Sayfa yolu
'Avrupa Türkiye’yi bir kez kaybetti, aynı hatayı tekrar yapmayı göze alamaz'
SOL - ÇEVİRİ
Yayın Tarihi: 21.04.2023 , 09:08 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Çevirenin notu: New Statesman’dan Jeremy Cliffe’in kaleme aldığı Türkiye analizinde, 14 Mayıs seçimlerinin Avrupa Birliği – Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası olabileceği ifade ediliyor.
AB’nin Türkiye’yle ilişkilerinin 2000’li yıllar içerisinde değişiminin, Türkiye’nin başka güç odaklarına yönelmesine ve otoriterliğe kaymasına sebep olduğunu öne süren Cliffe; Erdoğan’ın tekrardan seçilmesinin Türkiye’nin Avrupa’dan daha fazla uzaklaşmasını, öte yandan muhalefetin adayı Kılıçdaroğlu’nun seçimin galibi olmasınınsa ilişkilerde yeni bir başlangıç noktası sağlayabileceğini ifade ediyor.
Cliffe’in “Ankara'da yeni bir yönetim olacaksa AB bu fırsatı değerlendirmek zorunda” yorumu, Avrupa’ya bir mesaj niteliğinde.
Çeviren: Bahadır Batur
Türkiye, Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık yönetiminde o kadar şiddetli bir değişime uğradı ki, Erdoğan iktidarının ilk yıllarını çevreleyen iyimserliği unutmak kolay. 2003’ten 2007’ye başbakan olduğu ilk döneminde Erdoğan, ülkeyi Avrupa Birliği’ne nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ilk üye devlet olması yolunda ilerleten bir dizi reforma imza attı. Ölüm cezası kaldırıldı, ifade özgürlüğüne ilişkin yeni güvenceler sağlandı, ordunun yargı ve eğitim üzerindeki etkisi azaltıldı ve de Kürtçe eğitime ve yayınlara ilişkin yasaklar kaldırıldı. Müzakerelerde 2005 yılına gelindiğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılı olacak 2023 yılında AB’ye katılım, hedef yıl olarak konuşulmaya başlanmıştı.
Ancak şu anda 2023’teyiz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıl dönümü olacak Ekim ayı yaklaşıyor. Basın ve yargı büyük ölçüde sindirildi. Gazeteciler ve muhalif siyasetçiler hapiste. Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Cumhuriyetin laik temellerine saldırdı ve (2014'ten beri elinde tuttuğu) Cumhurbaşkanlığı makamı altında geniş yetkiler topladı. Uluslararası alandaysa Türkiye yüzünü Batı’dan Rusya, Çin ve İran’a çevirdi. Türkiye gittikçe içi boşaltılan bir demokrasi olsa da öyle ya da böyle demokrasi olmaya devam ediyor. Lakin 14 Mayıs’ta düzenlenecek genel seçim, ülkenin önümüzdeki yıllarda tamamen bir otokrasiye dönüşüp dönüşmeyeceğinin göstergesi olacak.
2000’lerin başındaki parlak umutlara ne oldu? Akla gelen ilk açıklama, umutların zaten ilk adımda çok parlak gözüküyor olmasıydı. Erdoğan her daim, güçlü bir otoriter çizgideydi. 1996’da İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde verdiği bir demeçte, “Demokrasi bir tramvay gibidir, gideceğiniz yere varana kadar binersiniz, sonra inersiniz” demişti. Sonrasında kaçınılmaz olarak bazı hatalar, Erdoğan’ı birbirini takip eden seçimlerde indirmeyi başaramayan veya 2016 yılındaki darbe girişiminin ardından yapılan referandumda da iktidarı ele geçirmesine engel olamayan, ülkenin genellikle huysuz ve kendi kendini sabote eden muhalefetin eylemlerinde yatıyor.
Lakin sorumluluğun önemli bir kısmı da AB’ye ait. Milenyumun başında Avrupa Birliği Türkiye'nin üyelik umutlarını artırmak için çok şey yaptı, ancak 2000'lerin ikinci yarısında bu umutları kırdı. 2005 ve 2007 yıllarında sırasıyla Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye'nin üyeliğine belirgin şekilde düşman bir tutum takındılar; “Kimin Avrupalı olup kimin olmadığını karar vermek zorundayız” diyerek Türkiye’ye burun kıvırdılar. AB'nin Avrupa’nın merkezindeki ve doğusundaki devletlerden oluşan iki üyelik dalgasını başlatmasına rağmen Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin durdurması, Müslüman Türkiye'nin bir Hıristiyan kulübünün dışında tutulduğu hissini yalnızca artırmaya yaradı. AB daha sonrasında, Türkiye'yi dış ve güvenlik politikası mimarisine bağlamlamak, Türk muhalefeti ve Türk toplumundaki Avrupa yanlısı unsurlarla ilişki kurmak ve Kıbrıs'ın tartışmalı statüsüne bir çözüm bulmak gibi ilişkileri geliştirmek için daha birçok fırsatı kaçırdı.
