Breadcrumb
BRICS Zirvesi’ne doğru: AB, Küresel Güney ülkelerini kazanmaya çalışıyor -1
Yayın Tarihi: 05.08.2023 , 10:04 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12
İlk resmî zirvesi 2009’da yapılan, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti ekonomileri arasında çeşitli düzeylerdeki iş birliğini temsil eden ve Batı ittifakına karşı hegemonik bir güç hâline gelmeye başlayan BRICS’in 15’inci zirvesi bu yıl 22-24 Ağustos 2023 tarihlerinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg şehrindeki Sandton Kongre Merkezi’nde düzenlenecek. Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, 5 üye ülkenin devlet başkanlarının katılacağı zirveye 70 ülkenin de liderlerini davet etti. Bu ülkelerin 53’ü Afrika ülkelerinden oluşuyor. Aralarında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Cezayir, Arjantin, Meksika, Nijerya, Bangladeş, İran, Venezuela, Suriye, Endonezya, Etiyopya ve Bahreyn’in bulunduğu 20 ülke de topluluğa katılmak istiyor. Yeni üye kabulünün dışında, ortak para birimi kullanımı da zirvenin önemli gündemlerinden biri olacak. İki parça olarak kurguladığımız yazı dizisinde BRICS Zirvesi’ne giderken önce Avrupa Birliği ülkeleri ile BRICS ülkeleri arasındaki kimi gelişmeleri ele alacak, ikinci yazıda ise özellikle 27-28 Temmuz’da gerçekleşen 2. Rusya-Afrika Zirvesi’nin akabinde doğan gelişmeleri değerlendireceğiz.
BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı
Zirveye giden süreci daha iyi anlamak için 1-2 Haziran 2023 tarihlerinde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Cape Town kentinde düzenlenen BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı’na göz atmamız gerekiyor. Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ve Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Ma Zhaoxu’nun katıldığı toplantıda, birliğe üye olmayan İran ve Suudi Arabistan’ın dışişleri bakanları Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Prens Faysal bin Ferhan da hazır bulunuyordu. Birliğin Dünya Bankası ile IMF’ye karşı hegemonya mücadelesi anlamına gelen Şangay merkezli Yeni Kalkınma Bankası’na, beş kurucu üyenin dışında Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bangladeş’ten sonra Suudi Arabistan’ın da 9. üye olarak dahil edilmesi kritik önem taşıyor; zira Financial Times’ın haberine göre, Yeni Kankınma Bankası fon bulmakta zorlanıyor ve Suudi Arabistan’ın üyeliği bu sorunu çözebilir.
'Savaş suçlusu' Putin ve diplomatik kriz
Gelgelelim, birliğe üye olmak isteyen ülkelere ve ortak para birimine dair istişarelerin yapıldığı toplantıya esas damgasını vuran, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ağustos sonunda düzenlenecek zirveye katılamayacak olmasıydı. Yalnızca bu diplomatik kriz ihtimali bile Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın asıl gündemleri dışında da epey hareketli geçmesine sebep oldu. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), mart ayında Putin’i Ukrayna’da Rus işgali altındaki topraklardan çocukları zorla sınır dışı ederek savaş suçu işlemekle suçlamıştı. Moskova bu iddiaları kabul etmiyor. Öte yandan, Güney Afrika da Putin’i zirveye ocak ayında, yani karardan önce, davet etmişti. Putin’in zirveye katılması durumunda, UCM üyesi olan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Putin’i tutuklaması gerekiyor. Belki başka bir yazının konusu olabilecek bir ikilik dolayısıyla, Rusya ile apartheid rejimiyle mücadele döneminin bakiyesi olan tarihsel ve derin ilişkilere sahip iktidar partisi Afrika Ulusal Kongresi (ANC), bu kararı tanımayıp ülkeyi UCM’den çekmeye meyilliyken, geçtiğimiz yılın sonunda ANC içerisindeki liderlik mücadelesini kazanan Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa hükümeti de Batı’yla köklü ilişkilerinden dolayı daha tarafsız bir pozisyonda kalmayı tercih ediyor.
