Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

10 Ekim: ‘Korkunç bir karar! Kendi içinde bir faili meçhul...'

Danıştay'ın aldığı tepki çeken 10 Ekim kararını, katliamda yakını Ümit Seylan'ı yitiren İhsan Seylan'la konuştuk. Seylan, 'Korkunç bir karar' değerlendirmesinde bulundu.

Nihan Bayraktar

Yayın Tarihi: 12.01.2023 , 09:20 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

10 Ekim 2015'te IŞİD'ın Ankara'da Tren Garı önünde gerçekleştirdiği bombalı saldırıda tam 103 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Aradan geçen bunca yıla rağmen etkili bir yargılama yapılmazken, neredeyse tüm yönleriyle öncesinden bilinen saldırının engellenmemesi dolayısıyla doğrudan sorumlu olan tek bir kişi dahi yargı önüne çıkarılmamıştı.

Konuya ilişkin Danıştay'da devam eden yargılamada geçtiğimiz günlerde çıkan karar büyük tepki çekti.

Danıştay, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen “canlı bomba saldırısı olabilir” yazısının ilgili birimlere iletilmemesinin; yer, zaman ve kişi unsurları bulunmamasını gerekçe göstererek hizmet kusuru anlamına gelmediğine ve alanda yaralılar varken polisin biber gazı sıkmasının “sertifikalı güvenlik görevlileri tarafından gerekli görüldüğü için yapıldığına” karar vermişti.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu nedenle 10 Ekim katliamından dolayı, hizmet kusuru olduğu gerekçesiyle maddi tazminat ödenemeyeceği görüşüne varmıştı.

'Korkunç bir karar'

Katliamda yeğeni Ümit Seylan'ı yitiren İhsan Seylan, Danıştay kararına ilişkin soL’a yaptığı değerlendirmede “Korkunç bir karar. Bir ülkenin başkentinde merkezi noktalara çok yakın bir yerde 103 insan hayatını kaybediyor. Tamamıyla ihmaller silsilesiyle gelişen bir süreç. Bombacıların Ankara’ya gelişi ile ilgili mahkeme tutanaklarına ve dosyalarına yansıyan ayrıntılar, sanıkların ifadeleri, büyük bir katliamın göz göre göre geldiğini gösteriyor” dedi.

‘Karar kamu görevlilerinin yargılanmalarını engelliyor’

Seylan, kamu görevlilerinin yargılanmalarının engellenmesi amacıyla bu kararın alındığını belirterek “‘Yazı gitmedi’, ‘istihbarat sayılmaz’' gibi ifadeler, bizim de en başından beri peşinden koştuğumuz şeyin, sorumluların yargılanmasının önüne geçiyor” dedi.

Davutoğlu ne demişti?

Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu katliamdan sonra “Türkiye’de intihar eylemi yapabilecek kişilerin belli bir listesi dahi var. Takip ediyorsunuz ama bu eylemi gerçekleştirme noktasına kadar şey yaptığınızda başka bir protestoyla karşılaşıyorsunuz… Biliyorsunuz bu, bir eylem hazırlığı içinde ama bunu gerçek bir eyleme dönüştürmedikçe veya elinizde o eylemin olabileceğine dair bir veri olmadıkça tutuklayamazsınız” demişti.

Danıştay kararında, yaralıların üzerine polisin biber gazı sıkması konusunda da şu yorum yapılmıştı:

Olay sonrasında emniyet mensuplarınca biber gazı kullanıldığı iddiaları hakkında ise gaz kullanımının bu konuda sertifikalı güvenlik görevlileri tarafından gerekli görüldüğü için yapıldığı, Ön İnceleme Raporu’nda gaz kullanımı hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönünde raporlama yapıldığı görülmüştür.”

Seylan, kararın devletin kamu görevlilerini koruma refleksini gösterdiğini belirtti. İnsani ve vicdani bir tarafı olmadığını, kamu ahlakını yansıtmadığını vurguladı.