2007 yılında “Almanya’dan ciddi anlamda daha fazlasını bekliyordum” diyen Erdoğan hayal kırıklığını açıkça dile getirirken, kamuoyu yoklamaları Türk seçmenin AB’den soğuduğunu ortaya koydu. Kendisini hiçe sayılmış hisseden ve değişime yol açacak üyelik teşvikinden yoksun bırakılan Türkiye, gelecek on yılın sonundaysa Avrupa’nın etki alanı dışına sürükleniyordu. 2008 ekonomik krizinden sonra AB içe dönerken, başta Çin olmak üzere yükselen güçler Ankara'ya çekici bir alternatif yol sundu. Türkiye'nin AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış 2010 yılında "Geçen her gün Avrupa Türkiye'ye daha çok, Türkiye ise Avrupa'ya daha az ihtiyaç duyuyor" demişti. Avrupalı liderler bunun farkına çok geç varabildi: Hem Paris hem de Berlin son yıllarda Türkiye'nin göç, enerji ve güvenlik gibi konulardaki önemini kabul ederek yakınlaşma arayışına girişti. Rusya'nın Şubat 2022'de Ukrayna'yı tam ölçekli işgali, Türkiye'nin iki taraf arasında çok önemli bir "eksen belirleyen devlet" olduğu gerçeğini yalnızca vurguladı.
Yine de Mayıs seçimleri Erdoğan’ın yeniden seçilmesini beraberinde getirirse Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmasına yol açabilir; diğer yandan Erdoğan’ın yenilmesi tarihi bir dönüm noktası olabilir. Artık gerçekçi bir şans. Altı muhalefet partisinin oluşturduğu, bölünmeye meyilli “Millet İttifakı” nihayet cumhurbaşkanı adaylığı için Kemal Kılıçdaroğlu’nda karar kıldı. Yumuşak huylu ve alçakgönüllü bir eski devlet memuru olan Kemal Kılıçdaroğlu, görevdeki gösterişli rakibinden farkı daha da fazla olamazdı. Türkiye'de devam eden kur krizi ve an itibariyle 57 bin 500 olarak tahmin edilen ülkenin güneyi ve Suriye’nin kuzeyindeki Şubat depremlerinden kaynaklanan korkunç can kaybı sayısı, kontrolsüz Erdoğanizm'in kötü yönetimini ve bozulmasını gözler önüne serdi. Yakın zamanda yapılan dört farklı kamuoyu yoklaması, Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan’a karşı yaklaşık on puan önde ve yüzde 50 barajının üzerinde olduğunu gösteriyor (bu durumda 28 Mayıs’ta düzenlenmesi planlanan ikinci tur seçimlerine gerek kalmayacak). Tabii ki, Erdoğan’ın iktidara tutunmak için neler yapabileceğinin boyutu belirsizliğini koruyor.
Muhalefet AKP'yi yenerse, Avrupa-Türkiye ilişkilerinde bir nesil içerisinde bir kez yakalanabilecek yeniden başlama şansı doğacaktır. Millet İttifakı kendi içinde bölünmüş durumda ve her konuda Erdoğan’ın çizgisinden kopamaz; lakin Millet İttifakı’nı oluşturan partiler parlamenter sistem, demokratik denetim ve dengelerin yeniden tesis etme ihtiyacı ve de Batı ile buzları eritme konusunda hemfikir.
Ankara'da yeni bir yönetim olacaksa AB bu fırsatı değerlendirmek zorunda. Uzun vadede, Türkiye'nin üyelik kapısını yeniden açmalı. Kısa ve orta vadede derinleştirilmiş bir gümrük birliği, vize serbestisi ile ortak iklim, güvenlik ve enerji öncelikleri konusunda iş birliğini içeren yeni güncellenmiş bir ortaklık anlaşması teklif etmeli. AB depremlerde harap olan bölgelerin yeniden inşası için artırılmış kalıcı yatırımlar yapmalı. Ayrıca, AB'nin [Kuzey] Kıbrıs’a özel elçi atanması da dahil olmak üzere, Doğu Akdeniz'de bir çözüm için ortak çaba sarf edilmeli. Avrupa Birliği, Türkiye'nin umutlarını yükseltip sonra yerle bir ederek, Türkiye'nin otoriter değişimine katkıda bulundu. Türkiye muhalefeti Mayıs ayında kazanırsa, AB onu yanına geri çekmek için kaçırılmaz bir fırsata sahip olacak.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
