Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ABD'de sağcılar ve milyarderlerden ortak seçim gaspı planı

ABD’de yapılan yeni araştırmaya göre, muhafazakâr çevreler 'seçim finansmanı üzerindeki kısıtlamaları kaldırmak ve yolsuzlukla mücadele yasalarını zayıflatmak' için Yüksek Mahkeme üzerinden yasal adımlar atıyor. Söz konusu girişimlerin milyarderlerin seçimler üzerindeki nüfuzunu daha da artırma potansiyeli taşıdığı belirtildi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 15.10.2025 , 00:05

Gazeteci David Sirota’nın kurduğu araştırmacı haber kuruluşu The Lever tarafından yapılan araştırma, ABD’deki muhafazakâr liderlerin seçim finansmanı üzerindeki mevcut kısıtlamaları kaldırabilecek ve "yolsuzlukla mücadele yasalarını zayıflatabilecek" hukuki adımlar attığını ortaya çıkardı.

Araştırmaya göre söz konusu girişimler, milyarderlerin seçimler üzerindeki nüfuzunu daha da artırma riski taşıyor.

The Lever’ın Master Plan: The Hidden Plot to Legalize Corruption in America (Ana Plan: Amerika’da Yolsuzluğu Yasallaştırmaya Yönelik Gizli Komplo) adlı yeni kitabından uyarlanan habere göre, ABD Yüksek Mahkemesinde görülen ve birinde Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in adının geçtiği iki dava, siyasilere para akışını ciddi ölçüde artırabilir.

Haberde, bu gelişmelerin, 2010 tarihli Citizens United kararının ardından seçim finansmanını serbestleştirmeyi amaçlayan 50 yıllık kampanyanın son aşaması olduğu kaydedildi.

Yüksek Mahkeme'nin gündemindeki kritik davalar

Roberts Mahkemesinin 2010 yılında verdiği Citizens United kararı, siyasilere yapılan harcamayı Anayasa’nın koruduğu ifade özgürlüğü kapsamına alarak şirketlere tüzel kişilik hakları tanımıştı.

Söz konusu karar seçim harcamalarında 28 kat artışa yol açarken, bağışlara yönelik bazı sınırlamaları ise korumuştu. The Lever’ın araştırması, Vance’in adının geçtiği davanın, siyasi partiler ile adaylar arasındaki koordinasyonu kısıtlayan 2001 tarihli Yüksek Mahkeme kararına meydan okuduğunu ve bu son sınırlamaları da ortadan kaldırabileceği uyarısında bulunuyor.

Mahkemenin bu içtihadını tersine çevirmesi durumunda, parti komiteleri varlıklı bağışçılar için yasal sınırları aşmanın ve adaylara büyük meblağlar aktararak karşılığında imtiyazlar elde etmenin bir aracına dönüşebilir uyarısında bulunuldu.

Haberde, Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçilerin mahkemeye sundukları destek beyanında (amicus brief), toplu parti fonlarının bireysel bağışçıların etkisini “seyrelttiğini” öne sürdüğü belirtiliyor.

Hedefte rüşvet ve yolsuzluk yasaları var

Araştırma ayrıca, mevcut yönetimde Adalet Bakanlığının yürürlükteki seçim finansmanı yasasını savunmaktan çekindiğini ve hükümetin pozisyonunu Baş Yargıç John Roberts’ın eski katibi olan muhafazakâr bir avukata devrettiğini bildiriyor.

Haberde, aynı avukatın daha önce federal rüşvet yasalarının kapsamının daraltılması yönünde görüş bildirdiği ve bu alanın şu anda yeniden tartışıldığı ifade ediliyor.

İlgili bir başka davada, eski Cincinnati Belediye Meclisi üyesi P.G. Sittenfeld, bir imar projesine destek karşılığında 20 bin dolar bağış aldığı gerekçesiyle hüküm giydiği rüşvet davasının bozulmasını talep ediyor.

Donald Trump’tan başkanlık affı almış olmasına rağmen Sittenfeld’in temyiz başvurusu, kamu yolsuzluğu yasalarının kapsamını daraltmaya dönük stratejinin parçasını oluşturuyor.

Başvuruyu Trump’ın eski Adalet Bakanı ve bir grup müttefiki de destekliyor.

