Sayfa yolu
Le Monde: Avrupalı liderler Türkiye’de bir iktidar değişimine hazır mı?
SOL - ÇEVİRİ
Yayın Tarihi: 09.04.2023 , 09:00 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Çevirenin notu: Avrupa Birliği’nin 2006-2011 yılları arasında Türkiye Büyükelçisi, Carnegie Europe’ta kıdemli araştırmacı Marc Pierini, Le Monde’da yayımlanan analizinde, 14 Mayıs seçimlerinde gerçekleşebilecek bir iktidar değişikliğinin Türkiye-Avrupa ilişkilerine üzerine olası etkisini ele alıyor. “Avrupalı liderler Türkiye’de bir iktidar değişimine hazır mı?” diye soran Pierini, Avrupa’nın 20 yıldır iktidarda bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın retoriğine halihazırda alışkın olduğunu belirterek, bir iktidar değişikliğinin iyileşmelerine yol açma olasılığı kadar yeni sorunlara da yol açabileceğini öne sürüyor.
Çeviren: Bahadır Batur
Avrupalı liderler, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 20 yıldır uğraşıyorlar, onun retoriğine ve askeri hamlelerine alışmış durumdalar. Ancak bugün, uzun zamandır gerçekleşmeyeceği düşünülen, muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi gibi bir durum, olası olmasa da makul hale geldi. Avrupalı liderler böyle bir rejim değişikliğinin olumlu ya da sorunlu sonuçlarıyla başa çıkmaya hazır mı? İşte konuyla ilgili bazı düşünceler.
Avrupa Konseyi'nin çoğunluğunun tepkisini hayal etmek kolay: sesli bir rahatlama. Artık Alman şansölyelerine "Naziler" diyerek yumruk sallamak yok, Hollandalı liderlerle "Nazi artıkları" diye alay etmek veya Fransız cumhurbaşkanına hakaretler savurmak yok. Daha da önemlileri, düşünce mahkumlarının serbest bırakılması, hukukun üstünlüğüne hızlı dönüş için hazırlanmış bir yol haritası, parlamenter demokrasi sisteminin kaçınılmaz olarak uzun bir restorasyonu, önceden oldukça politize olmuş yargının düzenlenmesi ve bir kez daha özgür basının çiçek açması olacak. Bütün bunlar Avrupa’nın siyasi liderleri ve Batılı yatırımcıları memnun edecektir.
Böyle bir ton değişikliğinin somut etkisi, şu anda duraklamış olan çok çeşitli konularda çok yönlü bir diyaloğun yeniden başlaması olacaktır: dış politika, ticaret (özellikle Gümrük Birliği çevresinde) ve mali ilişkiler, vizeler, göç, çevre sorunları, stratejik özerklik, Avrupa Siyasi Topluluğu ve iyi bir önlem olarak silah sanayisi. Açıkçası, saygı ve güven çerçevesindeki ilişkilere geri dönüş sağlanacaktır.
Kaçınılmaz Rus baskısı
Son derece stratejik olan diğer sonuç ise, Sayın Kılıçdaroğlu liderliğindeki muhalefet koalisyonu olan "Altılı Masa" tarafından sözü verilen, örgütsel diplomasiye dönüş ve NATO ile ilişkilerin normalleştirilmesi yönündeki seçim vaadinden kaynaklanacaktır. Bu değişim, Türkiye'nin NATO ile Rusya arasında var olan ve Moskova'nın yararına stratejik bir muğlaklık yarattığı; lakin barış için değil de, Ankara’nın medyada sık sık aksi yönde demeç vermesine rağmen “denge politikasını” değiştirmesi anlamına gelecektir.
Yine de yeni cumhurbaşkanı tarafından uygulamaya konulması amaçlanan önlemlerin değerlendirilmesi gerekecek. Türkiye’nin petrokimya sektöründeki endüstriyel operasyonları kullanarak, Batı'nın Rusya'ya yönelik yaptırımlarını aşmasını engellemek için ne yapılabilir? Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO'nun Estonya'dan Romanya'ya uzanan doğu kanadındaki savunma operasyonlarına katılır mı? Atlantik İttifakı'nın füze savunmasına zarar verecek şekilde Temmuz 2019'da kurulan Rus S-400 füzelerinin Türkiye topraklarındaki varlığına son verecekler miydi? Avrupa kıtasındaki stratejik dengelerin tehlikede olduğu bir zamanda umut ışığı da olabilecek bu tür pek çok hassas konu var.
