Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AKP emekçilere ne vadediyor - 1 / Neoliberalizm

'1980 sonrası yaşanan bu neoliberal dönüşümle emeğe yönelik saldırılar artmış ve sistemli bir hal almıştır. Bu süreci 2000’li yıllardan bu yana AKP devralmıştır.'

DİLARA İLBUĞA YILDIRIM

Yayın Tarihi: 26.05.2022 , 13:50 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

AKP iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, emekçiler ile siyasi iletişimini ve bağını üç temel hattan kuruyor. Bunlar hem AKP’nin işçi sınıfıyla kurduğu iletişimin anlaşılmasına, hem de işçi sınıfının iletişimsizlik deneyimlerinin somut örneklerini görmemize olanak sağlamaktadır.

Neoliberal, muhafazakar ve popülist başlıklarında aktarmaya çalışacağım bu üç temel hat birbirlerinden keskin çizgilerle ayrılmamakta, birbirleriyle iç içe bir görünüm sergilemekte ve birbirlerini beslemektedir.

Bu üç temel hat 2000’li yıllarda işçi sınıfının birçok hakkının nasıl elinden alındığını ve emeğe dönük saldırıların nasıl sistemli bir hale getirildiğini gösterir nitelikte. Bugün, AKP’nin emekçilerle kurduğu bu iletişim ve bağın, üç temel başlığından birincisini aktarmaya çalışacağım: Neoliberalizm.

70’li yılların sonuyla birlikte ülkenin içinde bulunduğu krizden neoliberalizmle çıkılacağı fikri; ithal ikameci politikalardan ihracata dayalı politikalara geçiş, finansal serbestleşme ve özelleştirmelerle uygulanmaya başlamıştır.

1980 sonrası yaşanan bu neoliberal dönüşümle emeğe yönelik saldırılar artmış ve sistemli bir hal almıştır. 1980’li yıllarda başlayan bu süreci 2000’li yıllardan bu yana AKP devralmıştır. Bu nedenle AKP’nin Türkiye siyaseti içerisinde bir kırılmadan ziyade süreklilik arz ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

AKP, emekçilerle siyasal iletişimini muhafazakar ve popülist bir hattan ilerletmeye çalışırken, neoliberal politikalarla bu bağı ve iletişimi zayıflatmaktadır. Sistemli hale gelen/getirilen bu saldırılar işçi sınıfının iletişim kanallarını birer birer tıkamış ve iletişim çağında işçi sınıfını derin bir sessizliğe sürüklemiştir. Neoliberal politikalarla sermayenin egemenliğinin korunması ve emeğin sesinin kısılması adına bir dizi yasal düzenleme ve değişiklik gerçekleştirilmiştir.

Emekçilerin yaşamı ipotek altında

İktidar, kendinden önceki siyasal dönemlerin neoliberal politikalarını sürdürmekle birlikte olayı ilerletmiş ve emeğe dönük saldırılar geçmiş dönemlerin ötesine taşınmıştır. Şunu açıkça söyleyebiliriz: Türkiye’de ANAP ile başlayan güvencesizlik ve esnek çalışma AKP eliyle kurumsallaştırılmıştır. Önceki dönemlerde çalışma yaşamı esnekleştirilirken, 2000’li yıllarda artık çalışma yaşamı tamamen güvencesizlik ve esneklik üzerine inşa edilmeye başlanmıştır.

Esnek çalışma

AKP’nin iktidara geldiği dönemde yaptığı ilk dönüşüm emek üzerine olmuştur. Esnek çalışma biçimleri 10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren İş Kanunu ile Türkiye’de yasal hale getirilmiştir. Kısmi süreli çalışma, işçi kiralama, evde çalışma şeklindeki esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri ile işçilerin temel hakları törpülenmiş, işçi sınıfının hem kendisiyle hem de siyasetle olan iletişim yolları tıkanmış ve emek gücü kiralanabilir bir forma getirilmiştir. Yeni İş Yasası’nın yürürlüğe girmesi ile TİSK, “Yeni kanun ile getirilen düzenlemelerin 1475 sayılı İş Kanunu’nun dar ve katı kurallarından bizi kurtardığı bir gerçektir.” açıklamasını yapmış, sadece iktidardan aldığı büyük desteği itiraf etmekle kalmamış, kıdem tazminatına dair uygulamaların da hızla incelenmesini talep etmiştir.

