Breadcrumb
BRICS Zirvesi: Kapışmanın Yeni Sahnesi Afrika -2
Yayın Tarihi: 24.08.2023 , 09:23 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
15’incisi bu yıl 22-24 Ağustos 2023 tarihlerinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg şehrindeki Sandton Kongre Merkezi’nde düzenlenmekte olan BRICS Zirvesi’ne giden süreci tartıştığımız dizinin ilk yazısında, Avrupa Birliği ülkeleri ile BRICS ülkeleri arasındaki kimi gelişmeleri ele almıştık. Bu yazıda ise, süreci özellikle 27-28 Temmuz 2023 tarihlerinde Rusya’nın St. Petersburg şehrinde, “Barış, Güvenlik ve Kalkınma için” üst başlığıyla gerçekleştirilen 2. Rusya-Afrika Zirvesi Ekonomik ve İnsani Forumu ve bunun akabinde yaşanan gelişmeler açısından değerlendireceğiz. Fakat, zirveye gitmeden önce Nijer’de gerçekleşen darbenin arka planını ve sebeplerini incelememiz gerekiyor.
Fransa’nın Afrika’daki varlığı
Rusya-Ukrayna Savaşı ve bunun sonucunda ABD’nin Çin’e karşı ekonomik, politik ve ideolojik alanda başlattığı mücadele, Afrika kıtasını yeni bir küresel çekişmenin merkezi hâline getirmiş vaziyette. Fransa’nın Afrika’daki varlığı esasen 17. yüzyılın ortalarına kadar gidiyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çoğu Afrika ülkesi bağımsızlığını kazansa bile özellikle Batı Afrika ve Sahel ülkeleri Fransa’yla sürdürülen yakın ilişkiler dolayısıyla aslında tam mânâsıyla bağımsız olamadı. Bağımsızlıklarını kazanan ülkelerde yönetime gelenler, Fransa’nın sömürge mirasını benimseyerek Fransa’nın çıkarlarını korudu, bu da Fransa’nın elini bir şekilde bu ülkelerin üzerinde tuttu. Buralardaki petrol, gaz ve özellikle altın, uranyum gibi çeşitli metaller Fransa’nın küresel sistemde önemli bir aktör olarak kalmasını, stratejik bir konuma sahip olmasını sağladı.
Bu basbayağı sömürüyü meşrulaştırma kapsamında, Fransa’nın sömürge sonrası Afrika’da eski sömürgeleriyle kurduğu ekonomik, siyasi, askerî ve kültürel ilişkiler uluslararası ilişkilerde Françafrique tabiriyle ifade buldu. Bu paradigmaya göre, Fransa ile eski Afrika sömürgeleri arasında, bağımsızlıklarına karşılık kimi maddeleri hâlen gizli olan savunma ve hammadde anlaşmaları imzalandı. Örneğin, bu anlaşmalara göre kimi Afrika devletleri milli gelirlerinin %85’ini Fransa’nın buralarda inşa edeceği altyapı projelerine karşılık Fransa Merkez Bankası’nın insafına bırakmış durumda. Fransa bu ülkelerdeki zengin hammadde kaynaklarını dilediği gibi talan edebiliyor.
Nijer neden önemli?
26 Temmuz’da Nijer Devlet Başkanı Mohamed Bazoum’u iktidarından eden darbe, Afrika’da son yıllarda Gine, São Tomé ve Príncipe, Gambia, Sudan, Mali, Çad ve Burkina Faso’da gerçekleşen ancak Mali, Sudan ve Burkina Faso’da başarıya ulaşan darbe girişimlerinden sonra geldi. Kuzeyde Sahra Çölü ile güneyde Sudan savanaları arasında, Atlantik’le Kızıldeniz’i birbirine bağlayan ve Sahel olarak adlandırılan bölgede yer alan Nijer’deki darbe, Batı için kendisiyle yakın ilişkiler kuran son ülkenin de kaybı anlamına geliyor. Nijer, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un 2007 yılında kurduğu Amerika Birleşik Devletleri Afrika Komutanlığı’na (AFRICOM) bağlı insansız hava aracı üslerine ve terörle mücadele kisvesi altında AB birliklerine de ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla Batı için stratejik bir konuma sahip.
