Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Başka bir dünya': Solun iletişim dili nasıl değişmeli?

Solun "dili", uzun zamandır tartışma konusu. Fakat mesele ya "kullanılan sözcükler" ya da "yeni mecraları kullanma" gibi yüzeysel tartışmalara indirgeniyor. Oysa solun iletişim dili, gerçekten üzerinde kafa yorulması gereken bir mesele.

Kemal Okuyan

Yayın Tarihi: 20.10.2025 , 09:10 Güncelleme Tarihi: 20.10.2025 , 12:30

Bu yazı, aslında bir konuşma. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Küba'nın gazeteleri Granma ve Juventud Rebelde'nin 60'ıncı kuruluş yıldönümleri vesilesiyle düzenlenen festival kapsamında TKP'den bir heyetle birlikte Küba'nın başkenti Havana'daydı. Okuyan'ın festival kapsamında düzenlenen panelde yaptığı konuşmayı soL okurlarıyla paylaşıyoruz.


'Başka' bir dünya için enformasyon ve iletişimde 'başkalık'

Değerli dostlar, yoldaşlar,

Her şeyden önce Filistin halkının acılarını paylaşıyor, Filistin direnişini selamlıyor ve Siyonist saldırganlığı ile ABD emperyalizminin Filistinlilere dayatmaya çalıştığı sözde barışı protesto ederek başlamayı bir görev biliyorum.

Ve elbette, ablukaya karşı hepimiz adına direnen sosyalist Küba’ya da selam ve zafer dileklerimizi iletelim. Bugün, başka bir dünya isteyen bizlerin neden ideolojik mücadelede yetersiz kaldığımız sorusuna bazı yanıtlar vermeye çalışacağım.

Konuya şeytanın avukatlığını yaparak girmek istiyorum. Belki de “başka bir dünya mümkün” sloganıyla başladı sorunlarımız. Bir açıdan bakıldığında mükemmel bir slogan bu. Hâla öyle. Ne var ki, o başka bir dünyaya herkes kendince bir anlam yükleyince başka bir dünyanın ne olduğu belirsiz hale gelmeye başladı. Örnek olsun, başka bir dünya daha iyi bir dünya değildir. Çünkü bugün dünyamız, doğanın bize sunduklarına ve insanlığın bütün birikimine rağmen iyi bir dünya değildir. Kötü, çok kötü bir dünyadayız ve bundan kurtulmak istiyoruz. Başka bir dünya mümkün ve bu başka dünyayı eşitlik dışında hiçbir kavram, hiçbir sözcük tanımlayamaz.

Daha da somutlayacak olursak, başka bir dünya sınıfların, sömürünün ortadan kalktığı bir dünyadır. Bu hedefe ulaşmadaki zorluklar, hedefin yakıcılığını ve güncelliğini ortadan kaldırmıyor.

Bugün başka bir dünya fikrini zayıflatan, bir başka dünyayı tanımlayan ve mümkün kılabilecek biricik referans noktasının kaybolmasıdır. Bunun nedenleri üzerinde durmayacağım. Çok karmaşık ve elbette kapsamlı bir biçimde tartışılması gereken bir konu bu. Ancak konuşmama buradan girmemin bir nedeni var. Bugün sömürüye, her tür eşitsizliğe, emperyalizme, ırkçılığa, militarizme karşı mücadele eden bizler yeterince etkili değilsek ve ideolojik, kültürel açıdan çok uluslu tekellerin kuşatmasını yaramıyorsak bunun bir nedeni bizim ne istediğimizin anlaşılamaz hale gelmesidir. Bugünkü kötü dünyadan zarar gören, mutsuz milyarlarca kişinin muazzam veri bombardımanı içinde o hedeflediğimiz başka dünyaya ilgi duyması bizim bir “hedef” disiplinine sahip olmamızla mümkün.

