Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Rüşvet Cumhuriyeti: Türkiye'deki çark nasıl dönüyor?

Türkiye’de hemen her siyasi davanın kalkanı rüşvet. Peki, siyasi davaları bir yana bırakırsak, Türkiye’de rüşvet ağı gerçekten nasıl çalışıyor? soL, Türkiye’de rüşvet ağının nasıl işlediğini tüm ayrıntılarıyla masaya yatırdı, rüşveti verenler ve tanıklık edenlerle konuştu.

Ali Ufuk Arikan

Yayın Tarihi: 01.10.2025 , 17:22 Güncelleme Tarihi: 30.12.2025 , 22:51

"Eskiden rüşvetin raconu vardı. Artık racon falan kalmadı, kim kimden ne koparırsa."

"Şu ihaleye bir de kuşlarla ilgili bilimsel makale eklesek."

"Gömlek aldık hediye olarak, reddetti, şaşırdık. Baktık ki sonradan sürgün edildi."

"Rüşveti yemeyen, bazen dayağı yiyor."

"Yani ihale alacaksan, önce o tarikata vermen gerekeni veriyorsun, sonra ihaleni alıyorsun."

Türkiye'de dönen rüşvet çarkını tüm çıplaklığıyla ele aldık.

Çok sayıda kaynakla görüştük.

Bugünkü durumu ayrıntılı olarak, birinci elden tanıkların anlatımlarıyla aktardık.

Rüşvet denilince herkesin aklına güncel ya da tarihi bir örnek geliyordur mutlaka. Böyle bir habere de tarihten bir yaprağı hatırlatmadan başlamak olmaz. Şimdi gelin önce 90’lı yıllarda yaşadığımız iki ‘tarih’ olmuş gündemi hep birlikte hatırlayıp hemen sonrasında “bu kadar da olmaz” diyeceğinizi düşündüğümüz güncel öykümüze, AKP Türkiyesi’nde yaşananlara geçelim.

İki İBB, bir SHP, bir Fazilet ve iki bayılma

Başlık biraz ilginç gelmiş olabilir, özellikle bayılma kısmı. Tarihin komik ve tuhaf bir tekerrürü.

Önce en bilineni, en "magazinel" olanı ve en meşhurundan başlayalım: İSKİ skandalı.

Olayımız SHP döneminde geçiyor, 1993 yılında…

“Sosyal demokratları iktidardan uzaklaştıran” ve “bir daha iktidar yüzü görememelerine neden olan olay” diye sıklıkla anlatılan bir öykü aslında bu.

Ülkemizde yaşanan diğer yolsuzluk gündemlerini düşününce söz konusu olaydaki miktar açıkçası devede kulak kalıyor.

Genelde rüşvet denilince bu olayın akıllara gelmesinin ana nedeni, basının en sevdiği başlıkları içermesiyle ilgili: “Yasak aşk”, “aldatma”, “sırlar”... Hacmi düşük olsa da ilgi büyük yani.

Olay eşinden ayrılmak isteyen İSKİ bürokratının özel hayatındaki çalkantıyla başlıyor. Adı geçen bürokrat, eşine, ayrılmak istediğini söylüyor. Eş bir an şok geçiriyor ve düşüp bayılıyor.

Sonrası mı?

Bir milyon dolarlık bir ödeme karşılığında sessizce ayrılma kararı alıyorlar. Eşe “sus payı” olarak tam bir milyon dolar!

Parayı kabul eden bürokrat eşi, olayı gündem etmeme sözü verse de bu sözü bozuyor ve kıyamet böyle kopuyor.

Bir İSKİ bürokratı nasıl olur da boşanacağı eşine 1 milyon dolar tazminat ödeyebiliyordu? Bu değirmenin suyu nereden geliyordu? Herkesin aklındaki sorular bunlardı. 

Yanıtsa yine boşanma davası açılan ve sus payı sunulan eşten gelecekti. İSKİ’de kocaman bir rüşvet ağı vardı. 

Tüm detaylar ortaya serildi.