Tam da bu noktada, Batı’nın ev sahibi Güney Afrika’yı cendereye almak için bu tutuklama kararını fırsat bellediğinin altını çizmemiz gerekiyor. Ancak Batı bloğu bununla yetinmiyor, Güney Afrika’nın Rusya’ya silah sattığı iddiasıyla bu cendereyi sıkıştırıyor. Diğer taraftan, yüksek işsizlik ve suç oranları, elektrik krizi gibi sorunlarla boğuşan Güney Afrika’nın, para birimi olan Rand da son zamanlarda tarihinin en düşük seviyelerini görüyor. Zirvenin katılımcılarına diplomatik dokunulmazlık sağlamasının standart bir prosedür olduğunu belirten Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor, her şeye rağmen bu yaptırımdan kaçınmanın hukuki çarelerini düşünüyordu. Bu bağlamda, zirvenin video-konferans aracılığıyla düzenlenmesinden Çin’de toplanması ihtimaline kadar bir dizi çözüm yolu gündeme geldi ancak diplomatik bir kriz istemeyen Güney Afrika, zirvenin yerinde bir değişiklik yapmadı. Neticede, Putin zirveye katılmayacak.
Almanya’nın Hindistan’la yakınlaşma çabası
Bu noktada, AB ülkelerinin BRICS ülkelerine yönelik hamlelerine bakmak da BRICS Zirvesi’ne giden süreci ön alış/meydan okuma/panik gibi motivasyonlar açısından anlamlandırmak için faydalı olacaktır. Alman Şansölye Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Robert Habeck, temmuz sonlarına doğru G20 Ekonomi Bakanları’nın Hindistan’da gerçekleştirdiği toplantıdan iki gün önce Yeni Delhi’ye gitti. Ziyareti sırasında Hindistan’ı Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Rusya karşıtı bir tutum almaya çağıran Habeck, savaşla birlikte enerji başlığında tek bir ülkeye bağımlı olmanın dezavantajlarını yaşadıklarını belirterek Çin hâkimiyetine karşı koymak için Hindistan’la olan ilişkilerini geliştireceklerini belirtti. Hindistan savaşın başından bu yana açık bir konumlanış içinde yer almasa da, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmamış ve Rusya’yla fosil yakıt ticaretini sürdürmüştü. Buna ek olarak, Almanya yaşadığı nitelikli işgücü açığı için de Hindistan’a gözünü dikmiş durumda. Göç yasasında değişikliğe giderek Hindistan’daki nitelikli işgücünün Almanya’ya yerleşip burada iş bulabilmesi için teşviği artıracak bir dizi adım atıyor.
Baerbock da Latin Amerika’da
Diğer taraftan, Alman Yeşiller’inin Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da haziran ayında Brezilya, Kolombiya ve Panama gibi Latin Amerika ülkelerine ziyaretler gerçekleştirdi. Sebeb-i ziyareti iklim, enerji politikaları ve bu ülkeleri sözcülüğünü yaptığı NATO’nun Rusya-Ukrayna Savaşı’ndaki politikalarından yana hizalamak olan Baerbock, üç ülkeden de eli boş döndü. Önce Kolombiya ziyaretine bakacak olursak, güneş ve rüzgâr enerjisine rağmen Almanya’daki elektrik üretiminin yüzde 9’unu hâlâ kömür oluşturuyor. Çevre ve iklim değişikliğine yönelik politikalar uygulayarak kömürden uzaklaşan Avrupa ülkeleri, Rusya-Ukrayna Savaşı’yla birlikte Rusya’ya uygulanan ambargo ve kesilen doğalgaz akışı nedeniyle yeniden kömüre yöneldi. Bu da, Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinde kömür ve madencilik faaliyetlerinin son dönemde hız kazanmasını doğurdu. Geçtiğimiz yıl, Almanya’nın bu ambargo nedeniyle kömür arzını Kolombiya’dan karşılamaya yönelmesiyle, Almanya ile Kolombiya arasındaki kömür ithalatı 2 milyon tonlardan 5.8 milyon tona fırladı. Rusya, ABD ve Avustralya’dan sonra Kolombiya, tüm taşkömürü ithalatındaki yüzde 5,7’lik payla 2021’de Almanya için dördüncü en önemli ülke oldu. Burada EnBW, RWE, STEAG and Uniper gibi Alman elektrik şirketlerinden bahsedebiliriz.
