Sayfa yolu
Netanyahu bastırıyor, Tahran hazırlanıyor: İran'a saldırı için düğmeye mi basılıyor?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Dış Haberler
Yayın Tarihi: 02.11.2026 , 09:29 Güncelleme Tarihi: 02.11.2026 , 09:42
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yeni bir askeri harekat başlatma ihtimali yeniden gündemde. ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 31 Ekim'de yaptıkları telefon görüşmesinde İran'la yürütülen müzakereleri ve askeri operasyonlara dönüş ihtimalini ele aldıkları bildirildi.
Axios'un ABD'li ve İsrailli kaynaklara dayandırdığı habere göre Netanyahu, Trump'a 3 Kasım'daki ABD ara seçimlerinin hemen ardından İran'a yönelik saldırıların yeniden başlatılması için baskı yaptı. İsrailli kaynak görüşmeyi "sert", ABD'li kaynak ise "doğrudan" olarak nitelendirdi.
Gazeteye konuşan kaynaklara göre, Trump şimdilik İran'la yürütülen diplomatik temasların sonuçlanmasını beklemek istemiyor. ABD Başkanı, İran'la görüşmelerin iyi gittiğini söylerken acele etmediğini ifade etti. Bununla birlikte Trump, İran'da bir ya da iki nükleer tesisin daha hedef alınması gerektiğini savunarak Kazma Dağı'ndaki tesise işaret etti.
Diğer yandan, Trump'ın bundan önce yaptığı üst üste açıklamalar, kendisinin bu konuda beklemeyeceği yönünde şüpheleri de artırmış durumda.

Dünyayı patronların ve savaş kışkırtıcılarının gözünden değil, halkların tarafından görmek için soL'a abone olun.
Carlson'dan nükleer saldırı iddiası
ABD'li muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Trump yönetiminin Netanyahu'nun baskısıyla İran'a günler içinde nükleer saldırı düzenleyebileceğini öne sürdü.
Carlson, İsrail istihbaratının İran'ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerini Kazma Dağı'nda yeniden başlattığını iddia ettiğini, tesisin bulunduğu dağın yüzlerce metre derinliğindeki tünelleri konvansiyonel silahlarla imha etmenin mümkün olmadığını savundu. Carlson'a göre Netanyahu, Trump'ı bu nedenle nükleer silah kullanmaya zorluyor.
Carlson, Trump'ın 7 Kasım'a kadar nükleer silah kullanıp kullanmamaya karar verebileceğini de iddia etti. Ancak paylaşımda yer alan nükleer saldırı hazırlığı ve saldırı takvimine ilişkin iddialar başka kaynaklarca doğrulanmış değil.
Carlson ayrıca Netanyahu'nun son seçimlerin ardından hükümet kurabilmek için 61 milletvekiline ihtiyaç duyduğunu, iktidarda kalmasının Trump'ın desteğine bağlı olduğunu savundu. İsrail'de 27 Ekim'de yapılan seçimlerin kesinleşen sonuçlarına göre Netanyahu'nun ittifakı 53 sandalyede kaldı. Hiçbir siyasi blok 120 sandalyeli mecliste hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamadı.
soL Haber olarak İsrail seçimlerinin ardından yayımladığımız değerlendirmede de Netanyahu'nun seçimleri kazanamamasına rağmen iktidarını korumak ve bölgesel gerilimi tırmandırmak için zaman kazandığına dikkat çekmiştik. Bugün ABD'yi İran'a yönelik yeni bir saldırıya zorlaması, bu siyasi sıkışmışlığın dış politikadaki yansımalarından biri olarak değerlendirilebilir.
ABD geçen yıl B-2'lerle İran'ın yeraltı tesislerini vurmuştu
ABD, Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 Gün Savaşı'nın son aşamasında doğrudan çatışmaya katılmış, İran'ın nükleer tesislerine yönelik kapsamlı bir hava saldırısı düzenlemişti.
"Midnight Hammer" (Gece Yarısı Çekici) adı verilen operasyonda ABD, Missouri'deki Whiteman Hava Üssü'nden havalanan yedi B-2 Spirit hayalet bombardıman uçağıyla İran'a saldırmıştı. Fordo ve Natanz'daki nükleer tesislere toplam 14 adet, yaklaşık 13,6 ton ağırlığındaki GBU-57 sığınak delici bomba atılmış; İsfahan'daki tesis de denizaltılardan fırlatılan Tomahawk füzeleriyle hedef alınmıştı.
ABD Savunma Bakanlığı saldırının İran'ın nükleer programını ağır biçimde tahrip ettiğini açıklamıştı. Ancak daha sonra basına yansıyan ilk istihbarat değerlendirmeleri, saldırının programı yalnızca birkaç ay geriye atmış olabileceğine ve yeraltındaki tesislerin tamamen imha edilmediğine işaret etmişti.
Fordo gibi dağların derinliklerine inşa edilmiş tesislerin konvansiyonel silahlarla tamamen imha edilmesinin güçlüğü, ABD'nin İran'a yönelik yeni bir saldırı tartışmasında da öne çıkıyor.
Nitekim 2025'teki saldırıdan önce de ABD Savunma Bakanlığı içindeki bazı değerlendirmelerde, Fordo'nun tamamen imha edilmesi için konvansiyonel sığınak delici bombaların yetersiz kalabileceği ve taktik nükleer silah seçeneğinin gündeme gelebileceği basına yansımıştı.
Şimdi Tucker Carlson'ın Trump yönetiminin Kazma Dağı'na nükleer saldırı hazırlığında olduğu iddiası, bu eski tartışmayı yeniden gündeme taşıyor. Ancak 2025'te kullanılan B-2 uçaklarının taşıdığı GBU-57 bombaları konvansiyonel silahlardı; bu operasyon nükleer silah kullanımına örnek oluşturmuyordu.
