Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Afganistan'da 4 yılın bilançosu: Taliban için adeta kadın olmak yasak

15 Ağustos 2021'den bu yana Taliban yönetimi ülkedeki neredeyse tüm unsurları baskı altında tutuyor. İnsan hakları; tutuklama, işkence ve cinayetlerle endişe verici boyutlara ulaşırken en büyük gösterge kadınların geldiği durum.

Manizha Bahrah

Yayın Tarihi: 16.08.2025 , 09:08 Güncelleme Tarihi: 16.08.2025 , 09:14

15 Ağustos 2021’de iktidarı ele geçirdiğinden bu yana Taliban, “İslami şeriat”ın dogmatik yorumuna dayalı olarak, kız çocuklarının altıncı sınıfın ötesinde eğitim almasını, kadınların ve kızların üniversitelerde ve sağlık kurumlarında öğrenim görmesini, kadınların kamu ve özel kurumlarda çalışmasını, kadınların siyasal katılımını ve sivil toplum faaliyetlerini, "mahremsiz" seyahatini ve kamusal alanlardan yararlanmasını yasaklamış; ek olarak, kadın ve insan haklarını savunan yargı, hukuk ve sivil toplum kurumlarını da ortadan kaldırmıştır. 

Taliban’ın zihinsel çerçevesinde adeta “kadın olmak yasaktır.”

2024 Eylül ayında Taliban lideri Molla Hibetullah tarafından onaylanan “Emr-i Bil Maruf Nehy-i Anil Münker Kanunu” çerçevesinde, kadın yüzü ve sesi dahi “avret” olarak tanımlanmış ve kadınların evde kalmaları gerektiği vurgulanmıştır. Bu kanunun 13. maddesinde “Kadının tüm bedeninin örtülmesi zorunludur. Fitne korkusu nedeniyle yüzün örtülmesi gereklidir. Kadınların sesi (şarkı söyleme, naat okuma, topluluk önünde kıraat) avrettir” hükmü yer almakta; 13. maddenin 8. bendinde ise “Reşit bir kadın zaruri bir ihtiyaç için evinden çıktığında sesini, yüzünü ve bedenini örtmekle yükümlüdür” ifadesi bulunmaktadır.

Sözlü ve fiziksel şiddet, gözaltı, kırbaçlama hatta recm...

Taliban, bu zorunlu kurallara uymayan kadınlara karşı sözlü ve fiziksel şiddet, gözaltı, kırbaçlama ve hatta recm gibi cezaları uygulamaktadır. Kadın haklarını savunan kurumların lağvedilmesi, kadınların Taliban denetimindeki adli ve yargı mekanizmalarına erişiminin engellenmesi ve Taliban’ın dogmatik şeriat yorumu, ülkede toplumsal cinsiyete dayalı ve yapısal şiddetin derinleşmesine yol açmıştır. Bu durum, kadınların eğitim, çalışma ve temel insan haklarından mahrum bırakılmasıyla sonuçlanan “çifte ayrımcılık” modelini güçlendirmiştir.

Norveçli sosyolog Johan Galtung’un (1990) “yapısal şiddet” kavramıyla açıklanabilecek bu durum, hukuki veya kurumsal biçimlerde ortaya çıkan sistematik eşitsizlik ve yoksunluk biçimlerini ifade eder. Taliban, kadınların kaynaklara, fırsatlara ve haklara erişimini sistematik biçimde engelleyerek toplumsal cinsiyet ayrımını ve şiddetini derinleştirmiş, adım adım ilerleyen bir stratejiyle yapısal şiddeti kurumsallaştırmaya yönelmiştir. Bu süreçte Taliban, kadınların haklarını dini gerekçelerle ortadan kaldırarak kendi ideolojik hegemonyasını yeniden üretmekte ve egemen kültürü erkek-merkezli bir düzene göre yeniden tanımlamaktadır.

