Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Birkaç albüm, birkaç şarkı ve günlerimiz

"Ve şimdi üstümüze üstümüze gelen şu bol bulutlu günlerde birkaç albümü, birkaç şarkıyı ve güzel, iyi ki varlar diyeceğimiz müzisyenleri anlatmak, tanıtmak, hatırlatmak istedim ben de. Eski günlerdeki gibi…"

Tolga Binbay

Yayın Tarihi: 18.10.2026 , 09:27

Belki hatırlayanlar vardır. soL, dergi formatında ilk yayın hayatına başladığında, yani neredeyse üç 10 yıl önce, müzik yazıları da yer alırdı her sayıda: Bir Avuç Müzisyen adıyla. Ve Ahmet Mürted imzasıyla. Bir avuç müzisyen, bizim tarafa düşen birkaç albüm, enine boyuna ele alınırdı o yazılarda. Etraflıca, derinlemesine ve incelikle işlenirdi. Hepsi de iz bırakan, günlerimize eşlik eden, aklımızı dinlendiren ve cesaret veren müzisyenler, albümler, tartışmalardı. 

Albümü, şarkıları o yazılarla birlikte okumak, müzisyeni o güncel meseleler, dertler, tartışmalarla birlikte düşünmek bir başka okuma ve dinleme deneyimi sağlardı. Bir üniversite öğrencisi olarak her yeni sayıda merakla beklerdim o Bir Avuç Müzisyen’i. Eee, ne demişler, müzik ruhun gıdası, karanlık günlerin ışığı. Kıtlığın içinde tam da öyleydi o yazılar, o albümler, o müzisyenler.

Sonra soL’un bir başka formatında, bundan iki 10 yıl önce, sevgili Ali Cenk Gedik ve Murat Beşer’le birlikte bu sefer biz geçmiştik klavyenin başına: Okumaca ve Dinlemece köşesi için. Artık haftalık bir telaş ve merak olmuştu, günlerimize eşlik edecek, ışık sağlayacak kelimeler ve notalar bulmak, önermek, tartışmak. Sanırım aklım biraz o günlerde kaldı. Merak, heyecan ve keşif günlerinde.

Ve şimdi üstümüze üstümüze gelen şu bol bulutlu günlerde birkaç albümü, birkaç şarkıyı ve güzel, iyi ki varlar diyeceğimiz müzisyenleri anlatmak, tanıtmak, hatırlatmak istedim ben de. Eski günlerdeki gibi…

Buyurun.

Kayıplar, yas ve müzikle direnmek: Ezgi Sevgi Can

İnsanın bir acıyı, kaybı, sancıyı notalara, kelimelere ya da başka herhangi bir şeye dökebilmesi hiç de kolay değil. Bunu yapabilen insanlara hep imrenmişimdir. Ne güzel… Acı, yas ama zaten mesele hayatla genel olarak nasıl baş ettiğimiz değil mi?

Ama…

Hayat sizi bir değil, bir silsile halinde, çeşit çeşit acılarla sınadıysa! Müziğinizle, çalgınızla, şarkılarınızla direnmek hayata, ayrı, apayrı bir mesele… Ayrı bir olgunluk… Ezgi Sevgi Can sanırım bunu, yani müzikle direnmeyi hepimize, vakur bir mütevazilikle sunan bir müzisyen. Sağ olsun, “Karanfiller”i için.

Buraya, o albüme, Karanfiller’e geri döneceğim. Ama bu güzel albüm ile bir geç kalışta tanıştığımı da belirtmeliyim. Geçtiğimiz günlerde çıktıkları ve üç ana şehri kapsayan konser serilerini kaçırdım ne yazık ki… Hem de İzmir’dekini birkaç sokak farkıyla... Hayat bu! Ama o denk gelemeyişle (ve kendime söylene söylene) tanışmış oldum Karanfiller’le.

