Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Beşevler’de bir cami sorunundan fazlası II: Düşen maskeler, aynı hedefte buluşan siyasetler...

"Temel sorun, caminin araçsallaştırılarak Cumhuriyet’in başkentindeki simgesel düzenin yeniden kurulmak istenmesi. Bu bir inanç tartışması değil. Tam tersine, dini bir yapıyı siyasi ve mekânsal bir tercihin aracı haline getiren anlayışın tartışılması."

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi

Mehmet Erkin

Yayın Tarihi: 18.09.2026 , 00:53

Oybirliği: Siyasetin maskesinin düştüğü an

11 Haziran 2023 tarihli 867 sayılı kararın belki de en çarpıcı yanı içeriğinden ibaret değil. Karar oybirliğiyle alındı.

Bu durum, Beşevler’de yıllardır devam eden sürecin siyasal niteliğini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.

Yıllardır yargı kararlarına konu olmuş, eğitim alanının kullanımını değiştiren ve Anıtkabir’in hemen yakınındaki son derece hassas bir mekâna ilişkin bu tercih karşısında Mecliste belirleyici bir siyasi ayrışma ortaya çıkmadı.

AKP’nin, MHP’nin ve CHP’nin aynı kararın arkasında buluşabilmesi tam da bu nedenle önemli.

Burada artık “iktidar yaptı, muhalefet karşı çıktı” kolaylığına sığınmak mümkün değil. Belediye yönetimleri değişti, siyasi aktörler değişti; kararın özü değişmedi.

Cumhuriyet’in başkentindeki tarihsel ve simgesel düzeni aşındıran bir kararlar zinciriyle karşı karşıyayız.

Beşevler Turizm Otelcilik Eğitim Kurumunun bulunduğu alanın eğitim işlevinden çıkarılması, dini tesis kullanımına yöneltilmesi, Anıtkabir’in hemen yakınında yeni ve güçlü bir simgesel yapı oluşturulmak istenmesi ve bütün bunların yıllara yayılan bir ısrarla sürdürülmesi, tek tek teknik plan kararlarının toplamından daha büyük bir anlam taşıyor.

Bu nedenle sorun Cumhuriyet’e ilişkin soyut bir hassasiyet değil. Sorun, Cumhuriyet’in başkentinde kurulmuş mekânsal hiyerarşinin, tarihsel belleğin ve simgesel önceliklerin adım adım başka bir doğrultuya taşınması.

Üstelik bu süreç, Cumhuriyet’in kentteki simgesel varlığının yanı sıra hukuk devleti ilkesi bakımından da ağır bir sorun ortaya koyuyor.

Aynı alana ilişkin plan kararları daha önce yargı denetiminden geçti ve iptal edildi. Buna rağmen aynı temel kullanım kararının yeni planlarla yeniden üretilmesi, yargı kararlarının biçimsel olarak yerine getirilip esas itibarıyla etkisiz bırakılması sorununu doğuruyor.

Hukuk devleti, mahkeme kararını dosya üzerinde yerine getirmekten ibaret değil. İdarenin yargı kararının gerekçesini de dikkate alması, aynı sonucu doğuran işlemleri farklı tarih ve karar numaraları altında sürekli yeniden üretmemesi gerekir.

Aksi durumda yargısal denetim anlamını kaybeder. Mahkeme bir planı iptal eder, idare aynı temel tercihi başka bir planla yeniden kurar; o plan yeniden yargıya taşınır, süreç yeniden başlar.

Böyle bir döngüde yurttaş görünüşte dava hakkına sahip. Fakat kazandığı davanın sonucu kalıcı hale gelemiyorsa, yargı kararı fiilen etkisizleştirilmiş olur.

Burada bir plan değişikliğinden daha fazlası var: Yargı kararlarının bağlayıcılığı da sınanıyor.

Bu nedenle AKP, MHP ve CHP arasındaki ortaklaşmayı gizli bir ittifak olarak tarif etmeye gerek yok. Gizli olan bir şey yok.

