Sayfa yolu
Bakan Fidan: SDG vakit kaybetmeden merkezi hükümetle anlaşmaya varmalı
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 26.07.2025 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 26.07.2025 , 13:00
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NTV'de gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Suriye'deki gelişmelere ve Türkiye'nin tutumuna dair konuşan Fidan, Türkiye'nin bir numaralı hedefinin "bölgede sükuneti, istikrarı ve güvenliği sağlamak" olduğunu savundu, Suriye'de Türkiye'nin, bölge ülkelerinin, Avrupa Birliği'nin ve ABD'nin destek verdiği bir sürece girildiğini söyledi.
Fidan, "Suriye'nin bölünmesinden ve istikrarsızlığından, güçlenmemesinden faydalanabilecek aktörlerin, Suriye'nin içinde bulunduğu çaresizlik, ümitsizlik ve olumsuzluk çukurunda debelenmesini istediklerini hep görüyorduk. Ortaya koyduğumuz diplomatik müzakerelerle, ortada bütün uluslararası toplumun yaptığı çalışmalarla, böyle bir beklenen tablo çıkmayınca, bu sefer kendileri başka bir senaryo uygulamaya koydular" diye konuştu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin istikrarıyla ilgili çok da olumlu düşünmediğini söylediğini belirtti.
'Türkiye olarak uyarımızı vermek zorundaydık'
Süveyda'da Dürziler ile Bedeviler arasında ortaya çıkan çatışmaları lanetlediklerini, doğru bulmadıklarını ve sorumluların bir an önce cezalandırılması gerektiğini belirten Fidan, şunları kaydetti:
"Ama bunu fırsat bilen bazı diğer gruplar, bunlar ülkenin kuzeyinde, güneyinde, doğusunda, batısında hareketlenme emareleri gördük. Birtakım beyanatlar, demeçler. Ve biz orada Türkiye olarak ihtarımızı, uyarımızı vermek zorundaydık. Çünkü biz ülkenin birliğini, bütünlüğünü istiyoruz. Şuna da karşıyız: Ülkede birlik, bütünlük sağlanacak diye ülkedeki etnik kimlikleri, dini kimlikleri ezmek ne kadar yanlışsa, etnik ve dini kimlikler kendilerini iyi hissetsinler diye ülkenin geri kalanını ateşe atmak o kadar yanlış. Bunun altın dengesini bulup o formülle gitmek gerekiyor."
'Kimsenin elinde devlet gücü dışında silah olmayacak, devlet de bu grupları ezmeyecek'
Fidan, Türkiye ve birçok ülkenin, merkezi hükümetin herkesin kimliğine, hukukuna, yerel yönetimlerdeki etkisine saygı duyacağının altını çizdiğini aktararak, "Ama kimsenin elinde, devlet gücü dışında silah olmayacak. Devlet de sadece benim elimde devlet var diye bu grupları tabii ki ezmeyecek" dedi.
İsrail'e istihbarat kanalları ve diğer muhataplarla yapılan konuşmalar üzerinden aynı mesajları gönderdiklerini anlatan Fidan, "Biz diyoruz ki Suriye'yle ilgili, Suriye'nin toprak bütünlüğüne kimse dokunmasın. Suriye, bölgesindeki hiçbir ülkeye tehdit oluşturmasın, hiçbir ülke de Suriye'ye tehdit oluşturmasın. Buna mümkün kılacak bir anlayış birliği ve eylem birliği içerisinde olalım. Bizim derdimiz bu" ifadelerini kullandı.

