Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

ABD'de seçim gündemi: Trump, hayat pahalılığı, savaş ve büyük sermaye

ABD'de 3 Kasım'da yapılacak ara seçimlerde seçmenler, Kongre'nin yeni bileşimini belirleyecek. Trump yönetiminin ekonomi politikaları, İran savaşı, göçmenlere yönelik uygulamalar ve sosyal harcamalar seçim gündeminin öne çıkan başlıkları arasında. Demokratlar Kongre'de çoğunluğu elde etmeye çalışırken parti içindeki İsrail ve Filistin tartışmaları da seçim öncesinde yeniden alevlendi.

Dış Haberler

Yayın Tarihi: 02.11.2026 , 14:47 Güncelleme Tarihi: 02.11.2026 , 15:34

ABD'de 3 Kasım Salı günü yapılacak ara seçimler, Başkan Donald Trump yönetiminin iki yıllık politikalarının karşılığını gösterecek.

Temsilciler Meclisi'nin 435 sandalyesinin tamamı ile Senato'nun 100 sandalyesinden 35'i için oy kullanılacak. Senato'daki seçimlerin 33'ü olağan, ikisi özel seçim niteliğinde. Bazı eyaletlerde valilikler ve eyalet meclisleri için de sandık kurulacak.

Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadındaki çoğunluğunu koruyup koruyamayacağı seçimlerin temel gündemini oluşturuyor. Demokratların çoğunluğu elde etmesi halinde Trump yönetiminin yasama gündemini hayata geçirmesi zorlaşabilecek; bütçe, vergi düzenlemeleri ve yönetimin politikalarının Kongre tarafından denetlenmesi daha fazla tartışmaya açılabilecek.

Ancak seçimlerin önemi Kongre'deki sandalye dağılımıyla sınırlı değil. Ekonomik eşitsizlik, hayat pahalılığı, İran savaşı, göçmen politikaları ve İsrail'e verilen destek gibi konular, ABD'deki toplumsal ve siyasi gerilimlerin sandığa nasıl yansıyacağı sorusunu da gündeme getiriyor.

Seçmenin gündeminde ekonomi ve hayat pahalılığı var

Seçim öncesinde yayımlanan kamuoyu araştırmaları, ekonomik sorunların seçmenlerin öncelikleri arasında yer aldığını gösteriyor.

AP-NORC'un 15 Ekim'de yayımladığı araştırmaya göre seçmenlerin yüzde 85'i ekonomiyi, yüzde 84'ü yaşam maliyetini seçim tercihlerinde en önemli konular arasında sayıyor. Sağlık hizmetlerini öncelikli görenlerin oranı yüzde 69, İran savaşını önemli bulanların oranıysa yüzde 64.

Araştırmaya katılanların yüzde 80'i ülkenin yönetim biçiminde kapsamlı bir değişim veya köklü bir dönüşüm gerektiğini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 36'sı Trump'ın görev performansını onaylarken yüzde 64'ü onaylamıyor. Trump'ın ekonomi yönetimini onaylamayanların oranı yüzde 74'e, yaşam maliyetine ilişkin politikalarını onaylamayanların oranı yüzde 79'a ulaşıyor.

Gallup'ın 29 Ekim'de yayımladığı araştırma da ekonominin seçmenler açısından önemini ortaya koyuyor. Kayıtlı seçmenlerin yüzde 50'si ekonomiyi, yüzde 50'si sağlık hizmetlerini oy tercihleri açısından "son derece önemli" görüyor. İran'daki gelişmeleri son derece önemli bulanların oranı yüzde 47. Gelir ve servet dağılımı yüzde 44, akaryakıt fiyatları yüzde 42, göçmenlik politikaları yüzde 40 oranında bu kategoride değerlendiriliyor.

Bu veriler, Trump yönetiminin seçim kampanyasında öne çıkardığı ekonomi başlığının aynı zamanda yönetimin karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri olduğunu gösteriyor. Gıda ve enerji fiyatları, konut ve sağlık harcamaları ile ücretlerin yaşam maliyetleri karşısındaki durumu, seçmenin gündeminde belirleyici başlıklar arasında.

Trump'ın gümrük tarifeleri ve vergi politikalarının tüketici fiyatlarına, şirketlerin maliyetlerine ve gelir dağılımına etkisi de tartışılıyor. Cumhuriyetçiler yönetimin ekonomi politikalarını savunurken Demokratlar hayat pahalılığı ve sosyal hizmetlerdeki sorunları gündeme taşıyor. Ancak Demokratlar da sonuç olarak yoksulluğu sonlandırmanın değil düzen açısından yönetmenin bir diğer etkili silahı olarak öne çıkıyor.