k
Fotoğraf: BM Sayed Habib Bidell

Kadınlara yönelik sistematik ayrımcılık ve hak gaspı

Uluslararası kuruluşlar, uzmanlar, insan hakları örgütleri ve bazı devletler, Taliban’ın kadınlara yönelik uygulamalarını “İnsanlığa Karşı Suç” ve “Toplumsal Cinsiyet Apartheid’i” olarak nitelendirmiş; “Toplumsal Cinsiyet Apartheid’i”nin uluslararası alanda tanınması ve Taliban liderlerinin hesap vermesi çağrısında bulunmuştur. Taliban, kadınları toplum, siyaset ve ekonomiden tamamen dışlayarak, onların bireysel ve toplumsal kimliklerini silmeye; onları annelik, eşlik ve kız evlatlık gibi cinsiyet rolleriyle sınırlı ev içi alanlara yönelmektedir. Bu durum, Afganistan’ı ataerkil ve gelenekçi düşüncelerin hâkim olduğu bir “karadelik”e sürüklemiştir.

Eğitim yasağı erken ve yasal olmayan evlilik oranlarını yüzde 25 artırdı

Kadınlara yönelik sistematik ayrımcılık ve hak gaspı, toplumun mikro ve makro düzeylerinde görünür ve görünmez sonuçlar doğurmaktadır. Mikro düzeyde umutsuzluk, depresyon, intihar, çocuk yaşta evlilik ve zorla evlendirme en belirgin sonuçlar arasındadır. Birleşmiş Milletler, Ağustos 2024’te Taliban sonrası dönemde kadınların ruh sağlığında ciddi bozulma olduğunu açıklamış; UNICEF, Ağustos 2023’te depresyonun Afgan kız çocukları arasında yaygınlaştığını ve intihar oranlarının arttığını bildirmiştir. ABD’nin Doha’daki Afganistan Büyükelçiliği, Aralık 2024’te eğitim yasağının erken ve yasal olmayan evlilik oranlarını yüzde 25 artırdığını duyurmuştur. BM İnsan Hakları Özel Raportörü Richard Bennett, Haziran 2025’te Afgan ailelerin, yoksulluk ve kızlarının Taliban üyeleriyle evlenmesini önleme isteği nedeniyle zorla evliliklere başvurduğunu rapor etmiştir.

Ekonomik boyutta ise BM Kalkınma Ajansı, 29 Nisan 2025’te yayımladığı tahminde, 2024–2026 yılları arasında kadın ve kız çocuklarına uygulanan kısıtlamaların Afganistan ekonomisine 920 milyon dolardan fazla zarar vereceğini öngörmüştür. Bu politikalar, Afganistan’ı ekonomik, sosyal ve siyasi krizlere sürüklemiş; dünya ülkeleri (Rusya hariç) Taliban’ı kadınlara, etnik ve dini azınlıklara yönelik dogmatik politikaları, ifade özgürlüğü ihlalleri ve kapsayıcı hükümet kurmaması nedeniyle meşru hükümet olarak tanımamıştır. Taliban’ın uluslararası taleplere uymaması, Afganistan’ın siyasi izolasyonunu pekiştirmiş; kadın karşıtı politikalar, uluslararası yardımların sınırlandırılması veya durdurulmasına yol açmıştır. Bu durum, kronik yoksulluğun ve işsizliğin artmasına, sürdürülebilir kalkınmanın ise yüzyıllarca gerilemesine neden olmuştur.

Sosyal ve kültürel düzeyde, aile içi şiddetin artması, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin derinleşmesi, tek cinsiyetli toplum modelinin güçlenmesi, ataerkil yapıların pekişmesi, toplumsal insan sermayesinin zayıflaması, geleneksel cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesi ve ilkel toplumsal yapıların güçlenmesi, kadınların kamusal alandan dışlanmasının başlıca sonuçları olmuştur. Sağlık alanında ise kadınların tıp, ebelik ve hemşirelik gibi sağlık alanlarında eğitimden mahrum bırakılması, sağlık kurumlarında ciddi uzman personel eksikliğine yol açmış; anne ve çocuk ölümlerini artırmıştır.