Dönemin SHP’li İBB Başkanı Nurettin Sözen ilgili bürokratı hızlıca görevden aldı ama ok yaydan çıkmıştı artık. Dönemin medyası, işin magazin boyutunu her şeyin önüne koyunca SHP’nin çöküşü de birdenbire gerçekleşti ve her şeyden çok bu olayla ilişkilendirildi.

SHP'deki İSKİ krizi partinin dibe gidişinin de yolunu açtı

Bayılan bir eşten, bayılan bir hakime doğru yol alarak ikinci "tarihi" vakamıza geçiyoruz.

Gündemimiz bugünle çok ilişkili, 90’larda yaşansa da bugüne uzanan bir yolculuk var burada…

Başta söyledik, olay yeri yine İBB.

Bu kez aktörümüz SHP’li değil, Fazilet Partili; şimdinin Cumhurbaşkanı, dönemin İBB Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Belediye otobüslerinde eskiden metal uçlu akbiller kullanılırdı, eskiler hatırlar.

Olayımız o küçük metal uçlu akbilden kasalara akan, eski para birimiyle tam 2.6 trilyon lirayla ilgili.

Nedir bu paranın öyküsü?

Şöyle ki, 1999 yılında, yani AKP kurulmadan iki yıl önce gündeme gelen bu davadaki temel iddialardan biri, Erdoğan’ın yeni kuracağı partiye (AKP) kaynak aktarmak için yukarıda altını çizdiğimiz miktarı belediye kasasına değil, müstakbel partinin kasasına aktardığına ilişkindi.

Dava uzadı da uzadı... Medusa'nın Salı belgeselimizde ayrıntısıyla anlattığımız üzere, birilerinin iktidar yolculuğu başlamıştı sonuçta.

Nitekim, dava sonuçlanmadan Erdoğan iktidara uzandı.

Şimdi gelelim iki olayın bağlantı noktasına, bayılan diğer aktörümüze…

Bu kez bayılan bir eş değil, Erdoğan’ın 2.6 trilyonu parti kasasına aktardığı iddiasını içeren davanın hakimiydi. Dava görülürken düşüp bayılıvermişti.

Stresini anlayabiliyoruz. O baygınlığın ve davayı sürüncemede bırakmanın ödülü olacaktı kuşkusuz, 2015 yılında Yargıtay’ın başına oturacaktı İsmail Rüştü Cirit…

İki bayılma, iki siyasi aktör ve iki rüşvet iddiasından günümüze uzanalım şimdi, güncel olana.

Bir kez daha İBB konuşulurken

Ülkemiz şu anda bir kez daha İBB’de yolsuzluk iddialarını konuşuyor. Bu kez hedefteki kişi, iktidarın çembere aldığı bir isim: Ekrem İmamoğlu. AKP uzun süredir İmamoğlu ve CHP’lileri rüşvet ve yolsuzlukla suçluyor. Belediyelerde rüşvet çarkları kurulduğunu iddia ediyor.

Açılan davaların tamamının AKP talimatıyla başlatıladığı ve yargının da güçlü bir silah olarak kullanıldığı ortada.

Peki, sürekli olarak belediyelerdeki yolsuzluk öykülerini bazı kötü parodilerle göze sokmaya çalışan AKP’nin kendi elleriyle kurduğu düzende neler oluyor?

Baklava kutuları artık geçmişte kaldı, gerçek öykü burada

Rüşvet denilince akla baklava kutuları geliyor ama artık böyle öyküler pek kalmadı. Daha farklı onlarca yol var” diyor konuştuğumuz ilk isim…

Manavgat'ta yapılan rüşvet operasyonunda eski usul yöntemle, baklava kutusuyla karşılaşmıştık

 

Bu haber için devletin farklı kurumlarından ihale alan çok sayıda isimle konuştuk. 

Bunlardan ilki, yukarıdaki alıntısıyla başladığımız isim. Ayrıca ihale süreçlerine yakından tanıklık eden ve “pes artık” diyen üst düzey kamu görevlileriyle de ayrıntılı şekilde konuştuk.

Anlattıkları gerçekten “bizim hikayemiz”, bize ait olan kaynakların nasıl iç edildiğinin öyküsü.

