Breadcrumb
AKP iktidarında ekonomi: Sermayeye sınırsız hizmet
Oğuz Oyan
Yayın Tarihi: 03.11.2021 , 08:15 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
AKP ekonomisi en özet biçimiyle nasıl değerlendirilebilir?
En başa bu siyasi hareketin, iktidara gelebilmek için neoliberal sistemle ve emperyalizmin hegemonik gücüyle olağanüstü hızlı ideolojik uyum sağlaması yazılmalıdır. Bunun için "milli görüş"ün başkalarına bırakılması yeterli değildi; dış ve iç sermayeye en güvenilir siyasi seçeneğin kendisinin olduğu gösterilmeliydi. Bu nedenle, 2000'de başlatılan IMF/DB (Dünya Bankası) programının en sadık uygulayıcısı olacak, ekonomik bağımsızlığın sözünü bile ağzına almayacak, kamu ekonomisini kendisinden beklenenden daha fazla hırpalayacaktı.
Siyasi İslamcı hareketin, sermayenin en radikal partisine dönüşmek ve rant dağıtma kanallarını kontrol etmek üzerinden kendi partileşmesini kökleştirmek dışında tutarlı bir ekonomik hedefi ve programı bulunmuyordu. Bu nedenle de Şubat 2005'te IMF programı Mayıs 2008'e kadar uzatıldı. Daha sonrasında da 2015'e kadar IMF programının kalıntıları üzerinden yürümeye devam edildi. Ali Babacan bu yürüyüşün garantörü gibiydi. Dış sermayenin diğer mutemet figürü olan Mehmet Şimşek'ten de Haziran 2018'e kadar vazgeçilemedi. Ancak, 2015-18 arasında "yalpalamalar" dönemi başlamıştı.
2018 sonrasındaki "damatlı" ekonomi yönetimi ise, başlangıçta 2019-2022 dönemi Orta Vadeli Programına McKinsey şirketini müdahil ederek onun üzerinden IMF'ye kanallar açmakta ve kamu yatırımları başta olmak üzere yeniden kamuyu küçültme hedeflerine odaklanmaktaydı. Ancak bu girişimin siyasi riski yüksek bulununca Erdoğan tarafından engellendi. Daha sonrasında Saray müdahalelerinin ve ekonomik çalkantıların arttığı bir döneme girildi.
Dönemin özet okuması aslında şuydu: IMF/DB güdümlü programın dışına çıkamamak; çıkınca da ne yapacağını bilemez olmak. Son raporunda görüldüğü üzere, TÜSİAD'ın 2000-2020 dönemini değerlendirişi de IMF gözlüğü üzerindendir: 2000-2008 yılları yani IMF'li dönem "kurumsal yapının güçlendirildiği dönem"dir; IMF tortularının korunduğu 2009-2013 yılları ise "kurumsal yapıdaki iyileşmelerin korunduğu dönem"dir; 2013/2015 sonrasındaki dönem ise, "kurumsal yapının gerileme işaretleri gösterdiği dönem"dir. Dolayısıyla ülkenin egemen sermaye gücü, yeniden açık veya örtük olarak IMF programlarının uygulandığı 'katıksız neoliberal' döneme ve onun kadrolarına övgüler düzmektedir.
‘Cilalı ekonomi devri’ tekrarlanabilir mi?
Peki uygulanan programların halkın ezici çoğunluğu açısından yol açtığı olumsuzluklar bakımından AKP dönemleri arasında bu türden ayırımlar yapılabilir mi? AKP'nin "cilalı ekonomi devri" tekrarlanabilir mi? Olamayacağını örnekleyelim:
AKP, IMF programıyla ekonomi kendisi için temizledikten sonra iktidara gelmiştir. Dış koşullar kolay ve ucuz borçlanmaya uygundur. İçerde uzun bir özelleştirilecek kamu varlığı listesi vardır ve bunu kendisi için bir fırsata dönüştürecektir. Bu koşulların yeniden biraraya gelmesi mümkün değildir.
Ayrıca, sıcak para çekmek için TL'nin aşırı değerli tutulduğu 2002-2013 döneminde dolar bazlı GSYH şişirilmiş, GSYH verileri de yukarı yönlü düzeltilmiş, hanehalkının düşük borçlanma düzeyi yükseltilerek (GSYH'ya oranla yüzde 4'lerden yüzde 20'lere çıkarılarak) sahte bir refah etkisi yaratılmıştır. Bu koşullar geri getirilemez. Nitekim son yıllarda TL'nin değer yitirmesi, bu defa dolar cinsinden milli gelirde geriye gidişlere yol açmaktadır.
Yüksek cari açıklara, dış kaynaklara ve özellikle dış borçlanmaya dayalı büyüme hikayesi, başlangıçta 129 milyar dolar olan borçları 450 milyar dolara çıkarmış, kamunun dış borçlarını da yeniden yukarı itmeye başlamıştır. Devletin, şirketlerin ve hanehalkının aşını borçlandığı mevcut durumun, 2002 koşullarıyla benzerliği bulunmamaktadır.
Sanayide belirli bir olgunluğa gelmeden "erken sanayisizleşme" denilen illetle tanışmak, AKP dönemi icraatlarındandır. Sanayiyi ve ihracatı düşük teknoloji yoğunluklu ürünlere doğru geriletmek ve dışa bağımlılığını artırmak da bunun tamamlayıcısıdır.
AKP, IMF/DB programlarının sadık uygulayıcısı olarak tarımı çökertme ve dışa tam bağımlı kılma pahasına, tarımı desteksiz bırakmış, üreticiyi yabancı ve yerli tekellerinin insafına terketmiştir. 3 milyon çiftçinin tarımsal faaliyeti bıraktığı, 3,5 milyon hektar arazinin üretimden çekildiği, tarımın net ithalatçı sektöre dönüştürüldüğü koşullarda, tarımda gıda egemenliği tarihte kalmıştır.
Yolsuzluk ekonomisi
İktidarın oluşturduğu yolsuzluk ekonomisi, 2017 Anayasa değişiklikleriyle aşırı merkezileştirilen ve tüm erklerin tek elde toplanmasını getiren Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi ile yozlaşmanın son perdesine gelmiştir. Kamu yönetimi ve siyasi sistem artık çok ciddi bir ahlaki erozyonla karşı karşıyadır.
Bunların tersine çevrilmesi, AKP'nin "devr-i saadet" yıllarına dönmekten kesinlikle geçmemektedir. Neoliberal düzenleme rejimi dışında ufku olmayan siyaset ve sermaye sınıflarının Türkiye halkına yeniden zaman kaybettirmekten başka işlevleri olmayacaktır.
Bu nedenle, emekçilerin ve sosyalistlerin siyasete ve ekonomiye ağırlık koymaları artık siyasi seçeneklerden biri olmaktan çıkmış, kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