Ancak yeni Türk liderliği, bu kilit alanlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak olan Rus baskısına direnebilecek mi? Özellikle de Moskova'nın Erdoğan döneminde özenle hazırladığı baskı noktalarına yaslanabileceği düşünülürse: TürkAkım boru hattından gaz arzı, (Rusya'ya ait) nükleer yakıtlı Akkuyu Enerji Santrali, Rus turizmi ve hatta tarımsal mübayaa.
Avrupa için eşit derecede sorunlu olan bir diğer durumda, Ankara'nın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile uzlaşma ve Suriyeli mültecilerin dönüşü ile karakterize edilen Suriye’deki yeni duruşu olacaktır. Bu tür girişimler, Batılı güçlerin Suriye'nin doğusundaki IŞİD güçlerine karşı mücadelesini kaçınılmaz olarak Arap saçına döndürecektir. Ayrıca, uluslararası kabul görmüş herhangi bir yasal çerçevenin yokluğunda Suriyeli mültecileri sistematik olarak ülkelerine geri gönderme politikası, güvenlikleri ve haklarını kullanmaları açısında büyük bir risk teşkil edecektir. Genel olarak, karmaşık bir siyasi, askeri ve insani eşitsizlikler ağının yönetilmesini gerektirecektir.
Diyaloğu tekrar başlatmak
Daha da tartışmalı bir konu, Kıbrıs meselesinin nasıl ele alınacağı olacaktır. Gerçekten de, Kıbrıs Türk toplumunun statüsü Türkiye'de bir mutabakat konusu ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004'te adanın geleceği konusunda kapsamlı bir anlaşma olmaksızın Avrupa Birliği'ne katılımı bir bütün olarak Türk siyasi sınıfları tarafından asla kabul edilmedi. Aralık 2004'te Türkiye'ye AB katılım müzakere statüsü verilmesi, konunun yarattığı hayal kırıklığını hafifletmek için karşılık olmadı. Kıbrıs'taki Rum ve Türk toplulukları arasında iç bölünmeler ve adanın karasularındaki potansiyel doğal kaynaklar üzerindeki hakları konusunda henüz bir anlaşmaya varılmadı. Bu sırada Türkiye'de yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesi durumunda bu sorunlar hakkında daha fazla esneklik sağlanacağı olasılığı konusunda çok az iyimserlik bulunuyor.
14 Mayıs cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin sonucu hakkında spekülasyon yapmanın yeri burası değil, seçim konusunda karar münhasıran Türkiye vatandaşlarına ait. Yurt dışından bakıldığında, ülkenin güneydoğusundaki yıkıcı depremlerden etkilenen (ve çoğu yerinden edilen) yurttaşlar da dahil olmak üzere, elimizden yalnızca usulüne uygun şekilde düzenleneceğini ummaktan başka bir şey gelmez.
Öte yandan Avrupalı liderler, Türkiye hükümetinde bir liderlik değişikliği ve hatta yeni bir cumhurbaşkanı ile çoğunluğun AKP’de kaldığı bir meclisle, bir arada yaşama olasılığına hazırlanmalı. Bu olasılığa hazırlanmak, her zamanki tebrik ve cesaret verici ifadeleri dikkatli bir şekilde kullanmayı gerektirmez. Her şeyden önce Türkiye ile Avrupa Birliği arasında şu anda seviyesi en üst düzeyde olmayan diyaloğun yeniden başlatılması ve somut desteğin taze bir zeminde örgütlenmesi gerekiyor. Tartışılacak konuların listesi hem kapsamlı hem yapıcı hem de çetrefilli. Yine de tüm Avrupa kıtasının geleceğini etkileyecek bir ortak ülke ile yeniden bağlantı kurmak için eşsiz bir fırsat sunuyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
