Breadcrumb
AKP emekçilere ne vadediyor? -2 / Popülist seslenmeler
Dilara İlbuğa Yıldırım
Yayın Tarihi: 21.06.2022 , 11:06 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
AKP nasıl olup da 20 senedir iktidarda kalıyor? Türlü büyük krizlere rağmen nasıl oluyor da her seçimden tek başına iktidar olarak çıkabiliyor ya da insanlar hala nasıl böylesi bir partiye oy verebiliyor? Bu soruların bu yazıya sığmayacak kadar çok yanıtı var elbet. Bu yazıda 20 senelik AKP iktidarının türlü büyük krizlere rağmen nasıl olup da hala iktidarda kalabildiğini “neoliberal popülizm” üzerinden açıklamaya çalışacağım.
En son yazıda bahsettiğim gibi, AKP iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, emekçiler ile siyasi iletişimini ve bağını üç temel hattan kuruyor. Bu üç temel hat aslında bize AKP’nin iktidarının anahtarını veriyor. Neoliberalizm ile parçaladığı alanı popülizm ve muhafazakarlık ile “onarmaya” çalışan iktidar, neoliberal politikaların pansumanını popülist ve muhafazakar siyaset anlayışıyla yapıyor.
Neoliberal Popülizm ve “Hayırsever” Devlet
AKP’nin emekçiler ile kurduğu iletişimde yaslandığı en önemli temellerden biri popülist siyaset tarzı. İktidarın popülizme yaslanması, neoliberal politikalarını sınıfsal karakterinden soyutlayarak işçi sınıfına benimsetmesinin en temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. AKP’nin emekçilerle kurduğu bağ ve seçimler göz önüne alındığında iktidarın mevcut hegemonyasını güçlendirerek devam ettirmesi ya da daha başka bir tabirle; işçi sınıfından oy alıyor olması nasıl açıklanabilir? 20 yıl gibi uzun bir süredir emekçiler üzerindeki tüm neoliberal politikalarına rağmen iktidarın hegemonyasını sürdürebiliyor oluşunun nedenlerine baktığımızda popülizm elimizde kocaman bir yanıt olarak duruyor.
Popülizm kavramı, tarihsel sürece göre şekillendiğinden kavrama dair net bir tanım yapmak zor. Kavramın tarihsel olarak geçirdiği evrelerden ziyade, neoliberalizmle nasıl örtüştüğünü ve AKP’nin popülist siyaset tarzı dolayısıyla işçi sınıfıyla kurduğu iletişimin üzerinde durmaya çalışacağım. Genelde negatif anlamda kullanımının yaygın olduğu popülizm kavramı bu yazıda, “siyasi çerçevenin zorunlu bir uzantısı olan iktisat politikaları ve özellikle bölüşüm politikalarına” odaklanacaktır.
Popülizm, Korkut Boratav tarafından“parlamenter bir sistemin varlığı sayesinde emekçi sınıfların, kendi ekonomik çıkarlarını ilgilendiren konularda siyasi karar alma süreçlerini etkileyebilecekleri; ancak siyasi iktidara bir alternatif veya ortak olabilecek biçim ve düzeyde örgütlenemedikleri bir durum”1 olarak tanımlanmakta ve kapitalizme özgü bir durum olarak nitelendirilmektedir. Popülizmin kapitalizme özgü olmasının nedeninin altında, gelişmiş toplumlarda popülist olarak nitelendirilen politikaların sadece seçim dönemlerinde değil, her dönemde uygulanıyor olması yatıyor.
AKP’nin neoliberal popülizmi ise 1970’li yıllarda ithal ikameci dönemde Türkiye’de uygulanan geleneksel popülizme ya da Özal döneminin popülizmine benzemiyor. İktidarın siyaset tarzının bilinçli bir tercihi olan söz konusu bu popülizm, neoliberal politikaların pansumanı ve uzantısı. Dolayısıyla tıpkı muhafazakar politikaların uygulanışında olduğu gibi burada da neoliberalizm ile koparılan bağ ve iletişim onarılmaya çalışılıyor.
Peki nedir bu neoliberal popülizm? Neoliberal popülizm, birçok noktada klasik popülizmden ayrılmaktadır. İthal ikameci dönemlerde sermaye birikimi iç pazar endekslidir. Dolayısıyla bu dönem, işçi sınıfının güçlenmesine olanak sağlamaktadır. Bu dönemlerde popülizm, “işçi sınıfının içerilmesine” dayanmaktadır. İhracata dayalı dönemlerde ise hedef dünya piyasasıdır ve uluslararası rekabet mevcuttur. Bu dönemlerde popülizm, “sınıf temelli siyasetin reddedilmesine” ve “işçi sınıfının atomizasyonuna” dayanır. Ümit Akçay’a göre neoliberal popülizmin oluşmasında iki arka plan vardır: Finansallaşma ve emeğin gücünün azaltılması.2
Neoliberal popülizm bir egemen sınıf stratejisidir. Piyasalaştırmanın ve neoliberalizmin önünü açmakta ve bunu yaparken aynı zamanda yoksul kesimin siyasal desteğini korumaya çalışmaktadır. Düzenli olarak tüketim kredileri ile borçlandırılan yoksul kesim bunun en iyi örneğidir. Sağlık, eğitim gibi tüm hakların özelleştirildiği, ücretlerin azaldığı ve işsizliğin yapısal bir sorun olarak kemikleştiği Türkiye’de artık herkes borçludur. Bir tercih değil zorunluluk olarak borçlandırılan bu kesimler iktidara ve “istikrara” bağımlıdır. Dolayısıyla bir yanda “hayırsever” devlet balonuyla düşük faizlerle borçlandırılan toplum, diğer yanda iktidara bağımlı bir seçmen tabakası haline getirilmiştir.
