Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ARŞİV | Mülk değil vatan, saltanat değil Cumhuriyet: Yeni 1 Kasımlara

Halk uyuyunca saltanat sürenler çoğalıyor, halk uyanınca saraylar ve saltanatlar yıkılıyordu. Saltanat geçen yüzyılın başında, uyanmış ve ayağa kalkmış bir halk tarafından yıkıldı. Kutlu olsun!

Orhan Gökdemir

Yayın Tarihi: 01.11.2026 , 09:56 Güncelleme Tarihi: 01.11.2026 , 09:58

Arşivden | 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı, egemenliğin bir hanedana ait olduğu düzen tarihe karıştı. Orhan Gökdemir, 1 Kasım 2021'de yayımlanan bu yazısında saltanatın kaldırılmasının tarihsel anlamını, Cumhuriyet'e uzanan devrimci süreci ve halk egemenliğinin önemini ele alıyor. Yeni 1 Kasımlara…


Saltanat, saltanat sürmek, padişahlık, hükümdarlık etmek anlamına geliyor. Osmanlı ailesinin hükmü yerine kullanılıyordu. Zamanla refah, saadet ve debdebe içinde yaşamak yerine kullanılmaya başladı. Bu, halkın saltanatı görme biçimiydi. Saltanatlar halkın kendisi yoksulluk içinde sürünürken sürülmüştü çünkü. Tıpkı bugün olduğu gibi, saltanat sürenlerle yoksul halk arasında kan uyuşmazlığı vardı.

Osmanlı bir aileydi, kurulan imparatorluk da adını o aileden alıyordu. Halkın, halkların hükmü o aileye hizmet ettiği, bağlılık gösterdiği kadardı. Ailenin hükmü altında geçen altı yüzyılın yarısı halkla aile arasındaki itiş kakışlarla geçti. Sonra ailenin mülküne göz koyan dış güçler ortaya çıktı. Osmanlı mülkünü korumakta, yoksulları zapturapt altına almakta zorlanıyordu.

1876’da Anayasa ilan ederek ailenin gücünü kurala bağlamaya çalıştık. Ancak sınırsız saltanat alışkanlık yapmıştı, o ilk anayasa kısa sürede rafa kalktı. 1908’de bir avuç asker ve aydın ailenin son temsilcisini zorla tahttan indirdi. Yerine ailenin başka üyelerini geçirdi. Bütün mesele anayasaya uymalarını sağlamaktan ibaretti. İktidarını sınırlandırarak sorunu halletme girişimleri her defasında başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Saltanat bütün ihtişamıyla hala ayaktaydı. Ancak vatanın varlığı Balkan Savaşları ve üzerine gelen 1. Dünya Savaşı ile tehlikeye girmişti. Ülkenin her yanı işgal altındaydı.

Kurtuluştan kuruluşa

Türkiye’nin kuruluşu çok güç şartlar içinde başarılmıştı. Bu kuruluş bir devrimin içinden çıkmıştır. O devrim ise Mustafa Kemal’in başını çektiği bir avuç ilericiyle büyük bir gerici kitleye karşı didişe didişe, vuruşa vuruşa kazanılmıştır. Bağımsızlığın inşası, saltanat ve hilafetin kaldırılması dahi, diğer şeyleri yok saysak bile, başlı başına büyük, ilerici adımlardır.

Kurtuluş Savaşı kazanıldığında Kemalistler Millet Meclisi’nde azınlıktaydı. Mustafa Kemal’e rağmen seçilen Başbakan Rauf Orbay çoğunluktaki gerici-tutucu muhalefetin dolaylı lideriydi. Sultan Vahdettin ise tahtının her şeye rağmen İngilizler tarafından korunacağı inancındaydı. O güvenle Anadolu’yu bütünüyle ateşe vermeye kalkışmıştı.