Yanı sıra, zengin uranyum kaynakları da Nijer’i stratejik olarak önemli kılıyor. Uranyum, nükleer yakıtın hammaddesi, nükleer santrallerde enerji üretiminde, silah sanayisinde silahların, sert zırhların ve zırh delici mermilerin yapımında kullanılıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte Rus gazına uygulanan ambargo nedeniyle Avrupa’da nükleer enerjiye dönüş yaşanıyor. Ancak nükleer enerji için gereken uranyum da Rusya’dan tedarik ediliyordu. Uranyum için doğrudan uygulanan bir ambargo yok fakat dolaylı yaptırımlarla caydırma politikasından çekinen Avrupa için Nijer’deki zengin uranyum kaynakları kritik önemde. AB uranyum ihtiyacının %25’ini Nijer’den karşılıyor, Nijer AB’nin ikinci büyük uranyum tedarikçisi. Çin’in de buraya önemli yatırımları olduğunun altını çizelim.
Fransız nükleer şirketinin uranyum skandalı silsilesi
Ülkedeyi darbeye sürükleyen olaylar zincirinde önemli bir yeri olduğunu için uranyum meselesine geniş bir başlık açmamız gerekiyor. %87’si Fransız devletine ait nükleer şirket AREVA’nın (Şimdiki adı Orano, ki ona da birazdan geleceğiz) Nijer’de uranyum çıkarmasını sağlayan sözleşme 2013 yılında sona ermişti. 2006’da yürürlüğe giren kanuna göre, Nijer hükümeti, AREVA kendisine %9-12 arasında vergi öderse anlaşmayı 10 yıllığına uzatacaktı. Bu görüşmeler sürerken Nijer halkı ve çeşitli sivil toplum örgütleri şirketi ülkeyi sömürdüğü için protesto etmişti. Ülkenin kuzeyindeki Cominak ve Somair madenlerinden yılda yaklaşık 4.500 ton uranyum çıkaran AREVA, buradan Nijer’in yıllık bütçesinin 4 katından fazla kâr elde ederken, Nijer halkı gittikçe yoksullaşıyordu. Nihayet, 2014 yılı başlarında taraflar anlaşmaya vardı ve AREVA Nijer’in şartlarını kabul etti. Gelgelelim, bir müddet sonra şirketin dünyada en fazla kârlılığa Nijer’de ulaştığı ve daha evvel gelirinin %5,5’ini Nijer devletine ödediği söylenen AREVA’nın Nijer’e bundan da az ödeme yaptığı ortaya çıktı. Mesele Nijer halkı arasında büyük bir krize sebep oldu.
2011 yılında yine AREVA’nın Nijer’deki ve başka ülkelerdeki şirketlerle ticari ilişkilerinde yolsuzluk yaptığı iddiaları ortalığı ayağa kaldırmış, “uranyum-gate” olarak bilinen mesele, şirketin adını Orano olarak değiştirmesine sebep olmuştu. Bu iki örnek de, Nijer halkında öfkeye sebep olmuş, yurtsever duygularla sokağa çıkmalarını sağlamıştı.
Çin ve Rusya’nın kıtadaki etkinliği
Bu noktada biraz Çin ve Rusya’nın kıtaya dair perspektifini değerlendirmemiz gerekiyor. “İpek Yolu’nu canlandırma” ve Çin’in küresel planda hegemonya kurma aracı olan Kuşak Yol Projesi’nde Afrika da yer alıyor. Çin’den Afrika’ya bir denizyolu, oradan da kıtaya yayılan bir demiryolu tasarımı öngören proje için Çin, bölgeye inşaat ve altyapı yatırımları yapıyor. Huawei ve ZTE gibi şirketler kıtada telekomünikasyon altyapıları kuruyor. Yalnızca kıtayı kalkındırarak değil, kıtadaki nüfuzunu derinleştirecek ve kalıcılaştıracak dört başı mamur bir rıza inşası için de kolları sıvayan Çin, örneğin, 2012’de Nairobi’de, 24 saat İngilizce yayın yapan kanalı CGTN’nin Afrika şubesini açtı. Batı’nın savaş, salgın vb. moral bozucu ve alışılageldik Afrika temsilini besleyen haberciliğine karşılık da olumlu haberciliğiyle öne çıkıyor. Buna benzer, daha da çoğaltılabilecek örnekler elbette tek başına Çin’i “evla” bir sömürücü kılmıyor, nitekim bunları Batı ülkeleri de zaten yapıyor. Dolayısıyla, gerçekdışı ve pembe bir tablo çizmek için değil ancak kıtada yalnızca Cibuti’de askerî üssü bulunan ülkenin uluslararası krizleri salt güç yerine diplomasiyle çözme çabası, aynı zamanda, Rusya için de geçerli olacak şekilde, Avrupa’nın sömürgeci stigmasını paylaşmıyor olmasının Çin’in batılı rakipleri karşısında elini rahatlattığını söylemek gerek.
