Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Anne sütü de sınıf mücadelesi: Emzirmek bedava mı?

1970'lerde şirketlerin "mama statüdür" propagandasıyla başlayan süreç, bugün şekerli mamalara ve astronomik fiyatlara dayandı. Ülkemizde anneler sağlık emekçileri eliyle emzirmeye teşvik edilse de ne beslenebilecek bütçe var ne de süt izni yeterli.

Aslı İnanmışık

Yayın Tarihi: 07.08.2026 , 11:45 Güncelleme Tarihi: 07.08.2026 , 12:14

'Anne sütü kadar besleyici, anne sütünden daha modern.'

'Geleceğin sağlıklı nesilleri için modern beslenme.'

'Araştırmalar anne sütünün diş minesine zarar verebileceğini gösteriyor.'

Bu sloganlar özellikle 1970'lerden itibaren başta Nestlé olmak üzere formül mama şirketi patronlarının kullandığı argümanlar oldu.

Bu amaçla üniversiteler fonlanıp "anne sütü diş çürümesine neden oluyor" denilen makaleler yayımlandı.

"Mantıksız ve kontrolsüz beslenme, bebek ölümlerinin en büyük nedenidir. Annelerin süt kalitesi her an değişebilir ve bebek için risk yaratabilir. Laboratuvarda hazırlanan bu besin ise her zaman sabit, hijyenik ve bilimseldir" savını Nestlé başta olmak üzere küresel mama üreticileri, gelişmekte olan ülkelerde yürüttüğü agresif pazarlama stratejilerine yerleştirdi.

Emzirmek "fakirlik ve köylülük" ile bağdaştırıldı, mama satın almak ise bir statü sembolü haline getirildi.

Ardından Nestlé bombası patladı. Dünyanın en büyük gıda şirketinin, obezite ve kronik hastalıkları önlemeyi amaçlayan uluslararası yönergeleri yok sayarak, pek çok yoksul ülkede satılan formül mama ve tahıl ürünlerine şeker ile bal kattığı ortaya çıktı. 

Daha geçtiğimiz Ocak ayında zehirli toksin bulunma ihtimali nedeniyle çok sayıda ülkede toz mamalar geri çağırıldı. Avrupa ülkelerini kapsayan yerler arasında Türkiye de vardı.

2
70'li yıllarda küresel çapta yürütülen Nestlé boykotu eylemlerinden: "Her 2 dakikada bebek ölüyor!"

Peki anne ve bebek sağlığı neden önemli?

Anne-bebek sağlığı, toplum sağlığının erken uyarı sistemi çünkü. 

Toplumun sosyo-ekonomik durumu, sağlık altyapısı ve insani gelişmişlik düzeyi ilk ve en savunmasız halkada, yani gebeler, lohusalar ve yenidoğanlarda hasar bırakmaya başlar. Toplum genelinde bir kriz patlak vermeden çok önce, ilk kırılma anne ve çocuk sağlığı verilerinde yaşanır.

Bu tablonun ağır sonuçları normalde uzun vadeye yayılacakken, ülkemizde şimdiden alarm veren somut göstergelerle karşı karşıyayız.

Özel hastanelerde çeteleşen ve bebeklerin canına kasteden piyasalaşmış sağlık sisteminin yol açtığı "yenidoğan" skandalı, bu çöküşün en acı semptomlarından biri olarak karşımıza çıktı. Diğer yandan, son birkaç yılda doğum oranlarında yaşanan astronomik düşüş, derinleşen yoksulluk karşısında genç ailelerin çocuk büyütme gücünü kaybettiğinin adeta kanıtı.

Kâğıt üzerinde "aile ve nüfus politikalarını" dilinden düşürmeyen iktidar ise krizin gerçek nedenleriyle yüzleşmekten kaçınıyor. Aileyi ayakta tutacak kamusal imkânlar yaratmak yerine üç kuruşluk yetersiz yardımlarla, sağlık ve eğitimi kuşatan dincileşmeyle ve toplumsal kutuplaşmayı besleyen LGBT karşıtlığıyla günü kurtarmaya çalışıyor. 

Abluka altındaki Küba'da anne-bebek sağlığı ve süt bankaları

Bunun tersine en iyi örnekse Küba.