Kolombiya’da yenilenebilir enerji kaynağı yeşil hidrojenle ilgili de görüşmeler yapan Baerbock, Kolombiya’nın gelecekte Almanya’nın yeşil hidrojen tedarikçisi olabileceğini belirtti. Tam bu aşamada Panama’yla ilişkiler kritik hâle geliyor, zira ülkeyi ikiye bölen Panama Kanalı, Latin Amerika’nın batı kıyılarıyla Avrupa’yı birbirine bağlıyor. Baerbock’un da işaret ettiği gibi, Panama ileride Güney Amerika ile Avrupa arasındaki yeşil enerji sevkiyatının aktarma noktası hâline gelebilir, ki Panama ziyaretinin de esas konusu bu oldu.
Brezilya’da hezimet
Brezilya’yla olan görüşme ise bilhassa önem arz ediyor. Brezilya ile Amazonlar’daki ormansızlaşma üzerine bir görüşme gerçekleştiren Baerbock’un tam anlamıyla diplomatik bir hezimete uğradığını söylemek mümkün, çünkü Yeşiller’in dışişleri bakanını ne Lula ne de kendi mevkidaşı Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira kabul etti, ortak bir basın açıklaması da gerçekleştirilmedi. Baerbock ancak Brezilyalı mevkidaşının yardımcısı Maria Laura da Rocha ile görüşebildi. O esnada Vieira da, Lula da Afrika’yla olan ilişkileri geliştirmenin yollarını aramakla meşguldü.
AB-MERCOSUR Ticaret Anlaşması
Fakat yine de, bu Amazonlar’daki ormansızlaşma meselesini biraz eşelememiz gerekiyor. Geçtiğimiz yıl, eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun iktidarda olduğu ocak-haziran ayları arasında 3.988 kilometrekare küçülen ormanlar, yeni Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın ilk altı aylık görev süresinde 2.649’a indi, böylece ormansızlaştırma oranında %33,6’lık bir azalma sağlandı. Bir yanda kereste ticareti yapan şirketler, diğer yanda büyükbaş hayvanları için otlak alan açmaya ve özellikle soya ekimi için tarla oluşturmaya çalışan çiftlikler, Amazonlardaki ağaçları hedef alıyor; yani Brezilya’nın tarım-hayvancılık ve ormancılık sektörleri, bu ormansızlaştırma hamlesinde mühim rol oynuyor.
Bu meselenin şöyle önemli bir yanı var: AB ile Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay’ın oluşturduğu ortak pazar örgütü olan MERCOSUR arasında yaklaşık 20 yıldır süren ve nihayete eremeyen anlaşma süreci, 2019 yılında temel metne son şeklinin verilmesiyle seviye atlamıştı. Ancak, artık imzalanıp bir an evvel işlerliğe kavuşması gereken anlaşma, Fransa, Hollanda, İspanya ve Avusturya gibi AB’nin tarımsal ürünlerde ve hayvancılıkta güçlü ülkelerinden gelen itirazlarla yeniden askıya alınmıştı. MERCOSUR ülkelerinin bu alanlarda AB’li üreticilerle olan yüksek rekabet gücü, AB’li çiftçileri rahatsız etmişti.
