Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

1 Mayıs’a giderken Migros işçileri isyanda: ‘Sendika patrona neden ihanet etsin ki?’

Bir yanda işçiyi içecek kasalarının paletlerinde dinlenmeye mahkûm eden kâr hırsı, diğer yanda sermayeyle el sıkışan sendika... Dört aydır süren toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde yüzde 34’lük sadaka zammı dayatılan Migros işçileri, isyanı 1 Mayıs meydanlarına taşıyor. İşçilerin sorusu net: “Sendika patrona neden ihanet etsin ki?”

Selçuk Işık

Yayın Tarihi: 17.04.2026 , 11:06 Güncelleme Tarihi: 17.04.2026 , 15:13

Migros'un parlak, turuncu vitrinlerinin hemen arkasında; içecek kasalarının tahta paletleri üzerinde dinlenmeye mahkum edilen, mola saatlerinde iş arkadaşlarının gülüp eğlenmesi dahi göze batan ve bitmek bilmeyen bir iş yükü altında ezilen bambaşka bir gerçeklik yatıyor.

1 Mayıs’a sayılı günler kala, dört aydır süren ve çoktan sermayenin dayatmalarının sendika eliyle meşrulaştırıldığı bürokratik bir oyalama sürecine dönüşen toplu iş sözleşmesi görüşmeleri masada öylece duruyor. İşçiye reva görülen yüzde 34'lük sefalet zammı ve harcandığında yine patronun kasasına dönecek olan gıda çekleri, sadece ekonomik bir dayatma değil, topyekûn bir onur kırıcı teklif niteliğinde. 

İzmir Migros işçilerinin, “Sendika patrona neden ihanet etsin ki?” diyerek o alaycı tebessümle yüzümüze çarptığı acı gerçek, aslında bugünün sınıf mücadelesinin özetini sunuyor. 

1 Mayıs’a giderken Patronların Ensesindeyiz İzmir Migros İşçileri Dayanışma Ağı’ndan işçiler konuştu, biz dinledik.

İşçiler direnmeye hazır. Ancak aşmaları gereken ilk barikat patronun kendisi değil; kâğıt üzerinde onları savunmakla mükellef olan mekanizmanın ta kendisi. Süreçte patronla masaya oturan yetkili sendika Tez-Koop-İş sendikası.

Sesteki o tanıdık, yorgun ama keskin güvensizlikle, "Uzun zaman sonra ilk defa grev lafları konuşulmaya başlandı mağazamızda" diyor içlerinden biri, adı Umut:

"Fakat sendika böyle bir şey yapar mı, şüpheli. Migros sendikaya daha dün binlerce yeni üye hediye etmişken üstelik." 

Ardından, yüzüne yerleşen o acı ve alaycı tebessümle, sermaye ile bürokratik sendikacılık arasındaki o kirli, sessiz mutabakatı tek bir çarpıcı soruyla özetliyor:

“Sendika patrona neden ihanet etsin ki?”

Mağazadaki tüm çalışanlar hayatını borçla çevirir durumda. Şu an işçilerin büyük çoğunluğu 2025 başındaki maaşlarıyla aynı maaşı kazanıyor. Süreç ise ancak sendikadan gelen mesajlarla takip edilebiliyor.

İşçiye verdikleri haktan bile kâr etme derdindeler

Ömrünün on beş yılını o parlak turuncu tabelaların gölgesinde tüketen Bülent için, kapalı kapılar ardında yürütülen sözleşme süreci şeffaflıktan tamamen uzak bir teslimiyetten ibaret. Sendikanın masaya otururken net kırmızı çizgi çekmemesine tepkili:

“Sendika masaya otururken ‘bu rakamın altına düşmeyiz’ gibi net bir sınır koymadı. Böylece masada patronun eli güçlenmiş oldu. Migros banka promosyonunu geçiştirmeye çalışıyor, gıda bonosu için komik denebilecek artış teklifleri geliyor. Üstelik bu gıda çeki sadece Migros mağazalarında kullanılabiliyor. Yani işçiye verdikleri haktan bile kâr etmenin peşine düşüyorlar.”

