Breadcrumb
Bit pazarı manzaraları: 'Gelsinler, şu köşede çay içip izlesinler, görsünler memleketi'
Fotoğraf: Özkan Öztaş
Yayın Tarihi: 10.03.2026 , 00:44 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:38
100 liraya takım elbise, 150 liraya ayakkabı.
Çalışan akıllı telefon 500, yedek parçasını kullanmak için satılan bozuk telefonlar 75 lira. Gözlük de var asma kilit de. Hastalara tekerlekli sandalye, usta ellere elektronik iş aletleri. Ankara'da Ulus'un hemen yanı başında, Heykel'e ve Numune Hastanesi'ne yürüme mesafesinde yer alan bit pazarı her Cuma, Cumartesi ve Pazar sergisini açıyor.
Pazar daha önceleri farklı yerlerde açılırken, son 5-6 yıldır ikametgahı burası olmuş. Tezgahında telefon, kıyafet ve tespih satan Mustafa, "Ben 5 yıldır buradayım. Beş yıl önce bu kadar kalabalık, yoğun değildi burası. İnsanlar utana sıkıla gelirdi. Ama şimdi baksana. İğne atsan yere düşmüyor" diye anlatıyor.
İğne atsan yere düşmüyor. Her yaştan insan var. Mustafa sözlerine şöyle devam ediyor:
"Burası normalde emeklilerin mekanıydı. Ama şimdi gençler de geliyor, çalışanlar da. Yani öyle net bir yaşı kalmadı. Sadece emekliler geliyor diyemem. Mesela baksana etrafa. Gençlere bak. Şu abilere, ablalara bak. Gene yoğunluk emekliler tabii."
100 liraya takım elbise
Tezgahların arasında dolanırken zorlanıyor insan. Çok kalabalık. Öyle bir tezgahın önünde uzun uzun beklemek yok. Arkadan ittiriyorlar, "Hadi hemşerim 'bakılık' değil bunlar satılık" diyor bir öteki.
Nuri amca geliyor tezgaha. Ankara'nın Bala ilçesinden. Çocukluğundan beri Ankara'da yaşıyormuş. Uzandığı takım elbiseyi soruyor kaç lira diye. "100 lira amca. Al. Şu poşete koyarsın" diye uzatıyor tezgahtaki genç. Kırık bir Türkçesi var tezgahtarın. Iraklı olduğunu söylüyor, Telaferli Türkmenlerden.
Nuri amca yanındaki arkadaşına dönüp Kürtçe, "100 lira diyor ama 70'e düşürürüm ben bunu" diyor. Pazarlık yapıyorlar. Gri çizgili takım. Yıkansa, ütülense fena durmaz aslında giyenin üstünde. Kaç yıllık, kaçıncı sahibine nasip olacak kimse bilmiyor tabii.
Tezgahtaki genç kızıyor adama. "100 liraya buldun da ne istiyorsun abi, al git işte" diyor. Eliyle toparladığı poşeti bir kez daha uzatıyor. "Al hadi al, poşet de benden." Poşete koymadan önce takımı, 100 lirayı uzatıyor Nuri amca. Tezgahtaki gençten 30 lira para üstü istiyor. Genç, 20 lira uzatıyor. "Hadi al amca. 10 senden 10 benden. 80 liraya anlaşalım o zaman" diyor. Nuri amca alıp koyuyor poşetin içinde toparladığı takım elbiseyi. Genç adam uyarıyor, "Aman amca aman. O plastik askı benim değil, onu koy yerine."
Her bir şeyin ayrı değeri var çünkü bu pazarda. Gülümseyerek bırakıyor Nuri amca plastik askıyı. Yanındaki arkadaşında fısıldıyor yeniden "Bakma, yanımda bozuk olsaydı 70'i bırakır giderdim. Neyse can sağlığı olsun."
'Afedersin, ikinci el don bile var'
Tezgahlardan birine yaklaşınca tezgahtar "Gel kardeş gel. İstediğini çek ama beni çekme" diyor.
Anlatmaya başlıyor sonra. Gazeteci olduğumu anlayınca daha çok anlatıyor ve daha çok uyarıyor "beni sakın çekme" diye.
"Durum kötü abi. Bak cidden kötü. Buraya gelsin, izlesinler sadece. Yani bırak yorum yapmayı, eleştirmeyi. Boş ver, gelip anlasınlar milletin halinden. Daha bak şurada girişte çay tezgahı var, otoparkın girişinde. Al eline bir bardak çay. Geç köşeye yarım saat izle."
Elinde tuttuğu tespihleri tezgahtaki iğneyle işaretlelediği köşelere seriyor bir yandan anlatırken.
"Bak mesela benim ayağıma. Bu ayakkabı 150 lira. Var abi biliyorum, 5000 liraya da ayakkabı var. Ama nasıl alacaksın? Şimdi 28 bin asgari ücret. Bu millet nasıl geçiniyor sanıyorsun? Hep ikinci el. Bak burası dolup taşıyor her hafta sonu. Mesela çatal kaşık. Alayım dese 2000 lira takımı, en ucuzu o da. Burada 200 liraya vereyim sana."
Kulağıma eğiliyor hafif tezgahın öte tarafından.
"Abi yanlış anlama, ikinci el don bile satılıyor. Bak ikinci el don bile var demiyorum, satılıyor. Millet bu duruma düştü."