Kıdem Tazminatı Fonu

Söz konusu değişiklikle işçiler üzerinde piyasanın doğurduğu olumsuzlukların nasıl çözüleceğine değil; piyasanın etkinliğinin nasıl arttırılacağı ve nasıl korunacağına odaklanıldığı açıktır. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişki tekrar tanımlanarak işverenin bazı işlerini taşerona aktarmasına imkan verilmiştir. Dolayısıyla taşeron uygulaması da yasallaştırılmıştır. Ayrıca TİSK’in de talebiyle Kıdem Tazminatı Fonu’nun oluşturulacağı vurgulanarak, işçilerin en temel haklarından olan kıdem tazminatına adeta göz dikilmiştir.

Emeklilik yaşı

AKP’nin iktidara gelir gelmez değiştirmeye çalıştığı ilk alanın çalışma yaşamına yönelik olması iktidarın emekçiler üzerindeki yıkıcı etkilerinin düzenli bir biçimde süreceğinin en önemli kanıtlarından birisidir. İktidara geldiği ilk yıl emekçiler üzerinde güvencesizlik ve esnekliği hakim çalışma biçimi haline getiren AKP’nin bir diğer saldırısı ise emeklilere yönelik gerçekleşmiş; emeklilik yaşı kadın ve erkeklerde 65’e yükseltilmiştir. Yapılan bu dönüşüm, siyasal iktidarın emekçilerin dünü, bugünü ve yarınını nasıl gasp ettiğinin göstergelerinden biridir. Emekli aylığını almak zorlaştırılmış ve emekli maaşları azaltılmıştır. Yaratılan bu hal, “Emeklilikte yaşa takılanlar” olarak bilinen yeni bir haksızlığa neden olmuştur.

İşsizlik Sigortası Fonu

AKP’nin emeğe dönük saldırılarından bir diğeri de İşsizlik Sigortası Fonu’nda yapılan değişikliktir. Üretim anını esnek ve güvencesiz bir zemine oturtan, emeklilik dönemindeki hakları dahi gasp eden iktidar, işsizliği her geçen yıl arttırmış ve işsizler için yaratılan fona da göz dikmiştir. İşsizlerin yararlanması için oluşturulan fon, AKP ile bambaşka bir noktaya evrilmiştir. Fondan yararlanma şartlarına getirilen zorluk ile işçilerin fona ulaşımı kısıtlamış, fonda biriken tutar ise süreç içerisinde iktidarın ve işverenlerin kullanımına açık hale getirilmiştir. 2008 yılında işsizlik sigortasında yapılan değişiklik ile “sigortalılara işsiz kalmaları halinde” ibaresi kanundan kaldırılmış ve bu değişiklik ile işsizler için kurulmuş olan bu fondan işsizler dışlanmıştır. Dolayısıyla fonun kuruluş amacı haricinde kullanımına olanak sağlanmıştır. 2008 senesinden başlayarak 2009’a yayılan ekonomik kriz dönemi ve devamında fon, amacından farklı bir yana savrulmuş, işçilere ait olması sebebiyle kurulan bu fon, işverenlere ve hazineye aktarılır olmuştur. Fon harcamalarının sadece üçte biri işsizlik ödeneği olarak kullanılmış ve işsizlere aktarılmıştır. Kalan üçte ikilik kısım, vergi, teşvik, destek, hazineye gelir amaçlı değerlendirilmiştir. İşsizlik Sigortası Fonu’nda 2019 yılında bir değişiklik daha yapılmış ve işverenlere daha önce sağlanan sigorta prim ve vergi desteğine ek olarak asgari ücret tutarı kadar ücret desteği sağlanmıştır.

Yandaş sendikalar ve grev yasağı

Siyasal iktidar, yıllar içerisinde emekçilerin iletişim kanallarını bir bir tıkarken örgütlenme gibi temel bir hakkı da törpülemeyi ihmal etmemiştir. Örgütlenme konusunda bir dizi değişiklik ile işçi sınıfının kendi içerisindeki iletişimi zayıflatılmış ve emekçiler derin bir sessizliğe itilmişlerdir. Örgütlenme konusunda iktidarın işçi sınıfına vurduğu en büyük darbelerden biri yandaş ve işveren sendikacılığın geliştirilmesi ve örtülü bir grev yasağının uygulamaya konması olmuştur. AKP ile kamu görevlileri grev hakkından yoksun bırakılmış, aynı anda iki sendikaya üyelik yasağı kaldırılmış ve işçi ve memurların sendikal hakları ayrı ayrı düzenlenmiştir.