Oylama açık. Karar açık. Sonuç açık.

Farklı siyasi partiler, Cumhuriyet’in başkentindeki simgesel düzeni dönüştüren ve önceki yargı kararlarının etkisini tartışmalı hale getiren aynı kararlar zincirinde yan yana geldi.

Belediye yapamadı, bakanlık devraldı

Sürecin bundan sonraki aşaması, siyasi ortaklaşmanın belediye meclisindeki oybirliğiyle sınırlı kalmadığını gösteriyor.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 2023 yılında yeniden kabul ettiği plan değişikliği de yargıya taşındı. Davada hazırlanan bilirkişi raporu 12 Eylül 2024 tarihinde düzenlendi ve 16 Eylül’de taraflara tebliğ edildi.

Bilirkişi raporunun tebliğinden bir gün sonra, 17 Eylül 2024’te Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u Bakanlıkta ziyaret etti.

Görüşmenin içeriğinin bütün ayrıntıları kamuoyuna açıklanmadı. Ancak Murat Kurum yaptığı açıklamada Ankara’nın çevre ve şehircilikle ilgili gündeminin ele alındığını ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu konulardaki taleplerinin dinlendiğini duyurdu.

Bu nedenle Yavaş’ın Kurum’a kelimesi kelimesine “top sizde, siz yapın; ben yapamıyorum” dediğini ileri sürmek için elimizde açık bir kayıt yok.

Daha sonra yaşananlara bakıldığında siyasal ve idari tablo tam da böyle bir devir teslim görüntüsü veriyor.

Belediyenin yaptığı plan değişikliği yargı engeline takıldı. Belediye, yargı kararının gereğini yerine getirerek bu tercihten vazgeçmek yerine sürecin bakanlıklar üzerinden yürütülmesi gerektiğini savundu. Ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı devreye girdi.

Dosyada yer alan yazışmalarda, mahkeme kararının uygulanması yönündeki başvurulara Ankara Büyükşehir Belediyesince, taşınmazın Hazine mülkiyetinde olduğu ve bu nedenle plan değişikliği yetkisinin Bakanlıkta bulunduğu gerekçesiyle cevap verildiği görülüyor. Oysa taşınmazın Hazineye ait olması, belediyenin genel imar planlama yetkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İmar planlarının hazırlanması ve onaylanmasına ilişkin genel yetki 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi çerçevesinde belediyelere ait. Bu nedenle verilen cevap, mülkiyet ile planlama yetkisini birbirine karıştıran tartışmalı bir hukuki gerekçeye dayanıyor.

Belediyenin bu cevabının ardından Mansur Yavaş ile Murat Kurum görüştü. Kısa süre sonra Ankara Büyükşehir Belediyesinin yapamadığını söylediği plan değişikliğini bu kez merkezi yönetim üstlendi. Murat Kurum yönetimindeki Bakanlık, Hazine mülkiyetindeki aynı alan için yeni bir imar planı hazırladı.

Bakanlık bu kez önceki iptal gerekçelerini karşılayacak bir planlama kurgusu kurdu; cami fonksiyonunun yanına üniversite/eğitim ve park-yeşil alan fonksiyonlarını da ekledi. Planın biçimi değişti, ancak yıllardır sürdürülen temel tercih değişmedi: cami fonksiyonu aynı alanda korundu.

Kelimesi kelimesine “ben yapamadım, sen yap” denildiğini gösteren bir görüşme tutanağı yok. Buna rağmen birbirini izleyen işlemlerin ortaya çıkardığı fiilî sonuç tam olarak bu: Belediye, taşınmazın Hazineye ait olduğunu ileri sürerek plan değişikliğini kendisinin yapamayacağını savunuyor; ardından Yavaş ile Kurum görüşüyor ve kısa süre sonra aynı planlama tercihini Bakanlık gerçekleştiriyor.