AB-CELAC Zirvesi: 'Avrupa, Latin Amerika’ya dönüyor'
İşte tam da burada, 8 yıl aradan sonra ilk kez 17-18 Temmuz’da Brüksel’de toplanan AB-CELAC (Latin Amerika ve Karayipler Topluluğu) Zirvesi’ne göz atmamız gerekiyor. Akamete uğrayan AB-MERCOSUR anlaşmasına da ivme kazandırması beklenen zirveden Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen pek umduğunu bulamamış gibi görünüyor. Komisyon’un 7 Haziran’da hazırladığı bir “Latin Amerika Stratejisi” bulunuyor. Bu plana göre, AB, Latin Amerika ile ekonomik ilişkilerini genişletecek ve yatırımlarını artıracak. Özellikle Avrupa’nın yeşil hidrojenden otomotiv sanayiinin yeni elektrikli otomobiller için ihtiyaç duyduğu bataryaları üretmekte kullanılan lityum gibi ham maddelere, bunun da kaynağı olarak BRICS’e katılmanın yollarını arayan Arjantin’e gözünü dikmiş vaziyette. AB’nin bu doğal kaynakları dilediğince talan edebilmek için MERCOSUR’la olan serbest ticaret anlaşmasının nihayete ermesi ve, tabii bir de, bedel olarak CELAC ülkelerinin Rusya ve Çin ile olan tüm bağlarını geri dönüşsüz bir şekilde koparıp Rusya-Ukrayna Savaşı’nda açıkça Ukrayna’dan yana tavır alması gerekiyor. Ne var ki, von der Leyen ne Moskova’ya karşı yaptırımlar ne de Ukrayna’ya silah sevkiyatı konusunda muhataplarını ikna edebilmiş durumda. Lula, tüm uluslararası hukuk kurallarının herkese eşit şekilde uygulanması gerektiğinin altını ısrarla çiziyor.
Strateji belgesine göre, CELAC ve AB ülkelerinin devlet başkanları ve hükümetleri her yıl toplanacak, dışişleri bakanları da düzenli olarak bir araya gelecek ve taraflar arasında resmî koordinasyon mekanizmaları kurulacak. Bunlara ek olarak, Orta ve Güney Amerika’nın iki büyük ekonomisi Brezilya ve Meksika’yla da ek zirveler düzenlenecek. Çin’in Kuşak-Yol Projesi’ne alternatif bir hamle olarak AB Küresel Geçit Kapısı projesi kapsamında CELAC ülkelerine 45 milyar euroyu aşan bir yatırım paketi tahsis edilecek. Görünüşe göre, Von der Leyen’in Brezilya’da ifade ettiği gibi, “Avrupa, Latin Amerika’ya dönüyor” ya da en azından henüz kapıyı tıklatma aşamasında.
Meloni’nin yılan hikâyesine dönen Kuşak-Yol Projesi
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy ile yaptıkları görüşmede, ülkesinin 2019’da yaptığı bir anlaşmayla katıldığı Çin’e ait Kuşak-Yol projesinden çekilme niyetinde olduğunu belirtmiş, kararın detaylarının bu yılki G7 Zirvesi’nin sonunda müzakere edileceğini söylemişti.
The Guardian’ın İtalyan Corriere della Sera gazetesinden aktardığına göre, İtalya Savunma Bakanı Crosetto, gazeteyle pazar günü yaptığı röportajda, dört yıl önce hükümetin aldığı kararın ihracatı artırmak için pek işe yaramadığını, Çin’in İtalya’ya yaptığı ihracatın ise arttığını ifade ederek projeye katılmanın kötü bir karar olduğunu söyledi. İtalya için en mühim şeyin, projeden Pekin’le ilişkilere zarar vermeden çekilmek olduğu görülüyor. Temmuz sonlarında ABD Başkanı Joe Biden ile Beyaz Saray’da yaptığı görüşmenin ardından Meloni, hükümetinin Kuşak-Yol konusunda aralık ayında karar vereceğini ve yakında Pekin’e gideceğini açıkladı.
Baerbock’un ziyaretlerinden umduğunu bulamaması ve özellikle Brezilya tarafından yaşadığı hezimet, von der Leyen’in muhataplarını Moskova’ya karşı konumlanmaya ikna edememesi, İtalya’nın yılan hikâyesine dönen Kuşak-Yol meselesi, Brezilya’nın soğukkanlılığı ve bulunduğu konumdan geri adım atmaması... Yazı dizisinin ikinci kısmıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor ancak BRICS Zirvesi öncesi AB’nin Küresel Güney ülkelerine yönelik bu hamleleri, abartılı bir ifade olmasını göze alarak diyebiliriz ki, panik havası taşıyor ve tüm gözlerin merakla BRICS Zirvesi’ne çevrilmesine neden oluyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
