Breadcrumb
Batman’da tarla, Isparta’da MESEM: Sermaye çocukları ölüme sürüyor
Tokat'taki Yazmacılar Hanı'nda, çocukların çalıştırıldığı bir atölyenin duvarı. (Fotoğraf: Ahmet Yakar)
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 30.11.2025 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 01.12.2025 , 00:08
Türkiye’de çocukların payına düşen oyun parkları ya da okul sıraları değil, tarlalar, nemli atölyeler, denetimsiz inşaatlar ve ölüm oluyor. Dün bir çocuk daha bu çarkın dişlileri arasında can verdi, bir diğeri ölümle burun burunla geldi.
İlk haber Isparta’dan duyuldu. MESEM kapsamında çalıştırılan 15 yaşındaki Umut Eren Gökçen, inşaat halindeki bir asansör boşluğuna düşerek ağır yaralandı. Ne baret, ne güvenlik şeridi ne de bir uyarı levhası vardı. Annesi Menekşe Gökçen’in aktardığına göre, Umut Eren normalde çalışmaması gereken bir Cumartesi günü, iş yerindeki baskı ve yoğun tempo nedeniyle oradaydı. Okul yönetimi kendini "Bilseydik denetlerdik" diye savundu.
Saatler sonra Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Kırkat köyü Konak mezrasında, 9 yaşındaki İsa Şimşek tarlada çalıştırıldığı sırada bir iş cinayetine kurban gitti. Traktörün ezdiği çocuk, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. İsa’nın ölümü kayıtlara "kaza" olarak geçti, sürücü gözaltına alındı.
Veriler gizleniyor, bilanço büyüyor
İktidar ve sermaye çevreleri çocuk işçiliğini "çıraklık", "staj" veya "aileye yardım" gibi kavramlarla yumuşatmaya çalışsa da, sahadaki gerçekler ve istatistikler tabloyu gözler önüne seriyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre AKP’li yıllarda en az 1084 çocuk işçi, çalıştırıldıkları iş yerlerinde hayatını kaybetti. Sadece 2025 yılında bu sayı şimdiden 84’e ulaştı.
Türkiye’de çocuk işçi ölümleri "mevsimsel" bir artış değil, sürekli bir tırmanış içinde. Raporlar, ölen çocukların yüzde 40’ından fazlasının tarım sektöründe, geri kalanınınsa sanayi ve inşaat gibi "ağır ve tehlikeli" iş kollarında can verdiğini belgeliyor.
Ölüm kentleşti: Sermayenin yeni 'yakıtı' çocuklar
İsa ve Umut Eren'in yaşadıkları, çocuk emeği üzerindeki sömürünün karakter değiştirmesinin de bir sonucu. Geçmişte tarımda "görünmez" kalan, aile içi yardımlaşma gibi sunulan çocuk emeği, bugün nitelik değiştirmiş durumda. Artık ölüm kentleşti ve sanayileşti. Kırsalın "kader" gibi algılanan ölümleri, bugün şehirlerin göbeğindeki atölyelere, sanayi sitelerine ve inşaatlara taşındı.
Sermaye düzeni kendine yeni "yakıtlar" aramaya başladı. Emeklilik yaşını yükselterek yaşlıları, eğitimden kopararak çocukları üretim bandına süren sistem, çalışma yaşını fiilen 10-12’ye kadar düşürdü. Bir çocuğun bedeni şehrin göbeğinde pres makinesine sıkıştığında ya da bir inşaat asansöründen düştüğünde, bu artık saklanamaz bir gerçek halini alıyor.
Vitrinde 'koruma', mutfakta 'sömürü' yasaları
Türkiye’de hukuk sistemi, çocuk işçiliği konusunda tam bir ikiyüzlülük üzerine kurulu. Devletin vitrininde Anayasa ve uluslararası sözleşmeler gibi çocuğu korumayı taahhüt eden yasalar dururken, mutfağında sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir sömürü düzeni işletiliyor.
Devlet, "meslek kazandırıyoruz" ambalajı altında, İş Kanunu’ndaki koruma kalkanlarını bizzat kendi eliyle deliyor. Eğitimi engelleyen her türlü çalışma biçimi, adı ne olursa olsun çocuk işçiliğidir. Ancak iktidar, çıkardığı yönetmelikler ve MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) gibi uygulamalarla, çocuk emeğini "yasal" bir zemine oturtuyor, patronlara dikensiz gül bahçesi sunuyor.
Devlet eliyle işçileştirme: MESEM gerçeği
Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Meslek Lisesi Memleket Meselesi" diyerek pazarladığı, sermayenin ise alkışladığı MESEM projesi, bu operasyonun merkez üssü konumunda. Resmi verilere göre yüz binlerce çocuk, haftanın bir günü okula gidiyor görünürken, geri kalan günlerde sanayide ucuz işgücü olarak kullanılıyor.
MESEM kapsamındaki öğrenci sayısı 300 bini aştı. Çarpıcı olan bir diğer başlık devletin bu çocuklar için sermayeye aktardığı kaynak. Bu sistemde devlet, çocuğun maaşını ve sigortasını üstlenerek sermayeyi doğrudan fonluyor. İşsizlik Sigortası Fonu’ndan patronlara, çalıştırdıkları her çocuk için asgari ücretin belirli oranlarında teşvik ödemesi yapılıyor. Yani devlet, halkın birikimini kullanarak çocukların sömürülmesini finanse ediyor.
Böylece patron için "bedava", itiraz etmeyen, sendikasız ve güvencesiz bir işgücü yaratılıyor.
Geçtiğimiz aylarda İstanbul, Manisa ve Konya gibi sanayi havzalarından gelen haberler, MESEM’in bir eğitim kurumu değil, bir iş cinayeti mahalli olduğunu kanıtlamıştı. Arda Tonbul, Efe Demir ve Alperen Enes Ural gibi çocuklar, "meslek öğrensin" diye gönderildikleri, ancak hiçbir iş güvenliği önleminin alınmadığı işletmelerde yaşamlarını yitirdi. Bu ölümlerin hiçbiri "kaza" değildi, 14-15 yaşındaki çocukların yetişkin işçilerin bile zorlandığı 10-12 saatlik mesailere mecbur bırakılmasının sonucuydu.
'Kaza' değil, sermayenin tercihi
Dün İsa Şimşek’in, Umut Eren’in, önceki günlerde 16 yaşındaki Mustafa’nın başına gelenler, bu düzenin çocuklara vadettiği tek şeyin sömürü ve ölüm olduğunu gösteriyor. Verilerin karartılması, ölümlerin "kaza" denilerek geçiştirilmesi, davaların "kan parası" ile kapatılması bu saldırının bir parçası.
Çocukları öğüten bu düzene "Yeter" denilmedikçe, geriye sermayenin kâr hırsı ve denetimsizlik yüzünden hayatı kararan çocuklar ile "kaza" denilerek kapatılmaya çalışılan dosyalar kalıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.