'10 Mart'taki anlaşmanın hayata geçmesini bekliyoruz'
Fidan, daha önceki "(Suriye'de) Şiddet kullanarak bölmeye ve istikrarsızlaştırmaya doğru giderseniz, biz bunu kendi milli güvenliğimize yönelik doğrudan tehdit olarak algılar ve müdahale ederiz" sözlerinin kapsamına ilişkin, şunları kaydetti:
"Tehdidin niteliğine bağlı. Bakın şöyle bir şey var. Diyelim, YPG'nin elindeki silahlı unsurlar, şu anda kendi kendini lağvetmiş değil. Bu insanların 10 Mart'ta imzalanan anlaşmayı hayata geçirmesini bekliyoruz biz. Böyle bir olumlama içerisinde, bir olumlu atmosfer içerisinde konunun gitmesini istiyoruz. Hiçbir kan dökülmeden, sıkıntı olmadan, Kürtlerin kimlikleri, hakları, hukukları da korunarak, başta mal, mülk, vatandaşlık olmak üzere, kültürleri, herkesin kendini eşit hissedeceği yeni bir Suriye'ye beraber adım atmalarını istiyoruz."
'Suriye'nin silahlı kuvvetler başta olmak üzere temel devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunda ciddi bir yardıma ihtiyacı var'
Türkiye ile Suriye arasında savunma alanında olası bir işbirliği konusuna ilişkin, iki ülke arasında terörle mücadele başta olmak üzere savunma işbirliği yapmak kadar normal bir şey olmadığını belirten Fidan, Suriye'nin teknik desteğe, silahlı kuvvetler başta olmak üzere temel devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunda çok ciddi bir yardıma ihtiyacı olduğuna dikkati çekti.
'Savunma alanında meşru işbirliğini destekliyoruz'
Fidan, Suriye'de devlet kurumları yapılandırılmazsa güvenlik, düzen ve hizmet sağlamanın mümkün olmadığını savunarak, "Sağlık, eğitim, ulaştırma, enerji bu konuda sıkıntılar var. Bunları ağır ağır götürmeye çalışıyoruz hep beraber bölge ülkeleriyle. Silahlı kuvvetlerin bir noktada belli bir kapasiteye ulaşması gerekiyor, ki sınırlarını korusun, DEAŞ'la mücadele etsin, terörle mücadele etsin, bölgede farklı türden tehditler olmasın. Bu konudaki meşru işbirlikleri her zaman için bizim desteklediğimiz bir hareket tarzı" diye konuştu.
Suriye'nin güneyindeki Süveyda ilinde 13 Temmuz'da başlayan çatışmalara ilişkin, "bölgede emperyalizm döneminden itibaren üstü kapatılmış sorun alanları olduğunu" söyleyen Fidan, "Bedeviler ile Dürziler arasında cereyan eden çatışmaya açıkçası merkezi yönetimin tarafsız bir şekilde müdahale etmesi çabasına İsrail'in biz engel olduğunu görüyoruz. Zaten stratejik olarak itirazımız bu yönde oldu" diye konuştu.
Fidan, geçen hafta tarafların Amman'da bir araya gelerek belli bir anlayış birliğine vardıklarını belirterek, yalnızca Dürzilerin bir kolunun tamamen anlaşmaya ve yumuşamaya karşı olduğunu söyledi. "Silahla mücadele edip belli bir bağımsızlığa gidecekleri" yönünde bir dil kullanmaya başladığını ifade etti.
Mutabakat gereği hafif silahlara sahip hükümet unsurları ve polis güçlerinin Süveyda ve çevresine konuşlandığını kaydeden Fidan, belli bölgelerde ufak çaplı çatışmaların devam ettiğini ancak tarafsız şekilde kontrolün sağlanması için görüşmelerin sürdüğünü ifade etti.
Fidan, HTŞ lideri Ahmed Şara'nın beklentilerin üzerinde ve kapsayıcı bir siyaset uyguladığını iddia ederek, "merkezi hükümetin gruplar arasındaki olası çatışmalara taraf olmaması, müdahale etmesi ve müdahale ettikten sonra da sorumluları bulduğunda cezalandırması gerektiğini; Şara'nın da bu konularda elindeki imkanlarla müdahale ettiğini" savundu.
Barrack'ın Suriye tutumu: 'Yıllardır beklenen özgün bir vizyon'
ABD'nin Suriye'ye yönelik tutumuna dair Fidan, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın bölgede "dengeleri anlayan ve belli bir tarafsızlığı yansıtma gayretinde olan bir temsilci olduğunu", Türkiye'nin bunu takdir ettiğini ve "yıllardır beklenen özgün bir vizyon" olduğunu dile getirdi.