Daha somut bir örnek vermek gerekirse, neoliberal popülizm şehir hastaneleridir. Bir tarafta “sağlıkta reform” ve “mega” proje olarak pazarlansa da diğer tarafta tüm kamu özel iş birliği projeleri gibi vatandaşın cebine açıkça göz dikmiştir. Bir tarafta çöküşe sürüklenen, verilen hasta garantileri ile Türkiye’de sağlık sistemine yepyeni bir darbe vururken, diğer tarafta yandaşın cebine giren milyarlardır. Bir tarafı ülkeden giden doktorlar ve sağlık hakkının piyasalaştırılmasıyken, diğer tarafı “ticari sır” adı altında açıklanmayan, döviz endeksli ödemelerdir.
Bir yandan yaşanan derin barınma krizine “tavan fiyat” müjdelenirken; diğer yandan Cengiz ve Kalyon’un kira borçlarının 20 sene ertelenmesidir popülizm. Bir tarafta “Her şehre bir üniversite kurduk” sloganıyken, diğer tarafta eğitimi tümüyle özelleştirmektir.
Tam da bu yüzden neoliberalizm ile ortaya çıkan memnuniyetsizlikler ve iktidar ile işçi sınıfı arasındaki iletişim kopuklukları popülizm ile telafi edilmektedir. Neoliberal popülizm ile, sermayenin emek üzerindeki iktidarı pekiştirilmekte, sermayenin temsili genişletilirken emekçi sınıfların neoliberalizmle uyumlu bir şekilde egemen sınıfların hegemonyasına eklemlenmesine aracılık edilmektedir.
Neoliberal popülizmin birkaç önemli ayağı vardır. Bunlar; kriz sonrası uygulanan yoğun neoliberal politikalar, devletin tüm olanaklarının ayaklarına serildiği “güçlü” bir lider, dağılmış/dağıtılmış bir emek rejimi ve günden güne artan sosyal yardımlardır. Sosyal yardımların AKP eliyle maruz bırakıldığı dönüşüm, muhafazakar söylemi aktarmaya çalışacağım diğer yazının konusu olacaktır fakat kısaca bahsetmem gerekirse, AKP’nin katı neoliberal politikalarına rağmen nasıl uzun yıllar iktidarda kaldığının en önemli yanıtlarından biri de şüphesiz ki sosyal yardımlardır. Sürdürülebilir yoksulluk anlayışıyla sosyal yardımları artıran AKP, bir yandan iktidarını sağlamlaştırırken diğer yandan da toplumu “bağımlılaştırmıştır”.
Neoliberal popülizm aracılığıyla, emek-sermaye cephesinde sermaye tarafı güçlendirilmiş, emek cephesinin hak kayıplarının üstü örtülmüş, hayırsever yardım anlayışı ile iktidarın muhafazakar yapısı pekiştirilmiştir. Tüm bunlara rağmen popülizmi ya da AKP’nin yoksul kesimden oy alma pratiklerini sınıftan azade olarak nitelendiren sol liberal çalışmalar da oldukça yaygındır. Popülizmin bu tür kavranışında kavramın işçi sınıfıyla kurulan iletişimde bir araç olduğunun atlanmakta, sınıfsal bilinç eritilerek yerine kimlikler eklenmektedir. Dolayısıyla AKP’nin işçi sınıfından oy alabiliyor olduğunun altındaki gerçek kimliklere, azınlıklara ya da toplumdaki bazı gruplara tanıdığı bir “başarı” hikayesi değil, bunun aksine emek-sermaye arasındaki uçurumu popülizm aracılığıyla onarıyor olmasıdır. Bu onarım, iktidar ve işçi sınıfı arasındaki iletişim açısından ortak bir dil üretilebiliyor olmasıyla ilgilidir.
Son kertede, Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut krize bakıldığında tüm bu onarım/pansuman araçlarının da artık yetersiz kaldığı açıktır. İktidarın neoliberalizmi örtmeye çalıştığı araçlar bugün artık sınıf gerçeğinin üstünü örtememektedir. Popülist tüm söylemler ve araçların yanında tüm çıplaklığı ve yakıcılığıyla duran emek gündemi “Ben buradayım!” demektedir. Yakıcı bu gündemi arayanlar için mücadele eden doktorlar, kuryeler, direnen avukatlar, işçiler, öğrenciler, akademisyenler ve dahasına bakmak yeterlidir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