Bu nedenle “top sizde” sözü bir alıntı değil, idari işlemlerin sıralamasından çıkan siyasal ve hukuki sonucu anlatan bir değerlendirme. Belediyenin yargı kararları nedeniyle sürdüremediği planlama tercihi, kurum değiştirerek merkezi idare eliyle yeniden üretiliyor.

Bu zincirin tesadüf olduğunu söylemek güç. Bununla birlikte belgesi bulunmayan bir konuşmayı olmuş gibi aktarmak da doğru olmaz.

Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi yargı kararı karşısında neden projeden vazgeçmek yerine, merkezi idarenin aynı sonucu doğuracak yeni bir planlama sürecine girmesine kapı açmıştır?

Daha önemlisi şu: Yargı tarafından hukuka aykırı bulunan bir planlama tercihi, belediye eliyle gerçekleştirilemeyince Bakanlık eliyle gerçekleştirilmek isteniyorsa, hukuk devletinden geriye ne kalır?

Çünkü hukuk devletinde yetki paylaşımı, yargı kararını etkisizleştirmenin yöntemi olamaz.

Bir mahkeme belediyenin yaptığı planı iptal ettiğinde aynı amaca merkezi idarenin planlama yetkisi kullanılarak ulaşılması, yeni bir idari işlem yapılmasından ibaret değil. Bu durum, yargısal denetimin sonucunun kurum değiştirerek aşılması tartışmasını doğuruyor.

Aktörler değişiyor. Yetki kullanan kurum değişiyor. Plan numaraları değişiyor. Ama hedef değişmiyor.

Sonuç: Aynı hedefte buluşan siyaset

Beşevler dosyasına baştan sona bakıldığında ortaya çıkan tablo artık yeterince açık.

Bu süreç bir caminin yapılıp yapılmamasından çok daha fazlasını anlatıyor.

Bir eğitim alanının kullanımının değiştirilmesiyle başlayan, yargı kararlarıyla durdurulan, yeni planlarla yeniden üretilen, belediye meclisinde farklı partilerin oylarıyla sürdürülen ve sonunda merkezi idarenin devreye girmesiyle başka bir kurumsal kanala taşınan uzun bir kararlar zinciriyle karşı karşıyayız.

Aktörler değişiyor, kurumlar değişiyor, plan kararları değişiyor; fakat hedef değişmiyor.

Bir başka ortak özellik, yargı kararlarının süreç üzerinde kalıcı sonuç doğurmasının sürekli engellenmesi.

Mahkeme iptal ediyor. Yeni plan yapılıyor. Yeni plan yeniden yargıya taşınıyor. Belediye üzerinden yürütülemeyen süreç bu kez Bakanlık eliyle sürdürülüyor.

Böyle bir tablo karşısında hukuk devleti Anayasa’da yazılı bir ilke olarak kalamaz.

Çünkü hukuk devleti, idarenin mahkeme kararını şeklen yerine getirip aynı sonucu başka bir işlemle yeniden üretmesi değil; yargı kararının gerekçesinin de bağlayıcı olduğunun kabul edilmesi demek.

Aksi durumda dava hakkı var ama dava sonucunun etkisi yok. Mahkeme var ama kararın caydırıcılığı yok. Yargısal denetim var ama idari irade sonunda kendi yolunu buluyor.

İşte Beşevler dosyasının en ağır tarafı bu.

Bu nedenle burada yaşananları şehircilik ilkeleri ya da planlama tekniği üzerinden okumak eksik kalır.

Çünkü aynı zamanda Cumhuriyet’in başkentindeki simgesel düzen üzerinde de uzun süreli bir müdahale söz konusu.

AKP, MHP ve CHP bu dosyada aynı temel kararın altında buluştu. Mansur Yavaş yönetimindeki Ankara Büyükşehir Belediyesi, daha önce yargı kararlarına konu olmuş bu planlama tercihinden vazgeçmedi. Süreç belediye üzerinden sürdürülemediğinde merkezi idare devreye girdi.