ABD ile İsrail arasındaki ilişkilere dair Fidan, "Amerikan iç politikasının şekillenmesinde İsrail'in, İsrail lobilerinin ve siyonist düşüncenin çok yapısal bir etkisi var" değerlendirmesinde bulundu.
ABD'de bu mekanizmanın dışında hareket eden ve özgün yaklaşımlı liderlerin ve siyasetçilerin ortaya çıktığını söyleyen Fidan, ilk önce İsrail'i değil, ABD'yi düşünen insanlar da olduğunu ifade etti.
Fidan, "Suriye'de SDG adını kullanan terör örgütü PKK/YPG'nin merkezi sisteme entegrasyon konusunda görüşmelere ve terör örgütü DEAŞ'le mücadeleye ilişkin, ABD ve bölge ülkeleriyle yürüttükleri bir süreç olduğunu, Süveyda'daki olaylarla gündem kaymasının ister istemez olduğunu ancak Türkiye'nin gündeminin değişmediğini" öne sürdü.
'SDG vakit kaybetmeden merkezi hükümetle anlaşmaya varmalı'
Bakan Fidan, "SDG'nin vakit kaybetmeden gönüllülük içerisinde merkezi hükümetle bir anlaşmaya varması, vardığı anlaşmanın hayata geçmesi için sahici, kalıcı, aması olmayan adımlar atması önemli. Burada güvence arıyorsa, temel hak, özgürlük ve can mal güvenliğiyle ilgili burada Türkiye gibi ülkelerin şahit tutulması önemli. Onun dışında belli şeyleri bahane ederek ülkede farklı farklı silahlı yapıların varlığının devam ettirilmesi meselesi kabul edilebilir bir konu değil" diye konuştu.
SDG için özerkliğe kapıyı kapatan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Barrack, HTŞ yönetimiyle birleşme çağrısını yinelemiş ve "Ellerini çabuk tutmazlarsa Türk ve Suriye hükümetiyle sorun yaşayabilirler" demişti. Barrack'ın sözlerini "yerinde bir açıklama" olarak nitelendiren Fidan, olayları yakından değerlendirdiklerini, Suriye'deki yönetimin meşruiyetini tanıdıklarını ve desteklediklerini ifade etti.
'Her türlü senaryoya hazır olmamız lazım'
Fidan, Suriye'de bir sorun çıktığında ilk önce bu yönetimin müdahil olmasının beklentileri olduğunu ve "gerekirse bir miktar Türkiye'nin de destek vereceğini" kaydederek, "Nihayetinde her türlü senaryoya da hazır olmamız lazım. Çünkü biz Irak'taki PKK senaryosunu, Suriye'deki PKK senaryosunu tekrar tekrar yaşayıp, ülkemizdeki halkımızın gelecek 40 yılını da bir önceki 40 yılı gibi bir daha bunu yaşatma niyetimiz yok" ifadelerini kullandı.
'Terörsüz Türkiye' süreci: 'Devlet bir oyuna gelmiyor veya karşı tarafı oyuna getirmiyor'
"Terörsüz Türkiye" sürecinde devlet olarak belli hassasiyetlerin gerçeklikle takip edilmesi gerektiğinin altını çizen Fidan, "Süreç devam ederken vatandaşımızın endişelenmemesi lazım. Burada devlet bir oyuna gelmiyor veya karşı tarafı oyuna getirmiyor. Biz niyetimizde de açığız. Kendimize de dürüstüz, karşı tarafa da dürüstüz. Ne konuşuyorsak onu yapmaya çalışıyoruz" dedi.
Fidan, yeni dönemde, "silah ve çatışma dilini kullanmadan daha modern bir anlayışla, daha medeni bir anlayışla dönüşümün mümkün olduğunu" savunarak, Türkiye'nin, bunun olabilmesi için de her türlü alternatife "hem idrak olarak, hem kafa olarak, hem de güç olarak hazır olması gerektiğini" kaydetti.