'Her şeyden biraz var ama en çok kıyafet gidiyor'
Ömer amca tezgahın başında ikinci el iş aletlerini tamir ediyor. Matkap, elektronik testere ve daha bir sürü şey. İşler nasıl diye sorunca, "Kıyafette iyi. Diğerleri de sahibini bekliyor işte" diyor.
"Kıyafet, ayakkabı arayan soran çok. Bunlar da satılıyor tabii, soran eden çok ama kıyafetler kadar değil" diyor matkapları gösterirken. Yan tezgahta bir amca yakın okuma gözlüğü deniyor. Fiyatı 150 lira. "100 lira olur mu" diye sorunca bakan adam, "O dediklerin plastik olur, bizde yok. Ulus'ta bulursun" diyor tezgahtaki.
Ömer amca kesik parmaklarıyla uzanıyor, alıyor bir başka matkabı. Bataryasını değiştirip tamir ettiği matkabı sağlamların arasına koyuyor. İşler arttı mı son zamanlarda deyince, "Eee, pahalılık artınca buralara talep de artıyor" diyor.
'Çıkar göster telefonunu'
"AKP'li dayılar" deniyor artık adına. Sokak röportajlarında ekonomi kötü diyen gençlere "Çıkar göster telefonunu" diyen şürekayı tanımlıyor bu tarif.
Oysa akıllı telefon olmadan ne hastane randevusu ne nüfus kayıt örneği sırası alınıyor artık.
Ama olsun, akıllı telefon ekonomi güzellemesi yapanların son sığınağı.
Gençler giriyor sıraya telefon tezgahlarında. Kaça fiyatı diye soruyorum ben de aralarına yanaşıp. Tezgahtar "75 lira bu" diyor. Önce tam kavrayamıyorum fiyatı, 75 lira mı dedi diye. "75 lira, 100 lira, 125 lira. Bunlar çalışmıyor ama" diye ekliyor tezgahtaki. "Bunları parça değişmek için satıyoruz. Kimisi ekranını kullanıyor, kimisi bataryasını. Bazısı alıp şarj soketini değişiyor."
Peki çalışanların fiyatları?
"500'den başlıyor iyileri. Eskileri 200-300. 500'den başlar 1500-2000'e kadar var bende. Al götür, çalışmazsa buradayım getir değişirim" diyor.
Zorunlu ihtiyaçlar listesinde artık akıllı telefonlar.
Hemen hemen her iş yerinde emekçilerin dahil olduğu WhatsApp grupları artık iş yerlerinin rutini. Bir temizlik işçisinin temizlediği yerin fotoğrafını şefe yollaması mesainin bir parçası mesela. Değişen vardiyalar da bu telefonlarla öğreniliyor yatan maaşın miktarı da. Her şey artık bu akıllı denilen herkesin cebinde olan telefonlarla yapılıyor. Ödevler de dağılıyor, bayram mesajları da. Hal böyle olunca akıllı telefon tezgahlarına rağbet çok.

2-3 bin lirayı gözden çıkaranlar için çalışan, durumu fena olmayan telefonlar var. Birisi tablet soruyor çocuğu için. "EBA çalışıyor mu içinde" diye soruyor, çocuğun ödevleri yapabilmesi için. EBA, Milli Eğitim Bakanlığı'nın oluşturduğu sistem. Eğitim Bilişim Ağı'nın kısaltması. Artık ödevler de orada, tekrar dersleri de. Çocukların devlet okullarında okuyabilmesi için, velilerin bir şekilde bulup buluşturup almak zorunda oldukları şeyler listesinde yer alıyor tabletler.
Yan tezgahta saatler duruyor. 50 liraya da var 100 liraya da. 200 liraya "yenileri" var.
Saatleri geçince az ileride tencere tava bakan kadınlar mutfak eşyalarına bakarken, hemen onlarından arkasında asma kilit ve oyuncaklardan oluşan bir başka tezgah başlıyor.

'Eskiden bit pazarıydı şimdi antika ürünler de var'
Bit pazarına nur yağınca antikacılar da çoğalmış. Yani artık sadece yoksullar, emekliler değil koleksiyonerler de gelmeye başlamış buralara.
En çok giden koleksiyon ürünlerinin başında tespihler geliyor. Bir de buna eşlik eden çakılar ve biblolar var. Ama onlar da bit pazarı işi. Dışarıda 10 bin liraya satılan tespihlerin ikinci eli 2 bin liraya alıcı buluyor. Çok kaliteli bir kol saati acil satılık oluyor. 2'ye alınan 3'e satılıyor. Pazarlıkta da "Dışarıda 10 bine alamazsın" sözü geçerli.
5 yıl önce tenha olan pazar şimdi dolup taşıyor. Hava eksi 1 derece. Ankara'da güneşli ama buz gibi bir hava var. Soğuk bıçak atıyor insanın yüzüne.
Emeklilerle devinen pazar şimdi tüm yaşlardan müşterileriyle deviniyor. Evet, iğne atsan düşmüyor yere. Bir de üstüne sosyal medya fenomenleri gelip "bit pazarı" kayıtları yapınca iyiden iyiye artmış gelen giden sayısı.
Eskilerin dediği gibi, eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağarmış. AKP Türkiye'sinde nur içinde olduğu iki seçeneği var yoksul halkın. Biri ölmeye yattığı mezarı, diğeri de açlığa karşı direndiği bit pazarı.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.