Sayfa yolu
Almanya’nın BMGK geçici üyeliğine seçilememesi ne anlama geliyor?
Haluk Arıcan
Yayın Tarihi: 17.06.2026 , 16:35
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
New York’ta 3 Haziran günü Genel Kurul’da yapılan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) Geçici Üyeliği seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasıyla, kibirli Alman siyaseti son on yılların en büyük şokunu yaşadı. Dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan ve aynı zamanda AB’nin patronlarından sayılan Almanya, Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmek için gerekli oy oranına ulaşamamıştı. Almanya 104 ülkeden oy alırken, hiçbir alanda Almanya’nın gücü ve etkisiyle kıyaslanamayacak durumda olan Avusturya 131 oy aldı; Portekiz ise 134 oyla rahat bir şekilde seçimleri kazanarak iki yıllığına BMGK’ye girdi.
Seçim sonuçlarını açıklayan Genel Kurul Başkanı’nın eski Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock (Yeşiller) olması kadar, hâlihazırdaki Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un da son bir haftayı New York’ta geçirip Almanya’nın adaylığına destek sağlamak için sayısız görüşme yapmasına rağmen başarısız olması, Alman siyaset çevrelerinde ve medyada büyük bir şaşkınlık yarattı. Haber ve yorumlarda “ağır darbe”, “fiyasko”, “tarihsel yenilgi” ve “hezimet” başlıklarından geçilmiyordu.
Üstelik diplomasi kulislerinden yansıyan bilgilere göre, sürdürülen yoğun görüşmeler sonucunda BM üyesi ülkelerden, seçilmek için gerekli olan üçte ikilik çoğunluğun çok daha üzerinde bir destek sözü alınmıştı. Tek sorun, BM Genel Kurulu’ndaki seçimlerin kapalı oylama ile yapılmasıydı ve hangi ülkelerin —ki hesaplamalara göre bunların sayısı 30’u geçiyordu— söz verip de oy vermediğini ortaya çıkarmak imkânsızdı. En azından resmî olarak.
Seçim sonuçlarının belli olmasıyla birlikte, bu başarısızlıktan en büyük siyasi zararı Şansölye Friedrich Merz’in (CDU) aldığı konusunda neredeyse herkes hemfikirdi. Uluslararası alanda ağırlığı olan ve sözü dinlenen güçlü bir Almanya yaratacağını iddia eden Merz, sözünü “Almanya’nın gölgesi” olarak betimlenen Avusturya’ya bile geçirememiş ve onun adaylıktan çekilmesini sağlayamamıştı. Trump ve Putin’le aynı masada oturma hayali de böylece sona ermişti.
Her sekiz yılda bir aday olan ve her seferinde seçilen Almanya, nasıl olmuştu da bu kez seçilemediği gibi, ülkenin itibarına büyük zarar verecek ölçüde kötü bir sonuç almıştı?
Siyasetçilerin ve yorumcuların ortaklaştıkları başarısızlık nedenlerinin başında, Almanya’nın seçim hazırlıklarına çok geç başlaması geliyordu. Avusturya’nın bu konudaki lobi çalışmalarına 15 yıl önce başladığı ve bugüne kadar bunun için 20 milyon avrodan fazla para harcadığı, bu başlıktaki en güçlü savlardan biriydi. Ayrıca Avusturya, tarafsız bir ülke olarak askerî bloklara dâhil olmadığını vurgularken, Almanya AB ve NATO üyesi olmasını öne çıkarıyordu. Bu da günümüzün saldırganlık ortamında olumsuz bir tablo yaratmıştı.
Çoğu kişinin birleştiği asıl nokta ise, Almanya’nın uluslararası hukuka dayanan düzenin savunucusu olduğu yönünde propaganda yaparken, dış politikasında bunun tam tersi bir çizgi izlemesiydi. Almanya, ABD’nin Venezuela devlet başkanını kaçırmasına ve İsrail’le birlikte İran’a saldırmasına ses çıkarmamıştı. İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırıma sadece destek vermemiş, AB içinde İsrail saldırganlığına karşı atılan her adımı da engellemişti.
Bütün bunlar Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar birçok küçük ülkenin tepkisini çekmiş ve Almanya bu nedenle cezalandırılmıştı. Tabii Almanya’nın “kalkınma yardımlarını” büyük ölçüde kısmış olması ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerde (özellikle Yeşiller döneminde) diplomatik nezakete yakışmayan tavırlar sergilemesi de işin tuzu biberi olmuştu.
Almanya Dışişleri Bakanı, bu nedenlerin yanına Rusya’nın Almanya karşıtı bir siyaset izleyerek birçok ülkeyi etkilediğini ve bunun da oylara yansıdığını ekliyordu. Rusya karşıtlığının zirvede olduğu Almanya’da bu iddia hemen kabul görse de, Rusya’nın uluslararası alanda bu ölçüde belirleyici bir güce sahip olmadığı biliniyor. Üstelik bu iddia, eski Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock’un geçen yıl BM Genel Kurulu Başkanlığına nasıl olup da seçildiğini de açıklamıyor.
Dile getirilmeyen asıl nokta ise, Avrupa kampındaki büyük güçlerin Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyelik adaylığına neden destek vermedikleriydi.
Fransa açısından Almanya: Endişe yaratan stratejik ortak
Fransa, Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi geçici üyelik adaylığı karşısında dikkat çekici bir şekilde sessiz kaldı. Bu durum çok gündeme getirilmese de, medyada yer bulduğu ölçüde, Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak üç AB üyesi arasındaki seçim mücadelesinde taraf olması hâlinde bunun AB içinde sorun yaratabileceği şeklinde yorumlanıyordu.
Aslında Avusturya’nın tavrına bakıldığında, Fransa’nın tutumu daha rahat anlaşılabilir. Yukarıda da belirtildiği gibi, çoğu zaman Almanya’nın gölgesinde bir profil çizen Avusturya, 15 yıl önce adaylığını ilan etmişken, Almanya’nın bu durumu ve dolayısıyla Avusturya’yı ciddiye almaması, dışarıya çok yansıtılmasa da iki ülke arasında gerilime yol açtı. Almanya, Portekiz ve Avusturya’yı “dünya politikasına müdahale etmeye güçleri yetmeyecek küçük ülkeler” olarak küçümserken, Avusturya buna “Biz o Almanlardan değiliz” söylemiyle karşılık veriyordu.
İlk bakışta anlaşılması güç görünen bu ifade, aslında Almanya’nın NATO üyeliğinin yanı sıra yoğun silahlanma çabalarına ve daha da önemlisi Avrupa’nın en büyük konvansiyonel askerî gücü olmayı hedefleyen stratejisine işaret ediyordu.
Başta Fransa olmak üzere Polonya ve birçok Avrupalı NATO üyesi ülke, Almanya’nın silahlanmasından değil; ekonomiden sonra askerî alanda da çok büyük bir güç olma hedefinden ve bunun hem nedeni hem de sonucu olan siyasi hırslarından yalnızca rahatsızlık değil, aynı zamanda endişe de duyuyorlar.
Almanya’nın seçimlerden önce, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin etkisini azaltmak için diğer geçici üyelerle birlikte çalışacağını duyurması da Fransa’nın yanı sıra İngiltere’nin de hoşuna gitmedi.
Alman sermayesinin önümüzdeki dönemde uluslararası alandaki çıkarlarını daha fazla AB bayrağının gölgesinde gerçekleştirmeye çalışması olası görünüyor. Daha da olası olan ise, emperyalist rekabet ve sürtüşmelerin AB içinde de artacak olmasıdır.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.