Tüm bu rakam tartışmaları işçilerin insanlık dışı çalışma koşullarına dair tartışmayı gölgede bırakıyor. Örneğin işçilerin anlattığına göre mağazalarda dinlenme ve sosyal alanlar ciddi anlamda yetersiz. Küçük formattaki mağazalarda ise neredeyse hiç yok. 

Personel uygun dinlenme alanı olmadığı için içecek kasalarının tahta paletleri üzerinde mola yapmak zorunda kalıyor. Sendika ise tüm bu süreçleri görmezden geliyor. İşçilerin bu sorunların çözümüne dair sendikaya olan güveni tamamen sarsılmış durumda.

Dinlenme alanlarında gülünmesinden rahatsız olunuyor

Dilan, 3 yıldır Migros için çalıştığını söylüyor. Yönetici olma hayallerinin güzelce ambalajlandığı çalışma ortamında yöneticilerin “kraldan çok kralcı” bir tutumla işçilere sistematik baskı uyguladığını, memnuniyetsizliğini dile getiren işçilerin ise hedef haline getirildiğini dile getiriyor:

“Dinlenme alanlarında gülünmesinden rahatsız olunan, molalarda yapılan minik bir doğum günü kutlamasının dahi yasaklandığı bir çalışma düzeni dayatılıyor bize. Halbuki yeri geliyor bize bu baskıyı yapan yöneticilerin de uğradıkları baskıdan dolayı gözyaşlarına hakim olamadıkları anlar yaşanıyor.”

‘Elbette alanlardayız’

Mağaza içindeki o görünmez ve ezici yükü özetleyen Galip, "Yaptığımız işin küçümsenmesi ağırıma gidiyor" diyor. Tek bir vardiyada mal kabulden raf dizilimine, etiket kontrolünden kasaya koşturulan emekçilerin maruz kaldığı bu kuralsız angarya, stresi her geçen gün daha da büyütüyor. 

Patron cephesi, depo işçilerinin itirazlarını şimdilik bastırdığını zannederek zam pazarlığında psikolojik üstünlüğü ele geçirdiği yanılsamasına kapılmış durumda. Oysa Migros işçileri, başından beri sermayenin bahşedeceği bir lütfun değil, en temel ve insanca yaşam haklarının peşinde. 

Sömürü çarklarının bu fütursuzluğu ağırlarına gitse de, o daracık mola alanlarına çöken yorgunluk 1 Mayıs arifesinde yerini çelikten bir iradeye bırakıyor. Anlatılan onca tükeniş hikâyesi karanlık bir teslimiyetle değil, o sömürü düzenini yırtıp atan sarsılmaz bir kararlılıkla noktalanıyor: 

"Elbette alanlardayız."

İşçiler ne istiyor?

Süreç yüzde 30 zam teklifiyle başlarken gelinen noktada yapılan 12 toplantının ardından zam teklifi yalnızca yüzde 34’e çıkarılmış durumda. 4 ayın sonunda yalnızca idari maddelerde ilerleme sağlanmış, ücret ve sosyal haklar konusunda işçinin talepleri ise yok sayılıyor.

Patronların Ensesindeyiz İzmir Migros İşçileri Dayanışma Ağı ile hareket eden işçilerin ise talepleri çok net:

  • En az yüzde 50 ücret artışı
  • 10 bin lira gıda bonosu
  • Gıda bonosunun 6 ayda bir enflasyon oranında artırılması
  • Banka promosyonlarının tamamının işçilere ödenmesi
  • 4 aylık kaybın enflasyon oranında telafi edilmesi
  • Mobbingin denetim altına alınması, yaptırım uygulanması

Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri zam teklifine sıkıştırılmış bir zemin üzerinden ilerlerken, işçilerin çalışma koşulları tartışma konusu bile değil.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.