İstanbul’daki Tevfik Paşa hükümeti de temsilcisi olduğu saltanatın ihanetine rağmen Anadolu zaferinin kendileri hesabına kazanıldığı kanısındaydı. Savaşın ardından “sadrazam” sanıyla “Ankara Büyük Millet Meclisi”ne başvurdu. Tevfik Paşa Babıali ile Büyük Millet Meclisi arasında amaç bakımından tam bir birlik olduğunu, Sevr Antlaşması’nı iptal ettirmek ve işgalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için beraberce mücadele edildiğini belirterek “Bütün İslam dünyasını ilgilendiren niteliği nedeniyle” Barış Konferansı’na Babıali ile birlikte gidilmesini önerdi. Kurtuluş Savaşı’nın karşısında olan taraf masada birlik öneriyordu. Ayrıca Meclis’i de Türkiye’nin değil Ankara’nın meclisi olarak kabul ediyordu. İhtilaf devletleri de 28 Ekim 1922’de Barış Konferansı’na her iki hükümeti çağırdı. Bunu kabul etmek Büyük Millet Meclisi açısından İstanbul’un oyuna gelmek, zaferi İstanbul’a hediye etmek anlamına gelecekti.

Öte yandan ülkenin kaderi artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin elindeydi. 23 Nisan 1920’de Millet Meclisi ve hükümetinin kurulması ile saltanat fiilen ortadan kalmıştı. Sorun bu “oldu bitti”nin ilanından ibaretti bir anlamda.

Ayıralım öyle kaldıralım

Ama o bile kolay olmadı. Önce hilafet ve saltanat birbirinden ayrıldı. Böylece saltanatın üzerindeki kutsal örtü kaldırılmış oldu. Ardından saltanatın kaldırılmasını isteyen önerge, Mustafa Kemal’in de imzasıyla Rıza Nur ve 82 arkadaşı tarafından verildi. Meclis üyelerinin çoğunluğu Barış Konferansı’nda Babıali’ye yer olmadığı kanısındaydı, Meclis iktidarını İstanbul’la paylaşmak istemiyordu. Meclis’te bu amaç etrafında oluşan oybirliği saltanatın kaldırılması yönünde atılacak adımları kolaylaştırıyordu. Buna rağmen ilk oylama başarısız oldu. Meclis ancak halifeliğin kalması şartıyla saltanatın kaldırılmasına rıza gösterdi.

Saltanatın kaldırılması Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Kasım 1922'de kabul ettiği 308 numaralı “Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” başlıklı kararnamesi ile gerçekleşti. Bu kararla ülke üzerinde bir ailenin mülkiyeti sona erdirilmiş oldu. Artık Osmanlı İmparatorluğu yoktu, Türkiye Cumhuriyeti vardı. Aynı gün alınan bir başka Meclis kararıyla 1 ve 2 Kasım günleri milli bayram ilan edildi. İlgili Meclis kararında şöyle deniliyordu: “Türkiye halkı, kişisel egemenliğe dayalı İstanbul’daki hükümet biçimini 16 Mart 1920 tarihinden başlayarak sonsuza dek tarihe göçmüş sayar.”

Babıali tasfiye ediliyor

Kararnamenin ilanından sonra 4 Kasım günü son toplantısını yapan Sadrazam Tevfik Paşa başkanlığındaki Osmanlı hükümeti istifasını padişaha sundu. 5 Kasım'da Ankara hükümetinin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu'ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etti. 7 Kasım'da Babıali'deki başbakanlık dairesi resmen boşaltıldı ve Osmanlı Devleti'nin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi'nin yayınına son verildi.

Şeklen “halife” unvanını koruyan düşük Sultan Vahideddin yaşamına ve özgürlüğüne yönelik tehditleri gerekçe göstererek 17 Kasım sabahı Boğaziçi'nde demirli bulunan İngiliz zırhlısı HMS Malaya aracılığıyla kaçtı ve Malta'ya sığındı.

TBMM 19 Kasım'da veliaht Abdülmecid Efendi'yi halife ilan etti. Ancak Abdülmecid de hala saltanat sürüyormuş havasındaydı. 3 Mart 1924'te çıkarılan 431 sayılı “Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmani'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun” ile halifelik de lağvedildi ve tüm Osmanlı Hanedanı mensupları yurt dışına sürgün edildi.

Mustafa Kemal, saltanatın kaldırılması müzakerelerinde bu devrimci adımı şöyle tarif ediyordu: “Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”

Halk uyuyunca saltanat sürenler çoğalıyor, halk uyanınca saraylar ve saltanatlar yıkılıyordu. Saltanat geçen yüzyılın başında uyanmış ve ayağa kalkmış bir halk tarafından yıkıldı. Kutlu olsun!


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.