Sayfa yolu
Ayrancı Semt Evi'nde 'cumhuriyet' buluşması: 'Emekçilerin cumhuriyeti kurulmalı
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 15.10.2023 , 21:01 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Akademisyen ve soL yazarı Fatih Yaşlı, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Ayrancı Örgütü’nün düzenlediği “2. Dünya Savaşı ve Cumhuriyette Yol Ayrımı” başlıklı söyleşiye konuk oldu
“Cumhuriyetteki kırılmanın köşe başlarından” olarak nitelendirdiği 1944 tarihli Irkçılık/Turancılık davası ve 1947 Hasan Ali Yücel ile Kenan Öner arasındaki davalara değinen Yaşlı, bu iki davanın Türkiye’nin o dönemki siyasi konjonktürünü anlamakta çok önemli olduğunun ve İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin tutumunu anlamak için de İkinci Dünya Savaşı sonrası emperyalist sistem içerisinde Türkiye’nin değişen yerini anlamak için de bu iki davanın bize son derece önemli ipuçları verdiğinin altını çizdi.
Nihal Atsız ve Alpaslan Türkeş gibi isimlerin 40’lı yıllarda yürüttüğü ırkçı faaliyetlere göz yumulurken Nazilerin Sovyetler Birliği karşısındaki yenilgisi sonrası Türkiye’nin Sovyetler Birliği’ne karşı düşmanca tutumunu bırakmak zorunda kalması ile ceza alan Türkeş’in, akabinde Sovyetler Birliği’nin Türkiye’nin uzattığı zeytin dalını kabul etmemesiyle orduya dönüp Amerika’ya kontrgerilla eğitimi almaya gitmesini ve Türkiye’de antikomünizmin siyaset sahnesine girişini anlatan Yaşlı, İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği ve Soğuk Savaş’ın başladığı yıllarda gerçekleşen Hasan Ali Yücel ve Kenan Öner davası sonucunda köy enstitülerinin aldığı darbeye ve eğitimdeki gericileşme sürecine değindi. Bu dönemde Yunanistan’daki komünist hareketten endişe eden Türkiye yönetici sınıfının Amerika’dan silah ve para yardımı aldığına ve Türkiye’nin hızla Amerikan yönetimine yanaştığına dikkat çeken Yaşlı, bu dönem yaşanan Tan Matbaası ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi baskınını “devlet tarafından organize edilen, dönemin milliyetçi, muhafazakar gençlerinin alanlara sürülüp kullanıldığı ve solculara, komünistlere mesaj verilen iki önemli hadise” olarak nitelendirdi.
Türkiye yönetici sınıfı ABD üzerinden emperyalizme yeniden entegre olurken Türkiye’de cumhuriyet devriminin radikalizminin ortadan kaldırıldığına, imam hatiplerin ve Kuran kurslarının tekrar açıldığına, tarikat ve cemaatlerin görünürlüğüne izin verildiğine işaret eden Yaşlı, dinselleşmenin Türkiye siyasetine girişini ve CHP’nin 1947’de yapılan 7. Kurultayı’nda geçen “Bize dindar ve milliyetçi nesiller gerekiyor” ifadelerine dikkat çekti. Cumhuriyetin laiklik ve aydınlanma anlayışının terk edildiği 46-47 yıllarının aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının da yitirildiği bir dönem olduğunu ifade eden Yaşlı, Amerikan emperyalizmiyle antikomünizm ve gericilik arasındaki bağlantıya işaret etti. Karşı devrimin başlangıcının Menderes’in iktidara gelmesiyle değil, bu dönemde başladığını vurgulayan Yaşlı, cumhuriyeti kuran kadroların IMF, Dünya Bankası, NATO’ya üyelik süreci ve tarikatların/cemaatlerin önünün açılmasıyla kendi elleriyle karşıdevrim sürecini başlattığını ve tüm bunların bütünlüklü bir projenin parçaları olduğunu söyledi.
'Düzen aktörlerinin cumhuriyeti sahiplenmesini beklememeliyiz'
Fatih Yaşlı’nın söyleşisinden bazı satır araları şöyle:
“Türkiye’deki karşı devrimin iki miladı var. Birisi 46-47 yıllarında Soğuk Savaş’a dahil olma, birisi, ikinci aşama, 12 Eylül darbesi. Devletin bütün kilit konumlarına gericiler getirildi, sol ezildi ve Türk-İslam sentezinin önü açıldı. Türkiye bir daha 11 Eylül 1980 gününe dönmeyecek, denmesindeki asıl mesele, Türkiye bir daha yüzünü sola dönmeyecek, işçi hareketi ve sendikalar bu kadar güçlü olmayacaktı. Tam tersine ülke ekonomisi neoliberalizme açılırken Türkiye toplumunu sağa çekmeye yönelik bir operasyon yapıldı. Türkiye toplumu özü itibarıyla sağcı, dindar, muhafazakar bir toplumdur, deniyor. Hayır, hiçbir toplum özü itibarıyla sağcı olmaz, siyasi projeler, akımlar bunu belirler.
2002’de yaşanan krize çözüm olarak AKP’yi iktidara getirdiler. AKP’yi iktidara getirenlerden biri sermaye sınıfıdır, TÜSİAD’dır, ikincisi TSK’dır. Yani kendisini laikliğin bekçisi olarak gören ordu yaşanan krize çözüm olarak AKP’nin iktidara gelişini gördü ve ABD faktörüyle birlikte AKP’nin iktidara gelişini destekledi.
Cumhuriyetten geriye bir şey kalmaması denen süreç AKP iktidarıyla başlamadı. AKP tabuta son çiviyi çaktı ama ondan önce Menderesler, Özallar, Demireller bu süreci başlattı. Sermaye düzeni sol düşmanlığı yüzünden bu süreci destekledi. O yüzden artık sahiplenebileceğimiz, kutlayabileceğimiz bir cumhuriyet yok. Cumhuriyeti İslamcılar yıktılar. Bu nedenle de 100. yılda mevcut cumhuriyeti sahiplenmek yerine başka bir siyasi iradeye ihtiyacımız var. O da nedir? Cumhuriyeti yeniden kurmak. 1920’lerin idealleriyle cumhuriyeti kuramayız. Cumhuriyeti yeniden kurarken bu cumhuriyet, sosyalist bir cumhuriyet olmalı. Sermaye sınıfının cumhuriyetle bir bağı kalmadığı için düzen aktörlerinin cumhuriyeti sahiplenmesini beklememeliyiz. Dolayısıyla bizim kuracağımız cumhuriyet emekçilerin cumhuriyeti olmalıdır.”
Fatih Yaşlı, etkinliğin sonunda katılımcıların sorularını cevapladı. Ayrıca katılımcıları Türkiye Komünist Partisi’nin İzmir’de 22 Ekim’de yapacağı “Halk için Cumhuriyet, Cumhuriyet için Sosyalizm” başlıklı etkinliğe, yeni bir cumhuriyet kurma iradesine sahip çıkmaya davet etti.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
.jpeg)