Bu nedenle burada gizli bir ittifak aramaya gerek yok. İttifak açık. Kararlar açık. Oylamalar açık. İdari işlemler açık. Ortaya çıkan sonuç da açık.

Siyasi partiler günlük siyasette birbirlerine en sert sözleri söyleyebilir. Birbirlerini iktidar, muhalefet, rejim, demokrasi ve hukuk üzerinden eleştirebilir. Fakat bazı temel konularda aynı karar zincirinin parçaları haline gelebiliyorlarsa, seçmene sunulan siyasi karşıtlığın sınırlarını da yeniden düşünmek gerekir.

Özgür Özel’in siyasal konumu da bu nedenle sözlerden ibaret görülemez. 11 Haziran 2023 tarihli karar alındığında CHP Grup Başkanı olan, daha sonra CHP Genel Başkanlığını üstlenen ve bugün Yeni Parti Genel Başkanı olan Özel’in bugünkü siyasal noktası da bu çizgiden bütünüyle farklı değil. Farklı başlıklarda merkezi iktidarla kurduğu açık işbirliği ve ortaklaşmalar, Beşevler’de gördüğümüz siyasal sürekliliğin ulusal ölçekte de sürdüğünü düşündürüyor.

Beşevler dosyasında CHP’nin sorumluluğu tam da burada ortaya çıkıyor. CHP bu süreçte dışarıdan bakan bir muhalefet aktörü değil; karar süreçlerinin, oybirliğinin ve belediye yönetiminin içinde. Sonuçta ortaya çıkan siyasi ve idari tablonun da parçası.

Cumhuriyet’in başkentinde, Cumhuriyet’in en güçlü simgesinin hemen yakınında yürütülen bu süreç karşısında gerçek bir siyasal ayrışma ortaya çıkmamışsa, buna muhalefet demek güç.

Ortaya çıkan tablo, farklı siyasi partilerin farklı gerekçelerle aynı sonuca ulaşabildiğini gösteriyor.

Cumhuriyet’in simgesel düzeni. Hukuk devleti. Yargı kararlarının bağlayıcılığı.

Asıl sorun cami mi?

Beşevler’deki tartışmayı camiye karşı bir söyleme dönüştürmek, konunun özünü bilerek ya da bilmeyerek başka yere çekmek olur.

Burada tartışılan cami değil.

Üstelik planlama alanı ve yakın çevresindeki mevcut ibadet yerleri dikkate alındığında, bu noktada yeni ve böylesine güçlü bir cami ihtiyacı nesnel biçimde ortaya konulabilmiş değil. Şehir Plancıları Odasının itirazlarında da çevredeki mevcut cami ve mescitler tek tek gösterilmiş, yeni bir ibadet alanı ihtiyacının planlama gerekçeleriyle açıklanamadığı belirtilmişti.

İtirazımız ibadete değil; ibadet ihtiyacının gerekçe gösterilerek belirli bir mekânsal ve siyasal tercihin dayatılmasına yönelik.

İhtiyaç ortaya konulamıyorsa neden özellikle burası?

Neden Beşevler Turizm Otelcilik Eğitim Kurumunun bulunduğu alan? Neden Anıtkabir’in hemen yanı başı? Neden bir eğitim alanından vazgeçilerek? Neden yargının iptal kararlarına rağmen? Neden farklı siyasi yönetimler boyunca aynı ısrar sürdürülerek? Neden belediyenin planlama girişimleri yargıya takıldığında bu kez merkezi idarenin planlama yetkisi devreye sokularak?

Bu soruların toplamı, sürecin ibadet ihtiyacının karşılanmasıyla açıklanamayacağını düşündürüyor.

Çünkü gerçekten ihtiyaç temelli bir yaklaşım söz konusu olsaydı, önce ihtiyaç ortaya konulur, ardından alternatif alanlar değerlendirilir ve şehircilik ilkelerine en uygun yer seçilirdi.