ABD'de artan gıda fiyatları ve hayat pahalılığı, ara seçimler öncesinde seçmenlerin gündemindeki temel sorunlar arasında yer alıyor.

İran savaşı ve İsrail'e destek seçim gündeminde

Ekonominin yanı sıra İran savaşı da seçim kampanyalarının önemli başlıklarından biri haline geldi. Savaşın enerji piyasalarına ve akaryakıt fiyatlarına etkisi, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığı ve Washington yönetiminin İsrail'e desteği, dış politikayı doğrudan iç siyasetin gündemine taşıyor.

Gallup'ın araştırmasında kayıtlı seçmenlerin yüzde 47'si İran'daki gelişmeleri oy tercihleri açısından son derece önemli buluyor. AP-NORC araştırmasında da İran savaşı yüzde 64'lük oranla seçmenlerin öncelikli meseleleri arasında yer alıyor.

Savaşın seçimler açısından önemi, yalnızca kamuoyu araştırmalarına da yansımıyor. ABD'li yetkililer, seçim sonrasında İran'a yönelik yeni saldırı ve İran'ın olası misillemelerine karşı bazı Ortadoğu ülkeleri ve bölgesel müttefikleri hazırlıklı olmaları konusunda uyardı. Trump'ın henüz kesin bir karar vermediği belirtilirken, olası saldırıların birkaç gün sürebileceğine ilişkin değerlendirmeler de aktarıldı.

Sekiz aydır süren savaş, ABD'de akaryakıt fiyatlarını yükseltirken, Cumhuriyetçi adayların seçim kampanyalarını da zorlaştırdı. Savaşın ABD bütçesine maliyetinin de 47,1 milyar dolara ulaştığı aktarılıyor.

Trump yönetiminin savaşın seçim öncesinde tırmanmasını istemediğine ilişkin haberler de daha önce gündeme gelmişti. Beyaz Saray'daki bazı yetkililer, seçim öncesinde yeni bir askeri tırmanışın Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarını artırabileceği kaygısını taşıyordu.

İsrail-Filistin meselesini son derece önemli bulanların oranı Gallup araştırmasında yüzde 35 olarak ölçülüyor. Savaşın ekonomik maliyetinin yanı sıra ABD'nin Ortadoğu'daki askeri ve diplomatik tercihlerinin seçmenler tarafından nasıl değerlendirildiği de tartışılıyor.

ABD'de İran savaşına karşı düzenlenen protesto, 28 Şubat 2026.

Demokrat Parti'de İsrail ve Filistin ayrışması

Demokratlar, Trump yönetimine karşı muhalefeti Kongre'de çoğunluğa dönüştürmeye çalışırken kendi içlerindeki siyasi ayrışmalarla da karşı karşıya.

Partinin ana kanadı ile görece "ilerici" isimleri arasında ekonomi, sağlık hizmetleri, sosyal harcamalar ve dış politika konularında farklı yaklaşımlar bulunuyor. Özellikle Gazze'deki soykırım ve İsrail'e verilen destek, bu ayrışmanın en görünür başlıklarından biri.

Michigan'daki Senato yarışı, parti içindeki gerilimin seçim arifesindeki en dikkat çekici örneklerinden birine dönüştü. Demokrat Parti'nin Senato adayı Abdul El-Sayed, ağustosta yapılan önseçimde Haley Stevens'ı çok küçük bir farkla geride bıraktı. İsrail'e askeri destek ve Gazze politikası önseçim kampanyasının temel tartışma başlıkları arasındaydı.

El-Sayed, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını soykırım olarak nitelendirerek ABD'nin İsrail'e askeri yardımını kesmesini savunuyor. Stevens ise İsrail'e askeri desteğin sürdürülmesinden yana. Netanyahu hükümetini eleştirmekle birlikte kendisini Siyonist olarak tanımlıyor ve İsrail ile Filistin'in yan yana var olacağı iki devletli çözümü destekliyor.

Stevens, önseçim sonrasında El-Sayed'i destekleyeceğini açıklamıştı. Ancak iki isim arasındaki gerilim seçim kampanyasının son günlerinde yeniden büyüdü. Stevens, 1 Kasım'da Cumhuriyetçi aday Mike Rogers'ı desteklediğini duyurdu. Gelişme, Demokrat Parti içinde tepkiyle karşılandı.