Her ne kadar Çin gibi Avrupa’nın sömürgeci stigmasını paylaşmadığını söylesek de, Rusya’nın Çin’e göre biraz daha agresif aktör profili çizdiğini yine de belirtmeliyiz. Bunun en büyük ispatı, darbeyle birlikte yeniden gündeme gelen Rus paralı asker şirketi Wagner’in kıtadaki etkinliği ve, aslında, Rusya’nın kıtadaki varlığının neredeyse sadece askerî, güvenlik ve paramiliter hizmetler üzerinden konuşuluyor olması. Afrika ülkelerinin ulusal bağımsızlık mücadelelerine destek veren ve kıtayla ekonomik, siyasi, kültürel olmak üzere çok yakın ilişkiler kuran SSCB çözüldükten sonra kıtayla ilişkileri azalan Rusya, 2000’li yıllardan itibaren Putin’le birlikte bu ilişkileri güçlendirmeye çalışıyordu. Rus petrol ve doğalgaz şirketleri Gazprom, Rosneft, Lukoil, Tatneft ve Stroytransgaz’ın bölgede yatırımları var. Rusya Devlet Atom Enerjisi Kuruluşu Rosatom’un alt kuruluşları da Botsvana, Namibya ve Tanzanya’da uranyum madenciliği projeleri yürütüyor. Rusal gibi çeşitli Rus madencilik ve demir-çelik şirketleri de Gine’de altın, demir ve vanadyum cevheri projelerinde yer alıyor. Lukoil, 2019’da Ekvator Ginesi ve Nijerya’da sondaj hakları için anlaşmalar imzaladı. Bunlar dışında, askerî alanda Rusya’nın kıtayla yoğun bir işbirliği var, zira Afrika’da hâlâ Sovyet yapımı silahlar kullanılıyor, Afrika ordularında SSCB’de eğitim almış uzmanlar çalışıyor.
2. Rusya-Afrika Zirvesi ne anlama geliyor?
Yoğun askerî işbirlikleri ve Wagner etkinliğiyle bitlikte, temmuz sonunda Rusya’nın St. Petersburg şehrinde düzenlenen ve yalnızca bir gün önce Nijer’de darbenin gerçekleştiği 2. Rusya-Afrika Zirvesi’ne gelebiliriz. Zirve kapsamında imzalanan 40’tan fazla anlaşma, silah ve askerî teçhizat üzerine oldu. Yukarıda dediğimiz gibi, SSCB mirası düşünüldüğünde bu durum şaşırtıcı değil. Diğer önemli gündem maddesi gıda güvenliği olan zirvede Rusya Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Burkina Faso, Eritre, Zimbabve ve Somali’ye 25 ila 50 bin ton arasında ücretsiz tahıl tedariki vaadinde bulundu. Somali’nin 684 milyon dolarlık borcu silindi. Bu ülkelerden Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti, Wagner’in en etkin olduğu Afrika ülkeleri arasında yer alıyor. Bununla birlikte, Burkina Faso hükümetinin de Wagner ile anlaşmaya vardığı ve buna karşılık ülkedeki altın madenlerinden birinin işletme hakkının Wagner’e verdiği iddia ediliyor. Anlaşılacağı üzere, Rusya’nın zirve aracılığıyla Sovyetler’in mirasından, Batı’nın sahip olduğu sömürgeci stigmasını paylaşmıyor olmaktan ve kıtada yükselen Fransa karşıtlığından yararlanarak Afrika’da vuku bulan emperyalist dövüşten payını almaya çalıştığını söyleyebiliriz.
BRICS Zirvesi’ne giderken dünyamızın hâl-i pürmelali kabaca bu şekilde. Zirvenin başlamasına saatler kala panikle karışık bir şevkle BRICS’in ne kadar da güven vermeyen, zayıf ve kaygan zemin üzerinde yükselen bir topluluk olduğunu bağırmaktan bir hâl olan Batı medyası haklı mı, değil mi, zirve bitiminde göreceğiz. Ancak dizinin ilk yazısında da tartıştığımız gibi, kendileri de eşeği pek sağlam bir kazığa bağlayabilmiş gibi görünmüyor. Ne de olsa emperyalizmin kendisi doğası gereği bu kayganlıkla malul.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