Etnik, dini ve dilsel azınlıklar yabancı ve tehdit unsuru şeklinde sunuluyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü, 20 Mart 2025 tarihinde Afganistan’daki din özgürlükleri durumunu kriz olarak nitelendirmiş ve Taliban politikalarıyla Afganistan’ın din özgürlüğü ve diğer temel insan hakları açısından bir kâbusa dönüştüğünü belirtmiştir. Rapora göre Taliban, bu grubun katı İslam yorumuna uymayan bireylerin ve dini azınlıkların haklarını ağır şekilde ihlal etmektedir. Örgüt, Şiiler, Sufiler, Ahmediler, Hindular, Sihler, Hristiyanlar ve diğer dini azınlıkların Afganistan’da şiddet ve taciz tehdidi altında yaşadığını ifade etmiştir.

Bu durum, Taliban’ın siyasi gücünü kullanarak kendi din yorumunu tek meşru anlatı olarak dayatması ve kimlikleri yok etmesi şeklinde tanımlanabilecek, açık bir ideolojik tekel ve etnik-dini kimliklerin ortadan kaldırılması örneğidir. Böyle bir politika, etnik ve dini çeşitliliğin ve kültürel çoğulculuğun sistematik biçimde bastırıldığı bir teokratik ve etnosentrik totaliter rejimin oluşumuna yol açmaktadır.

Taliban’ın dini azınlıkları dışlama ve yok sayma politikası, yalnızca inanç özgürlüğünü ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumsal uyumu zayıflatmakta, mezhepsel kutuplaşmayı artırmakta ve mezhepler arası şiddeti körüklemektedir. Bu yaklaşım, etnik, dini ve dilsel azınlıkları “öteki” olarak tanımlayarak onları yabancı ve tehdit unsuru şeklinde sunmakta, böylece grubun ideolojisinin meşrulaştırılmasına ve güçlendirilmesine hizmet etmektedir.

Tutuklamaya, işkence ve cinayetler

Her ne kadar Taliban lideri iktidara geldikten sonra Afgan güvenlik güçleri için genel af ilan etmiş olsa da, uluslararası belgelere dayalı raporlar, bu grubun eski devlet ve askeri personeli tehdit etmeye, tutuklamaya, işkence etmeye ve gizemli cinayetlerle ortadan kaldırmaya devam ettiğini göstermektedir. New York Times, 13 Nisan 2022’de yayımladığı araştırma bulgularında, Taliban’ın iktidarının ilk 6 ayında yaklaşık 500 eski asker ve devlet görevlisini öldürdüğünü veya kaybettirdiğini bildirmiştir. Daha sonra da bu konuda çok sayıda rapor yayımlanmıştır. UNAMA, 2 Mayıs 2024’te yayımladığı raporda, genel af ilanına rağmen Taliban’ın eski devlet ve askeri personeli tutuklama, işkence etme ve öldürme uygulamalarına devam ettiğini açıklamıştır.

Taliban’ın eski güçleri tehdit, tutuklama, işkence ve öldürme girişimleri, bu grubun siyasi tasfiye ve bastırma yaklaşımını yansıtmaktadır. Bu, birçok otoriter rejimde görülen ve potansiyel ya da fiili rakipleri fiziksel veya psikolojik olarak ortadan kaldırmayı; korku, baskı ve zor yoluyla iktidarı pekiştirmeyi amaçlayan bir olgudur. Bu yaklaşım, toplumda “sessizlik kültürü”nün oluşmasına neden olmakta; bireyler, olası sonuçlardan korkarak kendi deneyimlerini dahi aktarmaktan kaçınmaktadır.

Bu davranış biçimi aynı zamanda fiziksel ve psikolojik şiddetin birleşimiyle toplumu zorunlu siyasi pasiflik içinde tutan bir yapısal baskı türüdür. Taliban, geçmiş ve mevcut siyasi, askeri ve sivil aktörleri ortadan kaldırarak siyasi tabanını ve merkezi gücünü pekiştirmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda Taliban’ın bu eylemleri, tüm yetkilerin tek bir kişide toplandığı, halk karşısında herhangi bir yasal sınırlama veya hesap verme yükümlülüğü bulunmayan teokratik bir yönetimin sağlamlaştırılması anlamına gelmektedir.

Ülke basın tarihinin en karanlık dönemlerinden biri

Gazeteciler ve medya organlarının durumuna ilişkin olarak ise, Gazetecileri Koruma Komitesi 12 Ağustos 2025’te yaptığı açıklamada, 15 Ağustos 2021’den bu yana gazetecilere yönelik 539 şiddet vakası kaydedildiğini bildirmiştir. Komite, Taliban yönetimini ülke basın tarihinin “en karanlık dönemlerinden biri” olarak nitelendirmiştir.

