Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bu kez yoldaşlarla birlikte yazdık sana Uğur…

'Canım kardeşim, seni bahane ederek genç yoldaşlarımıza anlatmaya çalışıyorum aramızdaki sosyalist mücadelenin duygusunu, estetiğini, dostluğunu, insanlığını…'

Tunç Tatoğlu

Yayın Tarihi: 02.07.2023 , 08:07 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13

Yirmi yıl oldu, en delişmen yaşlarımız gibi. Birlikte geçti gençliğimiz… Sonra sen genç kaldın, yaşlanma işi bana düştü, biraz da Kemal ve Aydemir’e… Süleyman hâlâ genç gibi bir de Handan, nedense artık. Bir de özlem kaldı sevgili dostum, yirmili yaşlarımız gibi genç ve isyankâr.

Bir hafta önce genç bir dağcı yoldaşımız daha düştü Aladağlar’da. Yirmi yıl önceki acım, isyanım sıkıştırdı yüreğimi. Seni anlatılanlarla, yazdıklarınla tanımış otuz beşinde bir genç, profiline senin fotoğrafını sabitlemiş. Öfkeliyim, yeter artık güzel kardeşlerim dağcılık hevesi bitsin artık. Yazılanları okudum Ahmet’in arkasından, aynı acı aynı çaresizlik, aynı eksilme…

Ağlamanı gizlediğin bakışını hatırladım bir de bıyığını kemirmeni üzüldüğünde. Başka şeyler anlatarak başlamak istemiştim mektubuma halbuki, tam senlik şeyler. Büyük bir deprem yaşadık, büyük bir felaket. Sen yoktun, yoldaşların kazmalarıyla koştular duyar duymaz yıkılanlara. Zaman kazandıracak tecrüben nasıl kritik olurdu ilk birkaç günde. 1999 yılında Himalayalar’dan dönüp hemen arama kurtarma çalışmalarına katılmıştın. Bir de Fransız dağcılarla birlikte İzmit’te gönüllülerle arama/kurtarma atölyeleri düzenlemiştiniz. Biliyorum hem dağcılığına küfrettim yıllarca hem de tecrüben önemli olurdu diyorum. Tutarlı olmak zorunda değilim kırk yıllık dostluğumuz hakkında.

Neyse, büyük bir beceri gösterdi Parti ve dostlarımız birlikte. Çok hızlı organize olup bütün kritik noktalara yetişmeye çalıştı genç partililer. Onlarca gün uyumadan, yıkanmadan ve doğru dürüst beslenmeden. Bölgeye gittiğimde büyük bir özveri ile değil sanki de yaşamın sadeliğiyle, öylesine süren bir dayanışmanın yüzleriyle karşılaştım. En ufak bir sızlanma olmadan nöbet değişimine hafiften direnerek. Gelen yardım TIR’larını yıllarca bu işi yapıyormuş gibi, nerdeyse hiç konuşmadan boşaltmalarına görmeni isterdim genç yoldaşlarının. Bir de günün belirli saatlerinde nereden çıktığını anlayamadığım insanların sabırla kuyruğa girip, ihtiyaçlarını karşılamak için çok iyi sınıflandırılmış ve istiflenmiş malzemeler arasından uzatılan yardıma duydukları güven ve fısıldanan bir teşekkür… Hepsine sarılmak istedim, hepsine kardeşlerim demek istedim. Sabaha karşı bitirdiğimiz işlerden sonra yorgunluğumuzu unutturan gülümsemelerle şakalaşarak sabahçı kahvesi aradığımız günlerdeki iyilik hissimi hatırladım. Ah be kardeşlerim ne çok şey öğrenmişsinizdir son birkaç ayda memleketimiz ile ilgili, ne çok büyümüşsünüzdür… “Başına bir şey gelir çocuğum” kaygısı nasıl saygılı bir bakışa bırakmıştır yerini eve dönünce.

Geçenlerde Ablan söyledi “Hâlâ saklıyorum bana emanet ettiğiniz bildirileri” diye. Her ne yapıyorsak mesafeli bir tedirginlik ve saygı ile izlerlerdi bizi ailelerimiz, dönemin “ufak” ama riskli destek ricalarımızı asla karşılıksız bırakmazlardı. Sadece bize karşı değil akıllarına tam da yatmayan devrimci gençlere de saygılıydılar. Babamın, en çok tartıştığı Rizeli genç devrimcilerin Bayramali Tatoğlu’nun cenazesi sonrasında polisle girdikleri bir kavgadan kaçarken ellerindeki “aletleri” raflardaki malların arasına sakladıklarına şahidim. Demem o ki genç yoldaşlarım en yakınınızdakilerin saygısını kazanmak sandığınızdan çok daha önemli mücadelemiz için. Bunu deprem dayanışması için yaptığımız çağrılardan sonra gördük, dostlarımız, yakınlarımız bize güvendiler ve kolumuza girdiler. Kayıplarımız da oldu depremde vaktimiz yoktu matemlerini tutmaya isimlerini yaşatmak için çocuk kütüphaneleri, sanat konteynırları kurduk.