Bu haberde çeşitli çekincelerle kurumların adını yazmıyor değiliz, gerekçemiz farklı. Devletin istisnasız tüm kurumları büyük bir çürümeye teslim olmuş durumda. Kamuda hangi kurum varsa, hepsinde aynısı yaşanıyor şu anda. Karşı çıkan, çarkı bozan ya sürgün ediliyor sudan bahanelerle, ya da hızla emekliliğe sevk ediliyor. Dayak yiyeni bile var, birazdan anlatacağız.

Önce rüşvet hikayesine bolca tanıklık eden, “vermek zorundayız, bu işin raconu bu” diyen “ihaleci” isimlerle başlıyoruz.

‘ESKİDEN YÜZDE 5’Tİ, RACONU BOZDULAR’

“Bu işlerin eskiden bir raconu varmış, benden öncekiler böyle diyor en azından. Bir ihale mi aldın? Yüzde 5’ini verirsin, kurumda çalışanlar arasında dağıtılır, herkes sevinir. Ama bu dönemde racon falan kalmadı, kim kimden ne koparırsa.”

Böyle özetliyor rüşvet çarkını anlatmaya…

“Kimseye rüşvet vermeye meraklı değiliz, hatta bunu içime de sindiremiyorum ama bu bir mecburiyet, başka yol yok” diyor:

“Kamudan ihale almak istiyorsan, 'işimi düzgünce yapacağım, kire pasa bulaşmayacağım' diye bir şey yok. Öyle bir dünya yok! Eskiden yüzde 5 diye bir racon varmış dedim ya, şimdi yüzde 10’un altı zaten mümkün değil. Biz bu işlere ilk başlarken böyle değildi, meğer tezgah zaten buymuş. İhaleye giriyorsunuz, önce düzgünce bir iş yapıyorsunuz, bizim ilk işimiz bu şekilde oldu. Rüşvet falan da vermedik. Alacağımız ikinci ihaleden önce aynı kurumdan yetkililer, öyle büyük sayılamayacak birkaç şey talep etti, ortağım bunu ‘rüşvet’ olarak bile görmemiş. Öyle de safız. Kuruma küçük bir destek diye düşünerek başlıyor işler. Sonrasında arkası gelmiyor. Bir başka ihale öncesi çağırdılar bizi, ‘işinizi düzgün yapıyorsunuz’ diye övdüler, ‘Bu ihaleyi size vereceğiz’ diye de önden söylediler. İlk ihaleler görece daha küçük oluyor. Miktar büyüdükçe içeri çekiyorlar, sonradan anladık. ‘Göstermelik bir ihale, çevrenizdeki dostlarınızın şirketleri vardır, söyleyin onlar da girsin bu ihaleye' dediler. Bize de ihalenin yaklaşık bedelini önceden söylediler. O miktarda bir teklif verdik. Sonrasında bu ihalenin bedeli tam miktarı söylemeyeyim ama farzı mahal 5 milyon lira, ama bu işin ederi 3 milyon. 'Siz bu işten 2 milyon kazanacaksınız, onun biri bizim' dediler. En yaygın yöntem budur.”

İşin iki yönü var. Birincisi, patron zaten ihaleden mutlaka kazanıyor, rüşvet çarkı kurulduğunda kazancı katlanıyor. Bir bölümü kendi kazandığı miktar üzerinden rüşvet verse de genel yöntem yukarıda aktarılan örnekteki gibi. Kazanacakları miktar üzerinden vermiyorlar genellikle rüşveti, işin bedeli şişiriliyor, aradaki şişirme bedelinin bir bölümü patronun, bir bölümü suyun başını tutan kamu görevlisinin/görevlilerinin cebine giriyor. Tezgah genel olarak böyle işliyor.

İş bitince bile rüşvet bitmiyor: '150 bin ver, paranı gönderelim'

Bazen oyun bozanlar da çıkmıyor değil. Kamuyla iş yapan bir diğer isimle konuşuyoruz: “İhale sürecinde talep ettiklerini karşılıyorsun ama bazen sonrasında da ne koparırsam kâr diye bakan başka isimler çıkıyor. İşi bitirmişim, hak edişimi alacağım, parayı bekliyorum ama göndermiyorlar. Bir sorun da yok. Ne olduğunu sorunca ağzında lafı geveliyorsa belli ki bir isteği var. En son işte böyle oldu, ‘150 bin lira iletirsen senin hak ediş işini çözelim, gerçekten çok uzadı sizin iş’ dedi. Mecburen ödedik, paramızı almak için haraç gibi pay alıyorlar. E parayı almadan da kendini döndürmen mümkün değil, rüşvet zorunlu yani.