'Birçok ülke artık İsrail'den yana değil'
Bakan Fidan, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına ilişkin, "Bu başı gözü dönmüş azgınlığın bir yerde son bulacağı muhakkak" değerlendirmesinde bulunarak, bu durumun dünyanın geneline bir sıkıntı olmaya başladığını belirtti.
Fidan, 7 Ekim 2023'ten itibaren yaklaşık 10 ay kesintisiz ve sarsılmaz şekilde bir blok halinde söylem ve eylem olarak İsrail'i destekleyen bir iki ülke hariç birçok ülkenin artık İsrail'den yana olmamaya başladığını savundu.
Ateşkes görüşmelerinde tıkanmış üç alan olduğuna işaret eden Bakan Fidan, ilkinin ateşkes sağlandığında Gazze'deki insani yardımların nasıl, hangi metotla ve kim tarafından dağıtılacağı olduğunu anlattı.
Fidan, Hamas'ın Birleşmiş Milletlerin (BM) yardımları dağıtmasını istediğini ancak İsrail'in, bunu kabul etmediğini söyledi.
İkinci anlaşmazlığın Gazze'deki İsrail kara unsurları ile birliklerinin geri çekilmesi ve konuşlanacakları yerler olduğunu kaydeden Fidan, son olarak da ateşkesin devamlılığı için Hamas'ın bütün esirleri vermesinin ardından anlaşmanın süreceğine dair taahhüt istediğini dile getirdi.
Fidan, Gazze'nin "Filistinsiz" hale getirilmesine dair bir proje olduğunu belirtti.
'İsrail'in olası Batı Şeria ilhakı lehine olmayacak'
Fidan, İsrail Meclisi'nde (Knesset) 23 Temmuz'da onaylanan ve hükümete işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakı için çağrı yapan karara ilişkin, şunları kaydetti:
"Netanyahu'nun kendi zihninde şartlar oluşursa, bununla ilgili bir tereddütte bulunacağını açıkçası düşünmüyorum, onun zihni öyle bir zihin, daha maksimalist bir zihin. Ama İsrail'in önümüzdeki 10 yıllar içerisinde lehine olacak bir durum mu? O kesinlikle lehine olacak bir durum değil. Bütün herkes 67 sınırlarına dayalı bir Filistin toprağını tanımışken sen bunu yok etmeye çalışıyorsun, yarayı açık bırakıyorsun. Aslında şu anda her şey bir anlaşma zeminiyle mümkünken iki devletli çözüm, bunu kabul etmiyorsun. O zaman kendini de belli risklere önümüzdeki 10 yıllar içerisinde açık bir hale getiriyorsun."
Özel'in 'Türkiye'nin Filistin eylem planına imza atmadığı' eleştirilerine yanıt: 'UNCLOS'a atıf var, Ege'deki sorun çözülmeden bu anlaşmaya dahil olamayız'
Özgür Özel, CHP mitinginde AKP'nin İsrail'i kınayan bildiriye imza atmamasını şu sözlerle eleştirmişti:
“Kolombiya’daki toplantıda İsrail’i kınayan bildiriye imza atan Türkiye, arkasından İsrail'e karşı 6 maddelik eylem planına da imza atacaktı ve bu açıklanacaktı. Bu eylem planına imza atmadan Kolombiya’dan kaçtılar. Trump’tan korktular.”
Bakan Fidan, "Bu metinde UNCLOS'a atıf var. UNCLOS nedir, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi. Türkiye buna taraf olmamıştır. Ege'deki sorun çözülmeden Türkiye'nin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olması söz konusu değil. Buradaki sorunu oturur ne zaman Yunanistan'la çözeriz, o zaman taraf olmayı düşünürüz. İmzalasaydık yıllardır takip ettiğimiz hususta kendimizi bir hususta kendimizi dezavantajlı konuma sokardık" dedi.
Özel'in sözlerine yanıt veren Fidan, "Devlet işi hafife gelmez. Kim konuşuyorsa Genel Başkan'a ben tavsiye ediyorum, gerçekten daha bu konuları bilen, tecrübeli bir danışman bulsun, anlatsın kendisine bu süreçleri. Ben şimdi kötü niyetli olmak istemiyorum. Yunanlıların tezine gitmek istediğine ilişkin bir düşüncem yok benim. Sadece o konuyu bilmiyor, bilenlerle oturup konuşmasında da fayda var diye söylüyorum ben bunu. Acemiliklerine veriyorum" dedi.