Burada ise önce yer konusunda yıllara yayılan bir ısrar görüyoruz. Sonra o yere uygun planlar üretiliyor. Planlar iptal edildiğinde yenileri yapılıyor. Belediye eliyle sürdürülemeyen süreç merkezi idareye taşınıyor.

Temel sorun, caminin araçsallaştırılarak Cumhuriyet’in başkentindeki simgesel düzenin yeniden kurulmak istenmesi.

Bu bir inanç tartışması değil. Tam tersine, dini bir yapıyı siyasi ve mekânsal bir tercihin aracı haline getiren anlayışın tartışılması.

Bu noktada Mansur Yavaş yönetiminin sorumluluğu artık tali değil.

Çünkü Yavaş yönetimi bu karar zincirinin dışından seyreden, karşı çıkan veya engellemeye çalışan bir yönetim olmadı. Plan kararlarının, oybirliğinin ve yargı kararlarından sonraki sürecin içinde yer aldı. Belediye üzerinden sürdürülemeyen planlama tercihinin merkezi idare tarafından devam ettirildiği aşamanın da siyasal muhataplarından biri.

Bu nedenle Mansur Yavaş yönetimini “AKP’ye karşı bir belediye yönetimi” görüntüsü üzerinden değerlendirmek mümkün değil.

Bir yönetim, Cumhuriyet’in başkentinin tarihsel ve simgesel değerleri söz konusu olduğunda onları korumak yerine aşındıran karar zincirlerinin parçası oluyor; yargı kararlarının gerçek sonucunu hayata geçirmek yerine aynı tercihin başka yollarla sürdürülmesine olanak sağlıyorsa, sorun artık kötü belediyecilikten daha büyük.

Sorun, Ankara’nın nasıl bir başkent olarak korunacağı. Cumhuriyet’in kentteki hafızasının korunup korunmayacağı. Hukuk devletinin idari ve siyasi irade karşısında ayakta kalıp kalamayacağı.

Bu tablo, Mansur Yavaş yönetiminin Ankara’nın Cumhuriyet kimliği ve hukuk devleti bakımından ciddi bir tehdit oluşturduğu yönündeki kaygıyı haklı kılıyor.

Çünkü tehdit her zaman Cumhuriyet’e açıkça karşı çıkmakla ortaya çıkmaz. Bazen Cumhuriyet’in simgelerini korumamakla, bazen yargı kararlarını sonuçsuz bırakan süreçlerin parçası olmakla, bazen de “muhalefet” görüntüsü altında iktidarın yıllardır sürdürdüğü mekânsal tercihi devam ettirmekle ortaya çıkar.

Bu nedenle Beşevler’de sorulması gereken son soru “Cami yapılsın mı, yapılmasın mı?” değil.

Burada ihtiyaç olmadığı halde neden yıllardır aynı yere cami yapılmak isteniyor ve Cumhuriyet’in başkentinde bu ısrar neden AKP’den MHP’ye, CHP’den Mansur Yavaş yönetimine kadar böylesine geniş bir siyasi ortaklığın konusu olabiliyor?

Bu sorunun cevabı bulunmadan Beşevler dosyasını anlamak mümkün değil.

Amaç nedir?1


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

  • 1

    Kaynak notları
    • Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis kararları ve 2023 tarihli komisyon kayıtları.
    • Ankara 18. İdare Mahkemesi, E.2020/2043, K.2022/1459, 08.06.2022.
    • Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’nin Beşevler plan değişikliklerine ilişkin itiraz ve değerlendirmeleri.
    • Odatv, Anıtkabir çevresindeki yapılaşma ve silüet tartışmasına ilişkin 24.08.2023 tarihli haber.
    • Mansur Yavaş–Murat Kurum görüşmesi ve sonrasındaki Bakanlık planlamasına ilişkin kamuya açık haber ve açıklamalar.
     

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.