Mektuplarımı bir süredir seninle çalışma fırsatı bulmuş ya da anlatılanlarla tanımış birkaç yoldaşıma gönderiyorum önceden. Hem hafızam zayıflıyor hem de aynı şeyleri tekrarlamaya başlamış olmalıyım yirmi yıl sonunda. Ne kadar direngen, becerikli ve umutlu olduğumuzu her örnekte tekrarladım dostum yeteri kadar. Birçok şeyi düzeltti ve eksikleri tamamladı dostların.

Canım kardeşim, seni bahane ederek genç yoldaşlarımıza anlatmaya çalışıyorum aramızdaki sosyalist mücadelenin duygusunu, estetiğini, dostluğunu, insanlığını… Hep sert ve güçlü görünmenin yorgunluğunu dağıtacak gülümsemenin ve neşenin gerekliliğini… Yoksa çekilmezdin açık konuşayım…

Bu sene en çok seçim çalışmalarını görmeni ve katılmanı isterdim kuzum. Bu zamana kadarki en yaygın ve hakiki seçim çalışmamızdı. Stratejik oy baskısına ve tabelacı pragmatizme direnerek kurucularından olduğumuz Sosyalist Güç Birliği ile seçime girdik toplam 160.000 civarı aldık dostlarımızla birlikte. Sosyalistlerin sözü daha fazla yurttaşa ulaştı, daha fazla dinlendi, daha fazla tartışıldı. Oy ve yüzde hesaplarına takılmadan onlarca yeni semt evi açtık, deprem bölgesindeki dayanışma çabalarımız karşılık buldu, örneğin iki hafta sonunda yirmiye yakın örgüt binası/çadırı açtık.

Seçimlerden beklediğimiz sonucu alamadık, bir anlamda emeğimizin karşılığını yaratamadık. Yakında konferansımız var, tartışacağız, değerlendireceğiz doğrularımızı ama en çok da yanlışlarımızı/eksiklerimizi. Gördük ki muhafazakâr diye kabul edilen coğrafyalar sosyalizme en aç ve açık bölgeler, yolu açtık kapanmasına izin vermeyeceğiz. Senin de yakından bildiğin bölgeler, keyifli olurdu arabayla yaptığımız bölge turlarının benzerlerini yapmak.

Seçim boyunca ve sonrasında sokağa çıkmayın, provokasyona gelmeyin çağrıları kapladı ortalığı. Meclis gericiler ve ırkçılar tarafından ele geçirilince muhalefetin aymazlığı yüzünden, umudu korumak ve boyun eğmemek için emekçilere ait sokakları terk etmemek tek yolumuzdu. Düzen partilerinin en çok korktuğu Gezi Direnişi’nin yıldönümünde, Parti, seçime bel bağlamışların yılgınlıklarına, “Boyun Eğme” pankartı eşliğinde Taksim’de sokağa çıkarak izin vermeyeceğini ilan etti. En son NATO’ya karşı bir eylemde yan yanaydık seninle, bir polisin elinden liseli bir genci almaya çalışırken herif kaskıyla kafa atmıştı bana çocuğu salmanın bedeli olarak…

Söylemiş miydim daha önce unuttum (son günlerde o kadar çok şeyi unutuyorum ki) İrfan Abi iki güzel portreni iki farklı sergi için resmetti biri bende diğeri için henüz karar veremedim. Onu da duvarıma asıp seni şımartamam.

Ya işte böyle sevgili kardeşim, biraz hüzünlü biraz umutlu her zamanki gibi biraz muzip bir mektup oldu. Gözlerim dolmadan konuşabiliyorum bazen senin hakkında, daha doğrusu çekip gitmemişsin gibi yapıp geniş zamanlı cümleler kuruyorum. İlginç bir şekilde beklenmedik karşılaşmalarda tanıdıkların çıkıyor karşıma “tanıyor musunuz?” sorusuna ne cevap vereceğimi bilemiyorum. Ne söylediklerimizi değil ne söylemediklerimizi duyacak denli tanırdık birbirimizi. Kardeşimdi, yoldaşımdı diyerek böbürlenmeden “tanıyordum” diyorum kestirmeden. Sen ne derdin merak ediyorum böyle bir soruya diye oyalanıyorum bir süre…

Güya kısa tutacaktım bu sefer, uzayıp gitti yine mektup üstelik yoldaşların sana iletmemi istediği mesajların tümüne yer vermediğim halde…  Pazar günü görüşürüz dostum, sohbetlerimizi, dostluğunu ve kardeşliğini özledim…

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.