'10 Ekim Davası’nda verilen cezalar tatmin edici değil, asıl sorumlular yargılanmadı’

10 Ekim katliamıyla ilgili ulusal ve uluslararası kamuoyu baskısının etkisiyle bir yargı sürecinin işlediğini dile getiren Seylan, “Tutuklanıp ceza alanlar da oldu ama bu tatmin edici değil çünkü asıl sorumlular yargılanmadı” dedi.

Seylan, “Gerçek manada katliama asıl sebep olanlar, planlayıcıları, IŞİD hiyerarşisi içinde de önemli noktalarda olanlar sürece dahil edilmedi. Olayın üstü örtüldü. Birçok firari de var” diye belirtti.

'Olay hâlâ o günkü griliğiyle duruyor'

Kararda pozitif yükümlülük olmadığı şu şekilde iddia edilmişti:

Pozitif yükümlülük bulunmakla birlikte dava konusu olayda olduğu gibi, idari faaliyetle doğrudan nedensellik bağı bulunmayan ve temelde insan davranışlarının önceden bilinemez veya öngörülemez oluşuyla bağlantılı olarak meydana gelen toplumsal olaylarda, idarelerin oluşan gerçek zararı tazmin etmekle yükümlü kılınmalarını gerektirecek biçimde yorumlanmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.

Devletin vatandaşları üzerindeki yükümlülüğüne dikkat çeken Seyhan, “Kamu görevlilerinin sorumlulukları üzerinden yargı süreci gerçekleşmeli. Bu olmadı, olay hala o günkü griliğiyle duruyor” dedi.

‘Kendi içinde bir faili meçhul’

“Biz hem mahkeme süreçlerinde dahli olanları dinlediğimizde bu olayın en basit tabiriyle bir ihmaller silsilesi şeklinde geliştiği ortadadır. Türkiye’de faili meçhullerden bahsedilir, 10 Ekim’de hem tartışılıp hem mahkeme sürecine girildi ama kendi içinde bir faili meçhul.”

Neler olmuştu?

Önce Diyarbakır, ardından Suruç ve sonrasında 10 Ekim’de Gar binası önünde yapılan IŞİD saldırılarının tamamının ortak noktası, saldırıyı gerçekleştiren isimlerin birbirleriyle olan bağlantısı, bu isimlerin birçoğunun istihbarat takibinde olduğunun kayıtlara geçecek kadar net olduğu ve saldırıların hepsinin öyle gizleye gizleye değil açık açık geldiğiydi.

Suruç’ta 33 genci öldüren canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün abisi Yunus Emre Alagöz, elini kolunu sallayarak geldiği Ankara’da Suriye uyruklu bir diğer canlı bombayla birlikte 103 kişiyi öldürüyor, ancak Suruç’tan bu yana Adıyaman’da örgütlenen ve takip altında olan Dokumacılar grubu adlı çeteye dokunulmuyor…

Yunus Emre Alagöz’ün ailesiyle “helalleştiğine” kadar bilgi sahibi olan ve helalleşmeyi Türkiye içinde sansasyonel bir eylemde kullanılabilir şeklinde uyarı notuna döken, yani Alagöz’ü dinleyip takip altına alanların sorumluluğu aradan geçen yılların ardından hala orta yerde duruyor.

MİT’in 10 Ekim’den hemen önce saldırı olacağına dair hazırladığı bilgi ve istihbarat notları, Emniyet’e gelen istihbaratlar ve süreç içinde ortaya çıkan onlarca diğer belge.

Ancak aradan geçen onca zamana karşın tıpkı diğer katliam davalarında olduğu gibi bu davada da sorumluların yargılanması konusunda tek bir ciddi adım atılmış değil. Katliam alanından yaralıları taşımaya çalışırken atılan gaz bombalarının, TOMA’yı alana sürenlerin dahi yargılanmadığı bir yargılama süreci…

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.