Güvencesiz çalışma biçimleri

Siyasal iktidarın 2000’li yıllarda çalışma mevzuatına vurduğu en büyük ket, güvencesizliktir. AKP eliyle güvencesiz çalışma biçimleri yasal bir forma sokulmuştur. 2011 yılında siyasal iktidar, öğrenci affı ve kamu alacaklarının yapılandırılması gibi konuları emekçilerin hak kayıpları ile torba yasa mantığı ile devreye sokmuş ve 25 Şubat 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6111 sayılı “torba kanunu”, işverenlerin vergi ve sigorta prim borçlarına af sağlarken bir yandan da emekçilere dair yeni hak kayıplarına neden olan düzenlemeler yapmıştır. Yasa ile emekçilerin en büyük tehlikesi olan güvencesizlik yasal bir hale sokulmuş ve pekiştirilmiştir. Evden çalışma, uzaktan çalışma ve çağrı üzerine çalışma gibi esnek çalışma modelleri hukuki olarak koruma altına alınmış dolayısıyla işçi sınıfının siyaseten de sesi kısılmış ve işçi sınıfından azade bir siyaset biçimi Türkiye’de yaratılmaya başlanmıştır.

İktidarın işçi sınıfıyla kurmaya çalıştığı bağı ve iletişimi parçalayan neoliberal politikaların emeğe verdiği zararlardan bir diğeri de AKP eliyle yasalaşan “kiralık işçilik”tir. Kiralık işçilik ile işçilerin hakları sadece kısıtlanmamış; kullanılamaz hale gelmiştir. Özel istihdam bürolarıyla işçilerin işverenlere kiralanmasını esas alan bu uygulama, işçinin işyeriyle ve yaptığı işle olan bağını kopararak hem güvencesizlik hem de sendikasızlık deneyimlerine yol açmaktadır.

Zorunlu arabuluculuk

İktidarın işçi sınıfını derin bir sessizliğe iten uygulamalarından bir diğeri de hukuki uyuşmazlıklarda dava şartı zorunlu arabuluculuktur. Zorunlu arabuluculuk ile işçi ve işveren arasındaki anlaşmazlıklara arabuluculuk sistemi getirilmiştir ve bu sistemin emekçiyi hakkından daha azına razı etme sistemi olduğu açıkça söylenebilir. TOBB 74. Genel Kurulu’nda, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu: “Özellikle iş mahkemelerindeki davalarda, işveren yüzde 99 haksız çıkıyordu. Bunu değiştirmek üzere, zorunlu arabuluculuk sisteminin uygulamaya alınmasını sağladık. Aylar, hatta yıllar süren davalar, artık günler-haftalar içinde çözülüyor” demiştir. Hisarcıklıoğlu’nun bu sözleri iktidar ve işveren arasındaki bağı ve zorunlu arabuluculuğun emekçiye verdiği zararı açıkça ortaya dökmektedir.

AKP’nin dayandığı neoliberal uygulamaların işçi sınıfında yansımalarından sonra gereken en önemli konu özelleştirmelerdir. AKP ile Cumhuriyet döneminin en yoğun özelleştirmeleri yaşanmış, fabrikalar kapanmış, yüzlerce işçi işlerinden olmuştur. Özelleştirilen fabrikalardaki taşeron uygulamalar artmıştır. ANAP ve Özal döneminde yaşanan özelleştirmeler AKP döneminde yoğunlaştırılmış, 2021 sonu itibarıyla Türkiye’de 70.8 milyar dolarlık özelleştirme gerçekleştirilmiş, bunun 62,7 milyar dolarlık kısmı AKP tarafından yapılmıştır.

Bugün Türkiye’de işçi, memur, emekli ve köylü hızla yoksullaşmış, gelir dağılımındaki uçurum artmış ve işsizlik, geleceksizlik toplumun tamamını kapsar hale gelmiştir. Bu durum tesadüflerin değil, iktidarın sistemli saldırılarının neticesinde gerçekleşmiştir. Tüm bunlara rağmen iktidarın hegemonyasını nasıl ördüğü, popülizm ve muhafazakarlık ile neoliberalizmin pansumanını nasıl yaptığı diğer yazıların konusu olacaktır.


 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.