Çarkı bozan sürgün edilir

Araya girip "hep mi böyle oluyor" diye soruyoruz. 

“Hayır. Size yaşadığımız bir olayı anlatayım… Bir ihale aldık. İhalede ne varsa o oldu, ne para istendi, ne de bir hediye, şaşkınız. Kesin bir şey çıkacak diyoruz ortağımla. Artık böyle bir şey görmeyeli uzun yıllar olmuş. Eski bir öğretmendi bu sürecin başındaki kişi. Şimdilerde ne yapıyor bilmiyorum. Gömlek aldık hediye olarak, çok kahrımızı çekti, uğraştırıcı da bir işti. Gömleği 'bu rüşvet sayılır' deyip reddetti. Yemeğe çıktık, onu da kendi ödedi. Biz de şaşırdık tabii, sevindik de bir yandan. Sonrasında duyduk ki görevden almışlar, başka yere göndermişler. Kuruma düzen getirsin diye göreve getirmişlermiş. İşi bozdu dediler herhalde, çünkü buralarda tek kişi yemez, çok kişi yer rüşveti, sanırım onlar yedi başını.

Çarkı bozan eleniyor bu düzende. Ya rüşvet çarkının parçası oluyorlar ya da emeklilik, dışlanma, sürgünle karşı karşıya kalıyorlar.

Milyonlarca liralık dolap: 'Burası çok değerlenecek...'

Rüşvet ilk olarak ihale bedelinin tespiti aşamasında kurulan bağlantıyla belirleniyor. Genel kural bu. Bu işin parasal kısmına dair. Bir de “buraya şöyle bir yatırım yapılacak, önceden şurada şu arsayı alırsan...” öyküleri var.

Bu durumu anlatan, benzer ihalelerle sık sık karşılan bir diğer kaynak anlatıyor:

“İmar girecek, güçlü yatırım yapılacak yerler işaret ediliyor. Bu işlerde çok büyük paralardan söz ediyorum. Küçük çaplılar da var, onlar da rüşvetsiz dönmez ama pek bir önemleri yok. Benim dediklerim milyonlarca liralık işler. Burada yüzde hesabı çalışılır. Örneğin 100 milyon liralık bir işten söz ediyoruz, ona göre bir komisyon miktarı devreye girer, karşılıklı anlaşılır. Güzel bir arsa vardır, orası imara yatırıma açılacaktır, bağlarsın bu işi. Bu tip işleri bağlamanın da komisyon akışı ayrı olur.”

Burada alan ve satan mutlu. Rüşvet veren de alan da. Hepsi kazanıyor günün sonunda. Ancak kamunun kaynakları, halkın kaynakları hiç ediliyor gün gün, saat saat.

Diğer tüm rüşvet türleri gibi bu da hayatın olağan akışının bir parçası olmuş durumda, kimse yadırgamıyor bile.

'Rüşvet çok işselleşmiş durumda, şunu da alsana diyorlar'

“Rüşvet dediğimiz şey, bakanlıklardan belediyelere devletin tüm kurumlarında içselleşmiş bir şey. Bir yaklaşık maliyet belirlenirken 'şartnamede yazmayan ürünler' diye bir şey var örneğin, devletin mevcut işleyişinden kaynaklı. Malzeme alacaklar, onu o ihaleyle alamazsın. E nasıl olacak? 'Bu malzemeleri bize temin edeceksin' diyorlar ihaleyi alan şirkete. Bunların bir kısmı kamu ihtiyaçları için olabilir tabii, ama sınırı yok hiçbir şekilde. Hediye çeki veriyorsun örneğin. Benim kimi ihalelerde sık sık başıma geldi bu. Diyor ki ihale sürecinde, bana şu mağazadan şu kadarlık hediye çeki vereceksin. Sonuç olarak bunu ben şirket olarak gider gösteriyorum, ilgili isimlerse kendi kişisel çıkarları ve para ilişkilerini kuruyorlar. Belediyelerde de böyle, şartnamede detay yok, onu seninle çözüyor.”