Özgürlük, barış, ilerleme, bağımsızlık gibi biçim açımızdan yaşamsal olan değerlerin tamamının bugün dünyanın büyük bölümünü ele geçirmiş olan sömürü mekanizmalarını açıkça sorgulamayan stratejilerin içinde büyük anlam ve inandırıcılık kaybettiği ortada. Bu değerleri söz konusu sömürü mekanizmalarını kabullenerek savunmanın, bu değerlerin sömürü mekanizmalarını içeriden zayıflatabileceği beklentisinin ortaya çıkardığı en ciddi sorunlardan bir tanesi, ideolojik mücadelede emperyalist sistemin araç setini ve dilini kabullenmektir.  Bu araç seti ve dili, başka bir dünyanın mümkün olduğu düşüncesini tamamen devre dışı bırakmaktadır.

Bu toplantıyı devrimci, komünist iki yayının geride bıraktığı onurlu yılların şerefine düzenlenen bir festivalde gerçekleştiriyoruz. Yayıncılık alanında 19. yüzyıldan beri bütün baskılara ve imkansızlıklara rağmen siyasal ve ideolojik açıdan ezilen sınıfların bağımsız sesini yükseltmenin yolu bulundu. Bugünse dünyayı yorumlamak ve değiştirmek için gerçekleştirdiğimiz üretim, habercilik, kitle iletişimi ve hatta devrimci mücadelenin gerektirdiği iletişim açısından neredeyse tümüyle bağımlı hale gelmiş durumdayız. Konunun maddi imkanlar ve teknolojik gelişmenin ulaştığı düzeyle ilgisi olmakla birlikte gerçekte bu bağımlılığın bugünkü dünyanın özünde değişmeyeceğine ilişkin bir kanaatin bizim saflarımıza yerleşmesiyle yakından ilgisi var.

Kapitalizmin her yeri ele geçiren, her şeyi metalaştıran bir sistem olarak iletişim alanını bütünüyle istila etmiş olması bazı açılardan normal görülebilir. Öte yandan enformasyon savaşlarında kendimize ait araç seti ve dil geliştirebilmek ve bir bağımsız alan elde edebilmek tam da istilacı sermayenin karşısına dikilen bir stratejiyle mümkün.

Bütünüyle çok uluslu tekellerin şekillendirdiği, denetlediği iletişim alanına sıkışan bir alternatif, başka bir dünyanın alternatifi değildir. Ya da başka bir dünya alternatifini gerçek bir zemine taşımadığımız için emperyalizmin dayattığı bir enformasyon ve iletişim iklimine sıkışıyoruz. Peki bu gerçekten kaçınılmaz mı? Teknolojik gelişmelere ayak uydurma zorunluluğu bizi söz konusu iklime ister istemez mahkum mu kılıyor?

Bu soruyu tereddütsüz hayır diye yanıtlamak durumundayız.

Emperyalizmin enformasyon ve iletişim alanında kurmuş olduğu mutlak hegemonyaya karşı mücadelenin ilk koşulu, bu hegemonyanın başarı ölçütlerini reddetmek olmalıdır. Nasıl parlamenter alana sıkışmış bir devrimci mücadele kafasını “oy sayımı”ndan kaldıramadığı için soluksuz kalıyorsa, günümüzün medya mecralarının bilgi ve onun akışını bütünüyle tüketimin göstergesi olan nicel büyüklüklerle değerlendirme alışkanlığını kabullenenlerin de ideolojik anlamda bir karşı kutup yaratması imkansızdır.

O mecraların terk edilmesini elbette önermiyorum. Buralarda delikler açmak, birçok platformu insanlık yararına kullanmak mümkündür. Ancak kendi kurallarımızla…

Sanırım artık soyut konuşmayı bırakıp, somut olarak neler yapılabileceğine dair düşüncelerimizi kısaca paylaşmaya başlayabiliriz.

