Sayfa yolu
ABD'de 'mavi dalga' mı, emperyalizmin krizi mi: Seçim sonuçları ne anlama geliyor?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 04.11.2026 , 17:45
ABD'de 3 Kasım'da yapılan ara seçimler, Başkan Donald Trump'ın ikinci döneminin geri kalanında Washington'daki dengeleri etkileyecek bir sonuç ortaya çıkardı.
Demokratlar hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu elde ederek Kongre'nin kontrolünü Cumhuriyetçilerin elinden aldı. Ancak seçimlerin ortaya koyduğu tablo, ABD'deki siyasi ve ekonomik krizin aşılmasından çok, bu krizi yönetmekte zorlanan Trump yönetimine yönelik toplumsal tepkinin büyüklüğünü gösteriyor.
Cumhuriyetçiler açısından ağır bir yenilgi anlamına gelen sonuçlarda Demokratlar, yalnızca geleneksel olarak rekabetin yoğun olduğu eyaletlerde değil, Trump'ın 2024'te rahat kazandığı Cumhuriyetçi kalelerde de önemli başarılar elde etti. Teksas'ta Senato koltuğunu kazanan Demokratlar, Güney Carolina, Kansas ve Iowa gibi Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde de önemli kazanımlar sağladı.
Peki, bu nasıl oldu?
Bu sonuçları Demokratların ABD siyasetinde "yeni bir dalga" yarattığı şeklinde okumak fazlasıyla abartılı. Zira Demokratlar, Cumhuriyetçilerle birlikte ABD emperyalizminin mevcut politikalarının temel kolonlarından biri.
Seçimlerde belirleyici olan, Demokratların alternatif bir toplumsal ve ekonomik program ortaya koymasından çok, Trump yönetiminin politikalarına yönelik hoşnutsuzluğun büyümesi oldu.
Gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırmak, düzenin karşısında sözünü söylemek için soL'a abone ol!
Savaş ve hayat pahalılığı seçmenin gündeminde
Seçim sonuçlarının arkasındaki temel dinamiklerden biri ABD'de derinleşen ekonomik sıkışma oldu. Trump'ın 2024 seçimlerinde enflasyonu düşürme ve hayat pahalılığını kontrol altına alma vaadiyle iktidara gelmesine karşın, seçmenlerin önemli bir bölümü ekonomik durumunun kötüleştiğini düşünüyor.
Çıkış anketlerine göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 90'ı yaşam maliyetini oy tercihlerinde önemli bir etken olarak değerlendirdi. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi yüksek fiyatlardan Trump'ı sorumlu tutarken, dörtte üçü ülkenin gidişatından öfkeli ya da memnuniyetsiz olduğunu belirtti.
Trump yönetiminin dış ticaret tarifeleri ve İran'la yürüttüğü savaşın ekonomik koşulları daha da ağırlaştırdığı yönündeki değerlendirmeler de seçim gündeminde öne çıktı. Özellikle akaryakıt ve temel tüketim ürünlerinin fiyatları, Cumhuriyetçilerin kampanya boyunca halka ekonomik sorunların çözümüne ilişkin "ikna edici" bir yanıt verememesine neden oldu.
Savaşın ekonomik maliyetinin yanı sıra, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri politikalarının toplumsal desteğinin de aşındığı görüldü. Trump'ın dış politikada izlediği saldırgan çizgi, seçimlerde Cumhuriyetçiler açısından bir avantaja dönüşmedi.
Dolayısıyla seçim sonuçları yalnızca Trump'a yönelik siyasi bir tepkiyi değil, ABD'nin savaş politikaları ile ekonomik sorunları arasındaki ilişkinin halk açısından daha görünür hale geldiğini de ortaya koydu.
Demokratlar krizin alternatifi mi?
Demokratların her iki Kongre kanadında da çoğunluğu elde etmesi, Trump yönetiminin önündeki siyasi engelleri artıracak. Demokratlar yeni dönemde yönetimin atamalarını engelleyebilecek, yasama gündemini sınırlayabilecek ve Trump yönetimine yönelik soruşturmalar yürütebilecek.
Buna karşın Demokratlar cephesinden gelen ilk mesajlar, bu "olanakların" güçlü şekilde kullanılacağına değil, daha çok bir pazarlık sürecine işaret ediyor.
Sonuç olarak Demokratlar, Trump'ın izlediği çizginin radikal bir reddi anlamına da gelmiyor. Söz konusu partiler, madalyonun birbirini tamamlayan iki yüzü gibi işlev görüyor.
Bu nedenle seçim sonuçlarını ABD'de mevcut düzenin dışında yeni bir siyasi yönelimin güç kazanması olarak değerlendirmek mümkün değil. Seçmenlerin önemli bir bölümü Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı oy kullanırken, Demokratlar bu hoşnutsuzluğu kendi siyasi alanlarına taşımış oldu, hepsi bu.
ABD'nin krizden çıkışı daha fazla saldırganlık mı?
Seçimlerin ardından Washington'da ortaya çıkan yeni tablo, ABD'nin dış politikasının nasıl şekilleneceği sorusunu da gündeme getiriyor.
Trump yönetiminin İran'la savaşı, Çin'le rekabeti ve Rusya'yla ilişkileri gibi başlıklarda izlediği politikalar, yalnızca başkanın siyasi tercihleriyle açıklanamayacak daha geniş bir emperyalist stratejinin parçası.
ABD, küresel ölçekte ekonomik ve siyasi üstünlüğünü korumaya çalışırken, içeride de artan ekonomik sorunlar ve toplumsal hoşnutsuzlukla karşı karşıya. Bu koşullarda dış politikada uzlaşmacı bir çizgiye yönelmek yerine askeri ve ekonomik baskı araçlarına daha fazla başvurulması ihtimali gündemde kalıyor.
Bu konuda Demokratların sicili de Trump'ın temsil ettiği Cumhuriyetçilerin sicilinden pek farklı değil.
Seçimlerin ortaya çıkardığı temel çelişki de burada yatıyor. ABD'de milyonlarca seçmen savaşın, hayat pahalılığının ve ekonomik sorunların sorumlusu olarak Trump yönetimini görerek sandıkta tepki gösterdi. Ancak bu tepki, aynı sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan iki partili siyasi düzenin dışına taşmış değil, henüz.
Seçimlerin asıl gösterdiği şey, ABD'de düzenin iki temel siyasi aktörünün, büyüyen toplumsal hoşnutsuzluğu yönetmekte giderek daha fazla zorlanacağı oldu.
ABD'nin bu tablodan tek bir çıkışı var, tüm dünyada olduğu gibi orada da yoksulluğa itilen milyonların "kızıl bir tsunamisine" ihtiyaç duyuluyor, her zamankinden daha fazla.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.