Tartışmanın merkezinde İsrail'e verilen ABD desteğini Michigan'daki hayat pahalılığıyla ilişkilendiren bir siyasi reklam da bulunuyor. El-Sayed söz konusu reklamın kendi kampanyası tarafından hazırlanmadığını ve içeriğine katılmadığını açıkladı. Stevens ise reklamın İsrail karşıtlığını körüklediğini savunarak El-Sayed'den açık bir tutum almasını istedi.

Michigan'daki gelişme, Demokrat Parti'nin Trump karşıtlığını ortak bir siyasi programa dönüştürmekte yaşadığı sorunları da gözler önüne seriyor. Parti içindeki "ilerici" diye tabir edilen kanadın Filistin ve İsrail konusundaki talepleri ile yönetimin geleneksel dış politika çizgisi arasındaki gerilim, seçim sonrasında da tartışılmaya devam edecek. Öte yandan "ilerici" olarak tanımlanan isimlerin de sonuç olarak ABD emperyalizminin dünyanın başına bela olan tehditleriyle radikal bir ayrışması bulunmuyor.

Demokrat Parti'nin Senato adayı Abdul El-Sayed.

Seçim yarışında büyük sermayenin rolü

ABD'de seçimlerin bir diğer önemli boyutunu kampanya finansmanı oluşturuyor. Siyasi kampanyaların devasa maliyetleri, milyarderlerin, şirketlerin ve çıkar gruplarının seçim süreçleri üzerindeki etkisini bir kez daha gösteriyor.

Federal Seçim Komisyonu'nun 1 Ekim'de yayımladığı verilere göre 2025 başından 2026 Haziran sonuna kadar Kongre adayları 2,8 milyar dolar bağış topladı ve yaklaşık 2 milyar dolar harcadı. Siyasi partiler 1,4 milyar dolar toplarken siyasi eylem komitelerinin (PAC) topladığı para 8,3 milyar dolara, harcamaları ise 6,5 milyar dolara ulaştı.

Bu rakamlar, ABD'de seçim kampanyalarının finansmanında büyük sermayenin ve örgütlü çıkar gruplarının ağırlığını ortaya koyuyor. Savunma sanayisi, enerji ve teknoloji şirketlerinin lobi faaliyetleri, siyasi bağışlar ve seçim reklamları aracılığıyla siyasal gündem üzerindeki etkisi tartışılıyor.

Seçim bölgelerinin sınırlarının bu çıkarlar doğrultusunda yeniden çizilmesi de temsil sistemine ilişkin tartışmaların bir başka boyutunu oluşturuyor. "Gerrymandering" olarak adlandırılan uygulama, seçim bölgelerinin belirli partilerin avantaj sağlayacağı biçimde düzenlenmesini ifade ediyor.

2026 seçimleri öncesinde bu mücadele ülke çapına yayıldı. Teksas'ta Cumhuriyetçilerin yeni seçim haritasıyla beş ek sandalye kazanmayı hedeflemesine karşılık Kaliforniya'da Demokratlar benzer bir hamleyle beş Cumhuriyetçi sandalyeyi etkileyebilecek yeni bir harita oluşturdu. Ohio, Florida ve Kuzey Carolina gibi eyaletlerde de seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi tartışmaları yaşandı.

Böylece seçmenin oyunun sandalyelere nasıl yansıyacağı, seçim öncesindeki siyasi mücadelelerin bir parçasına dönüşüyor.

ABD'de değişimin sınırları

3 Kasım seçimlerinin sonuçları, Trump yönetiminin kalan iki yılı açısından olduğu kadar 2028 başkanlık seçimlerine giden süreç açısından da önem taşıyor.

Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğu koruması, Trump yönetiminin yasama gündemini sürdürmesini kolaylaştırabilir. Demokratların çoğunluğu kazanması ise yönetimin bütçe ve yasa teklifleri üzerinde daha fazla uzlaşma aramasını gerektirebilir. Kongre'deki denetim ve soruşturma faaliyetlerinin de seçim sonuçlarından etkilenmesi bekleniyor.

Ancak Demokratların olası bir seçim başarısı, ABD'nin dış politika tercihlerinde veya ekonomik düzeninde kendiliğinden köklü bir değişiklik anlamına gelmeyecek. Parti içindeki farklı eğilimler, büyük sermayenin siyaset üzerindeki etkisi ve iki partili sistemin sınırları, seçim sonrasında da belirleyici olmaya devam edecek.

Bu nedenle 2026 ara seçimleri yalnızca Trump'ın siyasi performansına ilişkin bir referandumdan ziyade ABD'de ekonomik hoşnutsuzluğun, dış politika tartışmalarının ve toplumsal taleplerin hangi siyasi kanallarda karşılık bulacağını gösterecek.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.