yani Cemaat’in hâlâ AKP’yle kol kola olduğu zamanlarda.

Sonra, 15 Temmuz 2016, yani darbe gününü anlatıyor. Diyor ki, Hüseyin Gün o sabah 06:16 civarında Atatürk Havalimanı’na gidiyor, sonra sinyal Ankara’dan geliyor ama uçuşlarda kaydı yok, yani bir özel jetle Ankara’ya gidiyor, günü burada geçirip 16:00 civarında yine özel uçakla İstanbul’a dönüyor.

Şüpheli mi? Evet.

Peki ne yapıyor Hüseyin Gün 15 Temmuz günü Ankara’da? Sarsılmaz silah şirketinin patronu Latif Aral Aliş’le birlikte, şimdilerde Selçuk Bayraktar’ın Baykar şirketinin ortağı olan İtalyan silah şirketi Leonardo’yla toplantı yapıyor! Zaten ifadesinde anlatmış, tanıklar var, HTS kayıtları var. Ama iddianame tüm bunları göz ardı edip, ne Aliş’ten ne Leonardo’dan tek kelime bahsetmiyor, yine de tersi yönde bir “Fetöcü” gizemi yaratmak için kalkıp Hüseyin Gün’ün darbe günü Ankara’ya gidip gelmesini laf arasında geçiriveriyor.

'İddianame boş' demek yeterli mi?

Kronoloji, iddianamede, bilerek somutlaştırılmıyor. “İstanbul seçimlerini manipüle etti” deniyor, ama koca seçimin seyrini değiştirdiği öne sürülen—ve böylece zımnen İstanbul halkına ‘aptallar’ imasında bulunulan—bu “komplonun” ikinci tur seçime yalnızca iki hafta kala, 10 günlük bir süreçte yaşandığını söylemiyor. Seçimden sonra İBB’nin Hüseyin Gün’le çalışmamaya karar verdiğini, zaten Merdan Yanardağ’ın “talimatla CHP’yi etkilemeye çalışmak” suçuyla itham edilmesine yol açan olayın 2023’te Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yaşandığını, bu aralıkta Gün’le İBB’nin ve CHP’nin hiçbir ilişkisi olmadığına işaret etmiyor.

Sonuçta Hüseyin Gün “sürprizi”, İBB’ye “siyasal casusluk” suçlaması yöneltmek, o arada da fırsat bu fırsat Tele1’e çökmek için kullanıldı.

Fakat, İBB iddianamesinin de zayıf karnı, tam da Hüseyin Gün’ün, “İmamoğlu suç örgütü”nün altı yöneticisinden biri olarak en tepeye adının yazılması oldu.

Çünkü yolsuzluk suçlamalarında yalanlar gibi gerçekler de var. “Dava siyasi, tüm arkadaşlarımız günahsız” savunması, Savcılık’la aynı oyunu oynayıp “halk kimin anlatısına ikna olacak” yarışına girmekten öteye geçemez.

“İddianame bomboş” demek de yetmiyor. Zira tüm bu operasyonu çökertecek olan, tam da iddianamede nerelerin ve niye boş olduğunu ortaya koymak.

Bu yazı dizisinde bunu yapmaya çalışacağız. 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.