Tahran'dan 'yeni savaşın sınırları olmayacak' mesajı
Washington ve Tel Aviv'den gelen askeri harekât sinyallerine karşı İran'dan da dikkat çekici açıklamalar geliyor.
İran lideri Mücteba Hamaney'in üst düzey askeri komutanlarla yaptığı görüşmede silahlı kuvvetlere her türlü tehdide coğrafi sınır tanımadan derhal ve etkili biçimde karşılık verme talimatı verdiği bildirildi. Hamaney'in ABD ve İsrail'e ait somut ve soyut hedeflerin İran'ın hedef listesine eklenmesini istediği aktarıldı.
İran Genelkurmay Başkanı Ali Abdullahi de düşmanca bir eylem hazırlığının doğrulanması halinde İran'ın saldırıyı beklemeyeceğini söyledi.
Uluslararası Kriz Grubu'ndan İran uzmanı Hamidrıza Azizi, Tahran'dan gelen açıklamaları İran'ın askeri stratejisindeki değişimin işareti olarak değerlendirdi. Azizi'ye göre İran, savaşın ilk döneminde öne çıkan orantılı misilleme yaklaşımından uzaklaşarak karşı tarafa daha yüksek maliyet yüklemeyi hedefleyen bir çizgiye yöneliyor.
Azizi, İran'ın yeni yaklaşımının yalnızca olası bir saldırıya karşılık vermek değil, ABD'nin sınırlı bir saldırı başlatıp ardından gerilimi kendi istediği noktada durdurabileceği varsayımını da boşa çıkarmak olduğunu belirtiyor.
Buna göre Tahran, yeni bir saldırının coğrafi ve hedef bakımından çok daha geniş bir çatışmaya dönüşebileceği mesajını veriyor. İran'ın amacı, bir kez daha saldırıya uğramanın ABD açısından öngörülemez ve ağır maliyetli hale gelmesini sağlamak.
Diplomasi sürüyor, askeri hazırlıklar da
İran'ın askeri açıklamaları, Washington ile Tahran arasında diplomatik temasların yeniden hareketlendiği bir dönemde geldi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD'den üç aşamada öneriler aldıklarını ve son önerinin İran'ın yedi koşulunu kabul etmeye yaklaştığını söyledi. Ancak taraflar arasında önemli anlaşmazlıkların sürdüğü belirtiliyor.
Katar arabuluculuğunda yürütülen temaslarda taraflar arasında doğrudan görüşmelerin yeniden başlatılması hedefleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi ise henüz bir anlaşmaya varılmadığını ve Washington'ın yanıtlaması gereken sorular bulunduğunu söyledi.
Azizi, Tahran'ın diplomatik kanalı açık tutarken olası bir başarısızlığın askeri sonuçlarını da yeniden tanımlamaya çalıştığını belirtiyor. İran açısından temel meselelerden biri, daha önce müzakerelerin ve geçici ateşkeslerin ardından yeniden saldırıya uğranması.
Bu nedenle Tahran, yeni bir anlaşmanın yalnızca çatışmaları geçici olarak durdurmasını değil, yeni bir saldırı ihtimalini de ortadan kaldırmasını istiyor.
İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü kalıcı bir düzenlemeye dönüştürme arayışı da bu yaklaşımın parçası. Rızai, İran'ın koşulları yerine getirilmeden boğazın yeniden açılmayacağını belirtirken, İran ile Umman arasında yeni bir deniz güzergâhı üzerinde uzlaşmaya varıldığını söyledi.
Erdoğan-Trump görüşmeleri ve Türkiye'nin rolü
Yeni saldırı ihtimalinin gündeme geldiği günlerde AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Trump'ın 24 saatten kısa süre içinde iki kez telefonla görüşmesi de dikkat çekti.
İki lider 28 ve 29 Ekim'de görüştü. İlk görüşmede bölgesel gelişmeler ve Hürmüz Boğazı'ndaki durumun ele alındığı açıklandı. İkinci görüşme ise 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla düzenlenen akşam yemeği sırasında Trump'ın Erdoğan'ı aramasıyla gerçekleşti.
Bu temaslar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın da bölgesel gelişmelerin merkezine yerleştiği bir döneme denk geldi.
Üç ülkenin yanı sıra İran'ın da katıldığı 26 Ekim'deki Tahran toplantısında bölgesel güvenlik, İsrail'in bölgedeki faaliyetleri ve Filistin ile Lübnan'daki gelişmeler ele alındı. Türkiye'yi MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın temsil ettiği görüşmeye İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi de katıldı.
Öte yandan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır'ın 23 Ekim'de İstanbul'da düzenlediği R4 toplantısında Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer güvenliği, ticaret yolları ve Yemen'deki Husilerin saldırıları gündeme geldi. Toplantı sonrasında yayımlanan ortak açıklamada uluslararası sularda seyrüsefer özgürlüğü ve bölgesel güvenlik vurgusu yapıldı.
Ankara, Yemen'e yönelik bir saldırıya katılmayacağı yönündeki açıklamalarına karşın, uluslararası suların güvenliği ve ticaret yollarının korunması başlıklarını öne çıkarıyor. Bu vurgu, olası bir Kızıldeniz misyonu tartışmasının da kapısını aralıyor.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yeni bir askeri harekât ihtimali ile Tahran'ın daha geniş bir karşılık verme tehdidi birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'nin bölgesel ittifaklar üzerinden üstleneceği rol de önem kazanıyor. Diplomasi trafiği sürerken bölgedeki askeri ve siyasi hazırlıkların hangi yönde ilerleyeceği önümüzdeki günlerde netleşecek.
soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.