ABD ablukası altındaki ada ülkesinde anne-bebek sağlığının toplumsal takibine büyük önem veriliyor. Ülke, Bebek Ölüm Oranı'nı (BÖO) "gelişmiş batılı ülkeler" olarak sayılan yerlerin bile altına düşürmeyi başarmıştı. Bin canlı doğumda 4,3'lere kadar düşürülen bu oran ablukanın ağırlaşmasıyla 9,9 seviyelerine tırmandı. Son yıllarda maalesef Küba’da formül mamaya ulaşma konusunda da sıkıntılar yaşanıyor.

Ancak Küba yine de anne-bebek sağlığını önemseyen sağlık sistemini ve toplumsal yaşamı organize edebildi. Ve bunu büyük hastaneler kurarak değil, her mahalledeki aile hekimlerinin hamile kadınları ev ev gezerek takip etmesiyle, beslenmelerini desteklemesiyle yani aşağıdan yukarı örgütlenen bir sistemle başardı.

Burada bir parantez açıp anne sütü bankalarından bahsedebiliriz.

Her türlü emperyalist saldırıya karşı mücadele eden Küba, hali hazırda zaten var olan anne sütü bankalarının kullanımını artırarak anneleri ve bebekleri korumaya çalışıyor.

k
Anne sütü bankaları, lojistik süreçleri hızlandırmak ve doğrudan müdahale sağlamak amacıyla doğrudan büyük hastanelerle entegre çalışıyor. Küba'da toplam sayısı 14'e ulaşan bu süt bankaları hem teknik bir laboratuvar hem de kapsamlı bir sosyal destek mekanizmasının ayrılmaz bir parçası.

Ebe Tuğba İbiş bu amaçla yaygınlaşan süt bankalarını şöyle anlatıyor:

Küba Anne Sütü Bankaları (Bancos de Leche Humana), ülkenin anne ve çocuk sağlığı programının (PAMI) en başarılı bileşenlerinden biri ve bebek ölüm hızını düşürmede hayati bir rol oynuyor. Donör annelerden gönüllülük esasıyla toplanan sütler, pastörize edilerek öncelikle prematüre, düşük doğum ağırlıklı veya yoğun bakımdaki bebeklerin tedavisinde kullanılıyor. 

Sistem, bebeklerin sağlığını korumak için katı kurallarla işletiliyor. Gönüllü anneler bulaşıcı hastalık (HIV, Hepatit vb.) testlerinden geçirilen sütler hijyenik olarak sağılıp; kolostrum, geçiş sütü veya olgun süt olarak ayrılıyor.  

Sütün kalitesi ve besin değeri ölçüldükten sonra tüm patojenleri (zararlı mikroorganizmaları) yok etmek için özel olarak pastörize ediliyor. Ameliyat olan, solunum cihazına bağlı olan veya annesi süt üretemeyen kritik durumdaki bebeklere doktor reçetesiyle ücretsiz ulaştırılıyor. Annelerin yüzde 30'una yakını şu an gönüllü donörlük yapıyor.

Ülkemizde geçmiş yıllarda gündeme gelen anne sütü bankaları projesi ise sıkı takip mekanizmasının tam sürdürülemeyeceği kaygısı ile tamamen rafa kaldırıldı.

Beslenme ve yoksulluk etkeni: Anne sütü 'ücretsiz' mi?

İçinde bulunduğumuz 1-7 Ağustos, "Dünya Emzirme Haftası"ydı. 

Bu hafta dünyada anne sütünün bebeklerin sağlıklı büyüme ve gelişimindeki eşsiz önemine dikkat çekmek, emzirmeyi teşvik etmek ve tüm dünyada anne sütü ile beslenmeyi yaygınlaştırmak amacıyla kutlanıyor. 

Ülkemizde özellikle sağlık emekçileri açısından emzirme teşviği konusunda büyük bir çaba olduğu açık. Öte yandan annelere "Emzirmek iyidir" demeden önce, bunun için gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığı sorgulanmalı. 

Bu şartlardan ilki gelir eşitsizliğinin engellenmesi.

Yoksulluk bazen soyut bir ekonomik parametre olarak düşünülüyor. Ancak gelir dağılımındaki eşitsizlik önce hamile kadının tabağındaki proteini çalıyor. Beslenemeyen annenin de sağlıksız bebekler dünyaya getirme olasılığı artıyor. Bu durum bebek doğduktan sonra emzirirken de devam ediyor.