Medya, esasen gerçeği aktarma, toplumsal farkındalığı artırma ve siyasi-sosyal diyalog ortamı yaratma işlevini yerine getirir. Ancak gazetecilerin ve medya organlarının sistematik biçimde bastırılması, bu işlevleri ortadan kaldırmaktadır. Gazetecilik haklarının ve ifade özgürlüğünün sürekli ihlali, toplumu kolektif oto-sansür durumuna sokmaktadır. Bu durum, doğrudan iktidarın bilgi tekelini ve “gerçeğin tahrif edilmesi” sürecini beslemektedir. Taliban, medya ve gazeteciler üzerinde mutlak gözetim sağlayarak bir yandan kamuoyunu kendi kontrolü altında tutmayı, diğer yandan ise siyasi ve ideolojik hegemonyasını korumayı amaçlamaktadır. Bunun sonucu olarak eleştiri ve alternatif fikirlerin marjinalize edildiği, kapalı ve tek sesli bir kamusal alan oluşmaktadır.

y
Fotoğraf: AFP

'Mikro' direniş hareketleri az da olsa mevcut

Modernite penceresi, Afganistan’da ilk kez Emir Amanullah Han döneminde (1919–1929) açılmıştır. Amanullah Han, bu on yıllık süreçte Afganistan’ın sosyo-kültürel ve siyasi yapısında köklü değişimler yaratmaya çalışmış; özellikle modern eğitim, kadın hakları ve toplumsal dönüşümler alanında somut adımlar atmıştır. Ancak gelenek ile modernite arasındaki yapısal gerilim, bir on yılın ardından geleneğin yeniden Afganistan’da hâkim olmasına yol açmış ve bu pencere, kendisini “Hâdim-i Dîn-i Resûlullah” olarak tanımlayan Habibullah Kalakâni (1929) tarafından tekrar kapatılmıştır.

Sonraki dönemlerde de bu pencere farklı zamanlarda açılıp kapanmış, ancak son dört yıldır tamamen kapalı kalmıştır.

Vatandaşlık hakları ile bireysel ve sivil özgürlüklerin ağır biçimde kısıtlandığı, ifade ve inanç özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı; öldürme, recm, kırbaç ve fiziksel şiddetin cezai ve yargısal politikanın bir parçası hâline geldiği; eğitim sisteminin erkek-merkezli ve şeriat-temelli bir ideolojiye tekelci şekilde bağlandığı; insan haklarını esas alan yargı ve hukuk sistemlerinin feshedildiği ve nihayetinde iktidarın, kendisini “mutlak haklı” ve diğerlerini “mutlak haksız” gören bir azınlığın tekeline geçtiği bir toplumda, açık direniş alanları neredeyse tamamen ortadan kalkmaktadır. Bununla birlikte, “bu çorak çölde bir gölet” niteliğinde olabilecek mikro direniş alanları hâlen mevcuttur.

Bunlar arasında; çevrim içi eğitimin sağlanması, Afganistan’daki gerçeklikleri özellikle kadın meselelerini sanal medya, görsel-işitsel ve yazılı basın gibi kitle iletişim araçlarında yansıtmak, ülke dışında süregelen sivil hareketler ve aktivizm faaliyetleri, diasporadaki bazı aktörlerin toplumsal düşünceyi birleştirme ve mevcut krizi dikkate alarak yeni bir anlatı inşa etme çabaları, insan hakları özellikle kadın hakları ihlalcilerinin hukuki ve cezai takibi, bazı ailelerin kız çocuklarının çevrim içi eğitimini destekleyerek sessiz direniş göstermesi, az sayıda uluslararası kuruluşun çevrim içi eğitim programlarına maddi ve manevi destek sağlaması, kız çocuklarının çevrim içi kanallar aracılığıyla evde kendi kendine eğitim görmesi ve gizli kitap okuma toplantıları düzenlemesi gibi pratikler yer almaktadır.