Sık sık kamu ihalelerine giren bir diğer isim yukarıdaki sözlerin sahibi.

Davet usulü ihalelerin, rüşvetin en yaygın döndüğü yerler olduğuna işaret ediyor. Burada dolap çevirmek, anlaşmak en kolay yol. Yukarıda aktarılan öykü de tam buna dair aslında.

“Bunlar çok olağan şeyler haline geldi, bu kuruma giriyor ve iş yapıyorsan budur diye düşünüyorsun zaten” diyor, tabloyu özetliyor.

'Şu ihaleye bir de kuşlarla ilgili bilimsel makale eklesek'

Öyle bir düzen ki, türlü komikliklere ve tuhaflıklara sürekli tanık oluyoruz görüşülen her isimde.

İhaleye giren bir şirket yetkilisinin, ihale bedeli bilimsel makale talep eden kamu görevlisiyle karşılaşmışlığı dahi var. 

Bir inşaat mühendisi olan ilgili kamu görevlisi, kendisi adına kaleme alınmış bilimsel makale talep ediyor. Talep tuhaf karşılanıp etik bulunmayınca da öfkeleniyor. Sonuç olarak ilgili şirket, o kurumdan bir daha ihale alamıyor. 

"Sonradan öğrendim ki, bu çok ama çok yaygın bir uygulamaymış" diyor. "Kamu kurumundaki görevliler, verdikleri ihale karşılığında kendileri yazmış gibi, tek imzalı, bilimsel kriterlere uygun makaleler istiyor."

Konuyu anlatırken şaşkınlık hali sürüyor ilgili ismin, “Kamu kurumlarında çalışanların makalelerini araştırsınlar, neler çıkar neler!” diyor.

'İşini bilen' bürokrat rüşvetle maaşının kaç katını kazanır?

“İşini bilen” bürokratlar rüşvet, komisyon veya hediye çekleriyle ne kazanıyor peki? Sorumuz bu…

İhalelere giren iki ayrı isme bu soruyu soruyoruz:

  • “Kurumun hacmi ve yetkilerine göre değişir. Benim çalıştığım yerlerde böyle isimler sanırım 10 katını kazanır. İmarla ilgili pozisyonlardaysa çok çok daha fazladır”.
  • ”Maaşının çok katı… Bazı isimlerin maaşının kazancına göre çok komik kaldığını biliyorum. Kaç katı olduğunu ise hesaplamak zor. Bu isimleri hiyerarşik olarak yukarı giden şekilde düşünün, mevki büyüdükçe para artıyor.”

Rüşvetin içinde tarikat ağı: Menzil'e para vermeden ihale yok

Menzil tarikatının eski lideri Abdülbaki Erol

 

Sağlık Bakanlığı’ndan mı ihale alacaksın… O zaman tarikat bağı da yeterli değil, Menzilci olman gerekiyor doğrudan. Değil misin? O zaman da bir yol var. 

Bu yolu, ilgili bakanlıkta sık sık ihalelere giren bir isim anlatıyor:

“Evet, Menzilci değilsen zor, ama ihale alınabilir. Şu kuruma yardım derler, Menzil’in kurumudur, derneğidir o. Yani ihale alacaksan, önce o tarikata vermen gerekeni veriyorsun, sonra ihaleni alıyorsun. Ancak yine de tarikat bağının çok güçlü olduğu bu tip yerlerde öncelik her zaman onların oluyor. Bu sadece Sağlık Bakanlığı için geçerli değil, birçok kurumda tarikat bağı var.”

Kamu gözüyle rüşvet: Hikaye iki kola ayrılıyor

İhalecilerin anlatımları bunlarla sınırlı değil ama sanıyoruz rüşvetin ilk cephesinde işlerin ne kadar da “olağan” olduğunu biraz da olsa anlatabildik.

Peki, bu sürecin kamu tarafında neler oluyor, oradaki tablo ne?

Bu başlıkta çok fazla bilgiye hakim üç ayrı isimle konuştuk. Çok benzer bir “doğallaşma” öyküsü var burada da.