  • Tekrar olacak ama emperyalist-kapitalist sistemin ideolojik kuşatmasına karşı o sistemin içinde çözümler üreterek direnç oluşturmanın mümkün olmadığını ilk sıraya yazmak gerekiyor. “Sistem dışı seçenekler üretmek için çok zayıfız” bir argüman değildir; bu mantıkla sistem içi bir perspektifle bir direnç oluşturamayacak kadar zayıf olduğumuzu da pekala söyleyebiliriz.
  • Sömürücü sınıflar ve emperyalizm, enformasyon ve iletişim alanını yalnızca yalan ve çarpıtmaya uygun şekilde değil aynı zamanda insanı yüceltecek ve geliştirecek değerleri yok eden ve çürümeyi hızlandıracak bir anlayışla kurguladılar. Bu kurgu nötr değildir, hiçbir zaman olamaz. Dolayısıyla bu alanı her ideoloji kendince kullanır önermesine ihtiyatla yaklaşılmalıdır.
  • Solun hem siyasal hem ideolojik alanda sistemin araç seti ve dilini kabullenmesinin en önemli maliyetlerinden biri en fazla gereksinilen dönemde bir etik meydan okumayı gerçekleştirememek olmuştur. Bugün yoksul yığınlar “sol” seçeneğe baktığında yalandan, pragmatizmden, imaj fetişizminden arınmış, ilkelere ve gelişkin moral değerlere yaslanmış bir güç görmüyor. Bu son derece ciddi bir sorundur. İlk görevlerden bir tanesi gelişkin bir etiğin sol içinde egemen olması için mücadele edilmesidir. Bu açıdan Küba’da devrim öncesinden başlayarak yaratılan muazzam birikim örnek olmalıdır.
  • Bugün tamamen çok uluslu tekellerin denetimindeki sosyal medya ve bir bütün olarak dijitalleşmiş medyanın reddiyesi üzerine kurulu arkaik ve mutlak izolasyondan başka bir sonuç vermeyecek yaklaşımlardan elbette uzak durulmalıdır. Ancak bugün işlevsiz olarak görülmeye başlanan basılı yayınların, tiyatro-sinema-konser salonlarının ve yüz yüze temas üzerine kurulu bütün iletişim biçimlerinin korunup yenilenmesi toplumsal bir varlık olan insanın gelişmesinin zorunlu koşuludur. Bu doğrultuda ısrarcı ve yaratıcı çalışmalar yürütülmek durumundadır. Modernlik adına bugünkü mecralara teslim olmanın maliyeti büyüktür.
  • Daha önemlisi, insanlığın birikimi, kol ve kafa emeğinin yaratıcı etkinliğinin ürünü olan teknolojik olanakları kapitalizmden çok farklı bir biçimde kullanmak için ortak çaba harcanmalıdır. Evet farklı bir araç seti ve farklı bir dil mümkündür ve uluslararası alanda olanaklar birleştirildiğinde adım adım sonuç alınmaya başlanacaktır. Çok uluslu tekellerin bu açıdan ulaştığı düzeye bakarak mütevazı çaba ve adımların sonuç alamayacağını düşünmek, devasa orduların kitle imha silahları, tank ve uçakları karşısında ezilenlerin çaresiz kalacağını düşünmekten farksızdır.
  • Geçmişte nasıl kitaplar, gazeteler, dergiler yasaklanıyorsa bugün de bir avuç tekel kuralsız biçimde farklı düşüncelere karşı türlü yöntemlerle sansür uygulamakta. Bir yandan daha “özgür” ve bize ait mecralar yaratmak için çaba harcarken diğer yandan bu baskılara karşı uluslararası alanda kolektif bir direnç oluşturulmalıdır. Eleştiri, teşhir, hukuki süreçler, boykot iyi örgütlendiğinde yalnız sonuç almaz alternatif mecralar için geniş bir meşruiyet sağlar.
    Bütün bu söylenenler doğrultusunda TKP’nin üzerine düşeni mütevazi olanakları ölçüsünde ama kararlılık ve yaratıcılıkla yerine getireceğini hatırlatmak isterim.

Yaşanası bir dünya mümkündür ve o dünyada sömürücü sınıflara yer yoktur. İnsanlığın geleceği komünizmdir.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.