Fidan, Lahey Grubu'nun Kolombiya'nın başkenti Bogota'daki toplantısı sonucunda kabul edilen ortak bildiride Türkiye'nin imzası olmamasına ilişkin, bildirinin son imza tarihinin 30 Eylül olduğuna işaret ederek, metinde Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) atıfta bulunan bir madde olduğunu ve Ege Denizi'ndeki statü sorunu çözülmediği için Türkiye'nin buna taraf olmadığını savundu.
Bildirinin UNCLOS'a ilişkin madde olması nedeniyle istişare edildiğini anlatan Fidan, UNCLOS ile ilgili maddeye uluslararası hukukçularla görüşerek şerh koyduklarını ve şerhle bildiriyi tanımakta sorun görmediklerini söyledi.
'(Rusya-Ukrayna) Bu niyetle devam ederse ben birkaç tur sonra bir ara çözümün çıkacağına inanıyorum'
Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'na ilişkin, "Karadeniz'in kuzeyinde devam eden bu savaşın sadece bölgesel değil, küresel çok ciddi etkileri var. Artık insani trajedisi bir tarafa, bir milyona yakın insan ölmüş, yaralanmış, koca koca şehirler mahvolmuş, bunlar bir tarafa, uluslararası arenada daha büyük savaşı ve bölünmeyi mümkün kılacak bir riskle baş başayız. Baştan beri bunun durması için çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.
İstanbul'da yapılan Türkiye-Rusya-Ukrayna Üçlü Toplantısı'na değinen Fidan, "İnsani boyut var burada. İnsani boyut dediğimiz esir değişimi, yaralı değişimi, ceset değişimi, hasta değişimi, mahkum değişimi, bütün bunların hepsini içeren üçüncü mekanizmayı da yaptık. Bu sefer daha büyük bir rakamı hedefliyorlar. Mutabık kalındı ve onu mümkün kılacak bir mekanizma kuruldu" diye konuştu.
Eurofighter Typhoon satın alma süreci
Türkiye'nin Eurofighter Typhoon savaş uçağı satın alma sürecine de değinen Fidan, Türk Hava Kuvvetlerinin yetenek ve kabiliyetlerini geliştirmek ve çeşitlendirmek için yürütülen çok katmanlı bir süreç olduğuna işaret ederek, "Bu konuda hem müttefiklerin elinde vermeye hazır Eurofighter'ların olduğu hem de İngilizlerin, Almanların bunu üreten konsorsiyumun, bunu satmayla ilgili bir durumun olabileceği hususu olunca bu konuda bir fikir birliği oluştu" dedi.
Fidan, Eurofighter Typhoon savaş uçağı için yapılan anlaşmaya yönelik, "Bu atılan imza, bundan sonra bu kadar alt detay çalışması yapılmış bu meselenin artık 'Tamam biz bunu yapalım'a dönüşmüş hali" ifadesini kullandı.
Süreç içinde farklı konuların da ortaya çıkabileceğine ve başta Hava Kuvvetleri ve Milli Savunma Bakanlığının olmak üzere teknik heyetlerin kendi muhataplarıyla görüşmeler yapacağın kaydeden Fidan, şunları söyledi:
"Bazen 'Ben bunu almak istiyorum' demeniz yetmeyebiliyor. Karşınıza beklemediğiniz şartlar çıkabiliyor. Başta fiyat olmak üzere, onda anlaşmanız lazım. Daha sonra verme şartları var. O konu tabii onların yapacağı müzakereler. O müzakerelerin sonuçlarını muhakkak Cumhurbaşkanımıza söyleyecekler. Siyasi olarak tıkandıkları bir konu varsa bize gelirler, biz onun diplomasisini yaparız."
| Meclis'te oluşturulacak komisyon için geri sayım: Birinci gündem 'eve dönüş' |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.