Farklı enstrümanlara ses veren bir müzisyen Ezgi Sevgi Can: klarnet, tuşlu çalgılar. Ve bunun yanında da bestelerini kendisi yapan, o şiirsel sözleri kendisi yazan bir müzisyen. Albüm geçtiğimiz ocak ayında yayınlanmış. Kendisine davulda Ilias Arapoglou, gitarlarda Sylvain Dubert ve kontrbasta Nicolas Fleury eşlik etmiş. Ayrıca Salih Korkut Peker ve Elâ Nuhoğlu da konuk olmuşlar. Şarkılar ise üç, dört yıl ve hatta daha öncesine aitmiş. Müzisyenin zorlu, çok zorlu bir dönemine damga vurmuş, eşlik etmiş bu şarkılar. İnsanın acıya müziğiyle kafa tutması da ayrı bir şey. İşlemiş, beklemiş, kendini dinlemiş Ezgi Sevgi Can.

Evet, bu hayatta kötülük var. Hem de insanın insana yaptığı kötülükler var sadece. Doğa zorlu ama kötü değil! İnsandan başka iyilik de kötülük de yok! İnsanın toplumsal pratiğinin içinde yaşanıyor kötü olan da iyi olan da!

Ezgi Sevgi Can ise bu kötülüğe yeniden ve yeniden maruz kalmış, bırakılmış. Ve bu kötülüğü de hepimiz iyi biliyoruz. Önce abisi Onur Yaser Can’ı kaybetti, devlet dersinde! Ne ders ama! Sonra annesini ve sonra da babasını yitirdi Ezgi Sevgi Can. Bant dergisi için verdiği söyleşide albümü oluşturan şarkıların tam da o karanlık günlerin içinden çıkıp geldiğini belirtiyor. “Çiçekler”i koparılırken tek tek şu hayattan, klarneti, ezgileri ve arkadaşları ile direnmiş yapılanlara, günlere.

Emeklerine, aklına, yüreğine ve notalarına sağlık.

Bilmem, bir daha gelirler mi bu taraflara, İzmir’e, ama kendi adıma artık kaçırmam diyebilirim konserlerini. Ve sizlere de öneririm Karanfiller’i. O zamana kadar da Çiçekler, Güz Düşü eşlik edecek günlerimize. Etsin…

Nihavend bir gitarın neşesi, yakarışı ve iç geçirişi: Umut Özensoy

Umut Özensoy’un konserlerini ise pek kaçırmadım. İzmir’de, 2018’den bu yana sanırım. Ama geçtiğimiz günlerde, o bir süredir yaşadığı Berlin’den çıktı geldi, biz ise gündelik koşturmacalarımızdan çıktık. İki konser için. İçten, samimi ve nihavend makamında.

İzmir’den bir müzisyen Umut Özensoy. Ama bir o kadar da Türkiyeli. Zaten bozlaklar diyarından gelmiş Ege’ye. Tarzı, şarkıları ve şarkılarının havasıyla alabildiğine günlerimiz. Yazdığı, seçtiği sözlerden ve kendi özgün tarzına kadar bir yandan nihavend, bir yandan kent ozanı, bir yandan da neşeli bir iç geçiriş içinde. Hepimiz adına.

Hiç Kimsenin Albümü yayımlanalı iki yılı geçti. Ama kayıtları ise daha öncesine dayanıyormuş. Kendi sözleriyle “Bazı şeylerin ortaya çıkması zor oluyor, zaman alıyor”. Albümde Özensoy’a birçok müzisyen eşlik etmiş: kontrabasta Volkan Hürsever, davulda Ediz Hafızoğlu, trompette Şenova Ülker, vurmalılarda Cem Karataş, kemanda Serda Baba, elektrik gitarda Doğancan Doğan, çelloda ise Avşar Şahinkaya.

Peki nasıl bir albümle karşı karşıyayız? Albüm hiç kimsenin ama içinde sevdiğimiz her şey var: biraz Fikret Kızılok, biraz Doğan Canku, biraz Bülent Ortaçgil. Caz, çeşit çeşit makamlar, biraz alaturka, yağmurlu sokaklar, gece gidilen yollar, otobüs camında yüzümüze vuran farlar, Atina’da rastlaşılan yakınlıklar, yoran incelikler. Sözün de besteye yaşam, anlam kattığı şarkıları var Özensoy’un. 