‘Hukuki eylem’ tanımı daraltılıyor

The Lever, son on yılda Yüksek Mahkemenin “hukuki eylem” (legal act) kavramını daraltarak eski Virginia Valisi Bob McDonnell ve dönemin New Jersey Valisi Chris Christie’nin yardımcıları gibi önde gelen siyasetçilerin mahkûmiyetlerini bozduğunu hatırlatıyor.

Baş Yargıç Roberts, McDonnell kararında, Mahkemenin “Ferrari’ler, Rolex’ler ve balo elbiseleriyle dolu bayağı hikâyelerle değil, federal rüşvet yasalarının aşırı geniş yorumlanmasıyla” ilgilendiğini savunmuştu.

Eski ABD Adalet Bakanı David Devillers, bu kararların mütekabiliyet (quid pro quo) kanıtı bulunmadığı sürece rüşveti fiilen mümkün kıldığını söyledi.

Araştırmada, Adalet Bakanlığının, Trump yönetiminde görev alması muhtemel bir yetkiliye 50 bin dolar nakit verildiği iddiası gibi dosyalarda yolsuzluk suçlaması yöneltmekteki isteksizliğinin, zayıflatılmış yasalar altında denetim gücünün aşındığını gösterdiği belirtiliyor.

Sittenfeld’in avukatları ise “ihale karşılığı bağış” (pay-to-play) siyasetinin yaygınlığının, belirli bağış biçimlerini cezai kovuşturma dışında bırakması gerektiğini savunuyor. Avukatlar, Trump’ın petrol şirketi yöneticilerinden 1 milyar dolar bağış talep ettiğine dair haberleri örnek göstererek, bu tür etkileşimlerin mevcut yasalar altında yolsuzluk olarak “yanlış yorumlanabileceğini” iddia ediyor.

Karşı hamleler

Bununla beraber The Lever, günümüzde Citizens United dönemine göre daha muhafazakâr bir yapıya sahip olan Yüksek Mahkemenin bu davaları, siyasi rüşveti fiilen yasallaştıracak içtihatları genişletmek için kullanabileceği uyarısında bulunuyor.

Haberde, Citizens United kararının da benzer şekilde, siyasi harcamaların önünü açacak daha kapsamlı bir karar elde etmek için kurgulanmış bir dava olarak planlandığı hatırlatılıyor.

Araştırma, sistemin giderek “kleptokratik” bir yapıya dönüşme riskine dikkat çekerken, olası çözüm yollarına da yer veriyor. Bu yollar arasında Citizens United kararını hükümsüz kılacak bir anayasa değişikliği teklifi öne çıkıyor ve bir dizi eyalet bu girişimi şimdiden onaylamış durumda.

Montana’da bulunan "partiler üstü inisiyatif" ise eyalet şirket yasalarını değiştirerek şirketlerin siyasi harcama yapmasını kısıtlamayı ve böylece Yüksek Mahkemenin müdahalesine açık olmayan bir hukuki alan yaratmayı hedefliyor.

The Lever’a göre Montana’daki öneri başarılı olursa, diğer eyaletlere model teşkil ederek şirketlerin seçim harcaması yapmasını sona erdirebilir ancak bireysel siyasi bağış hakkına dokunmaz. Adımı destekleyenler, şirketlerin ticari faaliyetlerine devam edebileceğini ancak “seçimleri ya da yasaları satın alma” gücünü kaybedeceğini savunuyor.

Hâlihazırda 14 eyalet ve 26 şehirde uygulanan "kamu destekli seçim finansmanı sistemleri de özel sermayenin egemenliğine karşı bir denge unsuru olarak" gösteriliyor.

Söz konusu programlar, büyük özel bağışları reddeden adaylara hibe ya da eşleştirme fonları sağlıyor. Yüksek Mahkeme de bu uygulamaları Anayasa’ya uygun bulmuştu.

The Lever, "bu reform potansiyellerine rağmen mevcut sistemden fayda sağlayan köklü çıkar gruplarının güçlü bir direnç göstereceği uyarısında" bulunuyor.

Haberde, ABD Senatörü John Ossoff’un, yolsuzluğun sağlık hizmetlerinden konut krizine kadar pek çok sosyal ve ekonomik sorunun “asıl nedeni” olduğunu söylediği aktarılıyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.