Dolayısıyla emzirme de anne beslenmesiyle, yani yoksullukla doğrudan ilişkili. Emzirme kalitesi iyi beslenme ile doğrudan ilişkili. Mama ile beslenmek zorunda kalan bebekler açısından bunlara bir de mamaların pahalılığı ekleniyor.

an
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre emzirme, bebekle doğrudan kurulan bağın yanında, meme ve yumurtalık kanseri, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve doğum sonrası kanama riskini ciddi oranda azaltarak anne sağlığını koruyor.

Ebe Tuğba İbiş şöyle diyor:

Hep söylüyoruz temel sloganımız bu; 'ilk 6 ay sadece anne sütü, 6 aydan sonra ayına uygun ek gıda ve ana öğün alsın. Ayrıca 2 yaş ve ötesine kadar da ana öğünler ile birlikte bebek anne sütü almaya devam etsin. 

Bugün bebekler için satılan formüle edilmiş mamalardan en bilindik olanının 900 gram kutu fiyatı güncel 920 lira. Bir kutu formül mama beslenme sıklığına göre değişmekle birlikte, bir bebeğe ilk aylarında en fazla iki hafta yetiyor. 

'Özel beslenme ihtiyacı yoksa devlet mama vermiyor'

Bebeğin bir metabolik hastalığı ve özel beslenme ihtiyacı yoksa mamanın devlet tarafından kesinlikle karşılanmadığını vurgulayan Tuğba İbiş şunları ekliyor:

Bunun yanına bez, kıyafet, sağlık maliyetleri eklendiğinde devletin çocuk yardımı olarak verdiği ödenek bir aylık masrafını dahi karşılamaz durumda. Bu durumda aileler en iyi ihtimalle borç içinde çocuk büyütüyor veya çocuklar beslenme ile ilgili eksiklerle gelişimsel sorunlar ve sağlık problemleri yaşıyor. 

s
Türkiye'de bebek maması ve devam sütlerine takılan güvenlik kelepçeleri son yıllarda çok gündem olmuştu.

Annelikle kaybolan çalışma yaşamı, artan şiddet ve istismar...

Bir diğeri ise çalışan annelerin hakları ve izinleri.

Türkiye’de doğumdan hemen sonra emzirme başlangıç oranı yüksek olsa da, ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı yüzde 40,7 civarında ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) hedeflerinin gerisinde.

Annelerin emzirmeyi erken bırakmasının veya sadece anne sütü yerine ek gıdaya/mamaya yönelmesinin arkasında yatan temel toplumsal ve psikolojik nedenler yanında çalışma hayatına bağlı faktörler önemli yer tutuyor.

Kadın çalışanların yasal ücretli doğum izinlerinin kısa olması, anneleri hızla iş hayatına dönmeye zorluyor. İşyerlerinin büyük bölümü anne-bebek bakımı açısından fiziksel olarak çok yetersiz. Birçok kamu kurumunda bile süt sağma odaları, derin dondurucular veya emzirme alanlarının bulunmaması emzirmenin sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. 

Bu yıl gerçekleşen yeni düzenlemeyle annelik izni doğumdan önce 8 hafta ve doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta ücretli izin şeklinde düzenlendi. Ebe Tuğba İbiş'e göre bu da yetersiz ve özel şirketlerde uygulanamıyor:

Hepimiz biliyoruz ki bu izinlerden ancak kamuda çalışan kadınlar ve belki nadir örneklerle kurumsal özel şirketlerde çalışan kadınlar yararlanabiliyor. Market çalışanı kadın, tarım işçisi kadın, fabrika işçisi kadın için bu mümkün olmuyor. 

Üretim gücü düşer, sağlık problemleri veya doktor kontrolleri olur, en iyi ihtimalle doğum sonrası zaten yasal izin hakkı doğar gibi gerekçelerle kadınlar genellikle istifaya zorlanıp, mobinge uğruyor. Hatta çok iyi biliyoruz ki pek çok kadın işten çıkarılma korkusuyla işyerinde gebe olduğunu söylemek istemez ve karnı büyüyünceye kadar saklar. 

8 Mart'larda ‘kadının kutsallığı’ temalı filmler yayınlayan özel şirketler kadının en temel hakları olan analık izni, süt izni, kreş hakkı konusunda tabii elini cebine atmıyor.

Sonuç olarak zaten bebek bakımı tamamen üzerine yıkılan anne hamilelikle birlikte bir de işinden oluyor. Çoğunlukla da geri dönemeyecek şekilde.

Ekonomik özgürlüğünü kaybeden kadınların bir bölümü ise şiddete ve istismara da daha açık hale geliyor. Her taraftan sıkışıyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.