Dinliyoruz:

“Rüşvet hikayesi ikiye ayrılır, yerel yönetimler ve merkezi yönetimler. Merkezi yönetimlerde ise bir icracılar var, bir de diğerleri. İcracılar deyince karayolları, demiryolları, TPAO, BOTAŞ’ı anlayabilirsiniz. İcracılarda rüşvet, diğerinde komisyonculukla akış sağlanır. İkisi de aynı şey ama farklı tarif ediliyor diyelim.”

'Nargile kafe için parti kasasına 5 milyon rüşvet'

Önce yol yordam ve usul farklılığıyla başlıyor tanığımız anlatmaya ve hemen sonrasında yerel yönetimlere doğru yol alıyor:

“Belediyelerde inanılmaz bir yolsuzluk var, her zerresinde muazzam bir yolsuzluk şebekesi kurulmuş durumda. Hiç büyük bir öyküyle başlamayalım, bir nargile kafeden başlayayım anlatmaya. Sadece bir nargile kafe için 5 milyon lira rüşvet istendiğini biliyorum, öyle isme, şahsa da değil. Doğrudan partiye, parti kasasına. Rüşvet mi bu, bana sorarsanız sonuna kadar öyle. Bir kişinin, şahsın, kurum müdürünün cebine girmiyor ama siyasi bir niyetle, çok daha çürümüş şekilde karşımıza çıkıyor.

Sadece bu değil, kulüplere bakın örneğin. Büyük kulüplerden de bahsetmiyorum, ilçe takımlarına özellikle. İş karşılığı buralara yönlendiriyorlar insanları, buraya para yatır, şu miktarda diye. Biraz altını kazısanız zaten o paradan ilgili isimlerin hangi miktarları kendi cebine indirdiğini de görürsünüz.

Artık 'çanta içinde şu kadar miktar para ver' devri kapandı, çok çeşitli yollar icat edildi.”

Özellile Meclis’teki büyük partilerin finansman yönetimini yerel yönetimler üzerinden, buralarda yapılan ihale işleri üzerinden sağladığını belirtiyor tanığımız, bunun artık en doğal ve en kolay yol olduğuna işaret ederek.

‘Siyah poşetle rüşvet geride kaldı, artık şirket kredi kartı veriyor'

Kredi kartıyla rüşvet son dönemin en çok tercih edilen yolu olmuş durumda

Kültür-Sanat ve konser gibi başlıkların belediyelerin yolsuzlukları için en elverişli başlıklar olduğuna işaret eden bir diğer tanığımız, asıl rantın ve dolayısıyla rüşvetin imar işleri üzerinden sağlandığına vurgu yapıyor.

“Belediye Başkanı, kamu yöneticileri, kim varsa hepsi bu sayede fonlanıyor” diyor ve yıllardır tanık olduğu başlıklara değinmeye başlıyor:

“Şöyle düşünmeyin, birisi elinde bir poşet, kutu, çanta her neyse onu getirip aldığı işe karşılık rüşvet veriyor… Genelde böyle olmuyor, bu da oluyor ama genelde böyle olmuyor. Bir daire, bir araba veriliyor. Daha da güzeli, şirket kredi kartları. Şirketler ilgili kurumun sorumlusu kimse ona bir şirket kredi kartı veriyor, gönlünce harcayıp yiyip içiyor. Kartları takip etsen, ağı çözersin. Yani siyah poşetli rüşvet artık geride kaldı. Kart harcamasını, araba kirasını da gider gösteriyor bir de rüşveti veren bu arada. Olan devletimizin kaynaklarına oluyor.”