Ve bir de kendisi sağlam bir yorumcu. Kendi konserlerinde, dinletilerinde yorumladığı ve rock’tan popa, geçmişten günümüze uzanan farklı müzisyenlerden şarkıları dinlemek de ayrı bir güzel. Tabii ki Umut Özensoy tarzı ve farkıyla. Umarım denk gelirsiniz bu koca yürekli müzisyene, Berlin’de, Münih’te, İzmir’de ya da bir başka yerde.

Evet, mesele 'O An Orada Olmak': Ayşe Tütüncü’den müzikli bir kitap

Belki yeni kuşaklar çok tanımıyordur ama Ayşe Tütüncü’ye birçok şey için minnettarız. Albümler, şarkılar, titiz ve öyle kolay teslim olmayan bir üretim, duruş, dinmeyen bir müzikal geçmiş (1980'lerin Mozaik’inden bugünlere uzanan), unutulmaz yorumlar (Hasta Siempre) için. Ve şimdi onlara bir halka daha eklendi: O An Orada Olmak. Müzik, hayat üzerine müzikli bir kitap.

70’lerin, 80’lerin sosyalistleri için olumlu ve olumsuz birçok şey söylenebilir ama günümüze göre en büyük farkları sanırım çok yönlü olmalarıydı. Onca zorluğa rağmen hayatı, insanı severlerdi o insanlar, büyük bir iştahla hayatın sunduklarını kabul eder, işler ve baş ederlerdi. Bu nedenle şarkı da söylerlerdi, direnişe de katılırlardı, birkaç enstrüman da çalarlardı, öykü/makale, bildiri ve şiir de yazarlardı. Koltuklarının altında birden çok yük taşırlardı. Ayşe Tütüncü de hep öyle bir müzisyen oldu. Şarkılara, enstrümanlara, müziğe hep çok yönlülük kattı hep. Ve orada da kalmadı, yazdı. Şimdi uzun yıllara yayılan müzik üzerine yazıları bir araya getirilmiş. Ve daha henüz geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı.

Müzik üzerine yazılar da aslında hayat üzerine, günlerimiz üzerine yazılar. Önsöz’den alırsak “kitapta bir araya getirilen yazılar, hem birer birer hem de bir bütün halinde, Tütüncü müziğinin karakterini oluşturan etmenlerin neler olduğunu anlamamızı ve beslendiği kaynakları deşifre etmemizi sağlıyor. Anlıyoruz ki Tütüncü, bestelediği gibi düşünüyor, çaldığı gibi yazıyor. Yaşamını adadığı sanata berrak bir zihinle yaklaşıyor”. 

Ve tam da Tütüncü’den bekleneceği gibi “yazılar bir çeşit tanıklık. Türkiye’nin son elli yılda yaşadığı bozulmanın içinde nefes almaya, üretmeye çalışan bir sanatçının zihninden değişimin sonuçlarını okuyabiliyoruz”. İnatla, sabırla, o an orada olarak. İyi ki…

Keyifle okuyalım, dinleyelim. Hüzünlenelim, efkarlanalım ama öfkelenelim, cesaret de alalım. Geçmişten ve şu içinde kıvrandığımız günlerden...

Güzel günlerde, ülkemizin ve dünyanın o hasret kaldığımız güzel günlerinde, o anda müzikle, dizelerle bir arada, orada olmak üzere.1


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

  • 1

    Not: Ezgi Sevgi Can’ın Karanfiller albümüne, Umut Özensoy’un Hiç Kimsenin Albümü’ne çeşitli müzik platformları üzerinden ulaşmak mümkün. Ayşe Tütüncü’nün ise Çeşitlemeler albümünü yeniden dinlemenin tam zamanı.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.