Bu tür yumuşak direniş biçimlerine, her ne kadar az sayıda kişi başvurmuş olsa da, hiç değilse toplumun bir kesiminde ışığın sönmemesi için çaba sarf edilmektedir. Umut odur ki, bu ışık bir gün tüm Afganistan’ın tavanını aydınlatacak bir meşaleye dönüşsün.

hh
Fotoğraf: Shutterstock

Taliban cesaretini nerden alıyor?

Mısır-Fransız düşünür Samir Amin’in (1931–2018) teorik perspektifinden Afganistan’ın küresel denklemdeki konumunu değerlendirdiğimizde, Taliban yönetimi “siyasal İslam”ın emperyalist güçlere hizmet eden bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Amin’e göre, Taliban gibi siyasal İslam hareketleri, görünürde anti-emperyalist bir söylem benimseseler de, pratikte küresel kapitalist sistem ve emperyalizmle uyum içerisindedir.

Amin’in tespitine göre, başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler, Doğu’da siyasal İslam’ın uygulayıcısı konumundadır. Bu ülkeler, din temelli devlet yapıları inşa eden İslamcı gruplar aracılığıyla direniş hareketlerini bastırmakta ve Doğu’da kendi büyük ölçekli hedefleri doğrultusunda itaatkâr bir düzen tesis etmektedir. Nitekim Batı, özellikle de ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı yürütülen savaşta “mücahit” olarak adlandırılan cihatçıları destekleyerek, Sovyet hegemonyasına ve onun Afganistan’daki desteklediği komünist düzene karşı savaşmalarını sağlamış ve nihayetinde Sovyetler’in Afganistan’dan geri çekilmesinde belirleyici olmuştur.

Şubat 2020’de ABD’nin Katar’ın Doha kentinde Taliban ile imzaladığı, maddelerinin bir kısmı hâlen gizli olan anlaşma dikkate alındığında, bugün ABD ve Batı’nın Taliban karşısındaki sessizliğinin, Amin’in siyasal İslamcılar ve emperyalistler hakkındaki yorumunu doğruladığı düşünülebilir. Bu bağlamda, uluslararası toplumun Taliban’ın Afganistan’daki eylemlerine tepkisi, çoğunlukla bildiriler, açıklamalar ve sözlü kınamalarla sınırlı kalmıştır.

Yakın dönemde, 17 Temmuz 2025’te Uluslararası Ceza Mahkemesi, Taliban lideri Hibetullah Ahundzade ile bu grubun yargı organı başkanı Abdulhakim Hakani hakkında “insanlığa karşı suç” iddiasıyla tutuklama kararı çıkarmıştır. Mahkeme, bu iki yetkilinin Afganistan’da kadınlara, kız çocuklarına ve diğer bireylere yönelik cinsiyet ve siyaset temelli sistematik baskılardaki rolleri nedeniyle yargılanmaları gerektiğini belirtmiştir.

Her ne kadar Lahey Mahkemesi’nin bu kararı geniş çapta memnuniyetle karşılanmış olsa da, bazı eleştirmenler asıl sorunun bu kararların uygulanabilirliği olduğunu vurgulamaktadır. Zira Taliban liderlerinin gönüllü olarak teslim olma ihtimali oldukça düşük olup, uluslararası seyahatleri ya çok sınırlı ya da imkânsızdır.

Bütün bu gelişmelerin ötesinde, dünya kamuoyunun Afganistan’da “kadının yasaklanması” olgusuna karşı sessiz ve seyirci kalması, “insan haklarının özellikle de kadın haklarının küresel kültürde” bir slogana indirgenmiş olduğunun yeni bir göstergesidir.

Afganistan karşısındaki bu sessizlik ve pasifliğin açıklaması, uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, uluslararası güvenlik ve ilgili diğer alanlarda uzman akademisyenlerin yorumlarıyla daha derinlikli bir şekilde yapılabilir. Ancak bir Afgan vatandaşı olarak kanaatim şudur ki: Afganistan artık dünyanın öncelikleri arasında değildir ve küresel gündem, kendi çıkar ekseninde yeniden şekillenmiştir.

SÖYLEŞİ | Afgan gazeteci: Nüfusun yarıdan fazlası aç, çıplak ve işsiz
af

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.