Komisyonculuğa dair her şey: AKP teşkilatta tutuyor, CHP kendine çalışıyor

İmar rantının kesin olarak rüşvetlendirildiğini, bunun da kurum içinde hiyerarşik bir bölüşüm modeliyle paylaşıldığını aktaran tanığımız, merkezi idarelerde dönen rüşvet çarkına dair gözlemlerini, tanıklığını aktarıyor:

“İcracı olmayan Bakanlıklarda rüşvet işi zor. Çok az miktarda ihale oluyor, bu da rüşvet olanağını azaltıyor. Burada rüşvet olmuyor, güzelmiş sanmayın. Bunun yerine komisyonculuk var. Nasıl olduğunu aktarayım. Çok büyük bir hafriyat işi var örneğin. Bu își x şirketine verin diyorlar. İşin bedeli 5 milyon dolar, 100 bin dolar komisyonunu alıyor burayı işaret eden kamu yetkilisi. Bu bir network işi anlayacağınız, bu ağlar kuruluyor ve bu tip işlerin tamamında bu şekilde, komisyon karşılığında işliyor. Komisyonculuk kamuda her yerde, her kurumda var. Bu aslında bir işi yapmak için verilen rüşvetten biraz farklı, siyasi network işi. AKP bu işi çok yapıyor örneğin, genelde kendi teşkilatında tutmaya çalışıyor işleri. Bu açıdan CHP’deki isimler daha çok kendine çalışıyor. Aralarında böyle bir farka dair gözlemim var.”

AKP iktidarında en çok konuşulan başlıklardan biri olmuştu, ayakkabı kutusunda rüşvet!

Ev, araba, çocuğun okul masrafı ve yine kredi kartı

Kamudaki icracı kurumların belediyelerden farkı yok. Rüşvet ağının nasıl işlediğini dinlemeye devam ediyoruz:

“Ev, araba, çocuğun okul masrafı, yaz tatili giderin... Her şeyin şirketler tarafından karşılanır. Karayolları kontrol şefliklerinde rüşvet o kadar yaygın ki. Bazı şeflerin makamları bakanlarınkinden bile havalı. Çok büyük hak edişli işlerden söz ediyoruz.  Demiryollarında bu ağ müşavirlikler üzerinden ilerliyor. Taşere edilen her iş, özelleştirilen her başlık büyük rüşvet alanı gibi düşünebiliriz. Burada da ilgili isme şirketler veriyor bir kredi kartı, her işini gördürüyor.”

Peki zorunda kalanlar? Yeniden dayak ve durmayan rüşvet

Bir kamu kurumu adına yapılan bir işin kabulüne gidiyorsunuz. İşi inceleyecek, kurum adına onay vereceksiniz. Sonrasında da şirket ödemeyi alacak. Havalimanında lüks bir şirket aracı sizi karşılıyor. Güzel bir kadın ya da yakışıklı erkeklerle yapılıyor bu karşılama. Sonrasında 5 yıldızlı otele götürüyorlar sizi, biraz dinleniyorsunuz ve yine aynı lüks araçla alıp şehrin en lüks restoranına götürüyorlar. Sonrasında aynı araçla kabul yapmanız gereken proje alanına gidiyorsunuz. İsterseniz ve yapabiliyorsanız reddedin kabulü...

Bu öyküyü bize anlatan kamu görevlisi, aynı zamanda dramatik bir detayı da paylaşıyor.

Kabulü yapmayan bir Bakanlık görevlisini şirket güvenlikleri evire çevire dövüp gönderiyor. Sonrasında kurum yöneticilerinden "nasıl saldırırlar benim personelime" masalları geliyor, “Oraya bir daha hiçbir iş yok, tüm işlerinde süründüreceğim” diye köpürüyor yönetici. 

Zaman geçiyor, iki yeni personel gönderiliyor aynı şehre. Dayak atanların işi onaylanıyor. 

Söz konusu şirketlerin çoğunun bağlantıları doğrudan iktidarla, hemen çözüyorlar. Rüşveti yemeyen, bazen dayağı yiyor. 

Öyle bir çürüme var…

Bu hep böyle devam eder mi?

Bu düzen sürdükçe, tüm bunlar olağan ve doğal karşılandığı sürece evet.

Her yanıyla büyük bir çürümeden, yurttaşımıza, halkımıza gün gün daha fazla zerk edilmeye çalışılan bir zehirden söz ediyoruz.

Bu zehirden arınmak ve bu rüşvet düzenine alışmamak ancak gerçekleri ortaya çıkararak, çürümenin üzerine üzerine giderek mümkün.

Yoksa sadece bir kısmını aktardığımız, çok daha geniş olan bu rüşvet ağının, bu ağın neden olduğu çürümenin sonu olmadığını bilmemiz gerekiyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.