Ankara Şehir Hastanesi işçisi soL'a anlattı: Erdoğan'ın bit(e)meyen hayali

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şehir hastaneleri hayali işçiler için kabusa dönmüş durumda. Ankara'daki Bilkent Şehir Hastaneleri inşaatında çalışan bir işçi yaşadıklarını soL'a anlattı.
Yekta Akbulut
Çarşamba, 21 Şubat 2018 07:43

Bitmek bilmeyen bir çilenin adı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi... Kastımız sadece inşaatın yarattığı çevre veya trafik tahribatı değil. Bu inşaat en çok da şantiye inşaatında çalışan işçiler için bir çileye dönüşmüş durumda. İşçiler ne doğru düzgün yemek yiyebiliyor ne de insanca koşullarda barınabiliyor. Ne maaşlarını düzenli alabiliyorlar ne de fazla mesai ücretlerini...

18 Eylül 2013 tarihinde dönemin Başbakanı Erdoğan'ın katıldığı törenle temeli atılan Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nin inşaatının üç yılda biteceği söylenirken,  aradan geçen beş yıla rağmen hâlâ inşaat devam ediyor. Yapılması planlanan 6 binadan sadece 3 binanın dış cephesinin bittiği görülürken, inşaatın içinde ise tam bir kaos var.

Bir yanda işten ayrılan işçiler, bir yanda kaçan taşeron firmalar...

Ankara Bilkent Şehir Hastanesi inşaatının yüklenici firması IC İçtaş İnşaat - DİA Holding - FZCO iken birkaç ay öncesinde DİA Holding ile yakın bağlarının olduğu bilinen CCN Holding hisse değişikliğiyle sürece eklendi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın "hayallerini süsleyen" şehir hastanelerinden biri olan Ankara Şehir Hastanesi'nde yükselen yapıların arasında neler olduğunu bir işçi soL'a anlattı.

Öncelikle merhaba. Bilkent Şehir Hastanesi'nde çalışan işçilerin çalışma koşulları nasıl, bununla başlayalım?

Mesai başlangıç saatimiz 08.00, bitiş saatimiz 17.00 ama hepimiz zorunlu mesaiye kalıyoruz. Eskiden saat 10.00 ve 15.00'te çay molalarımız vardı ama artık bunu da kaldırdılar. Öğle molası saat 12.00-13.00 arası ama yemekhane inşaat alanına uzak olduğundan yarım saat gitmemiz sürüyor. Yemekhanedeki kuyruktan söz etmiyorum bile... Yemeği yemek için 10 dakikamız olmuyor, çok hızlı yemek yiyip hızlıca işe dönüyoruz. Yemekten sonra dinlenip soluklanacak vaktimiz olmuyor.

Peki bu kadar yoğun çalışırken maaşlarınızı düzenli alabiliyor musunuz?

Düzenli olarak maaş alamıyoruz. Hatta işe ilk başladığımız ayın maaşını ödemeyip içeride tutuyorlar, bunu da işçiler işi bırakıp kaçmasın diye yaptıklarını söylüyorlar. Yani iki ay çalışıp ikinci ayın sonunda bir maaş alıyoruz, tabii yatırırlarsa. Maaşı yatırmadıkları için birçok işçi mağdur oluyor, özellikle gurbetten gelen işçiler. Onun dışında işe giriş çıkışlarımızda parmak okuyucular ile girişlerimiz oluyor ve bu sistem sık sık bozuluyor. Bu nedenle imza attığımız bir kağıt oluyor ama bu imzalar denetleniyor mu bilmiyoruz. Bazı arkadaşlarımızın 40 saatlik mesai ücretlerinin yatmadığını biliyorum.

Gurbetten gelen işçilerden bahsettiniz. Onların durumu nasıl?

Sanal ortamda iş vaatleriyle kandırılıp, "yeter ki gel, tüm haklarını vereceğiz" diyerek çağrılıp gelen işçiler bunlar. Daha sonra memleketten kalkıp borç harçla Ankara'ya gelip işe başladıktan sonra tüm vaatlerin yalan olduğunu görüp bu sefer aldığı borçları ödeyebilmek, bir yandan ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda kalan işçiler... Var olan ortamı mecburen kabullenmiş oluyorlar burada. Altı aydır çalışıp daha Ankara'yı gezmemiş arkadaşlarım var. Altı ay boyunca şehri gezmemesinin sebebi para harcamayayım, aileme göndereyim, borçlarımı ödeyeyim telaşı.

Tüm bu borçla harçla gelen işçinin burda karşılaştığı koşullar ise rezillik. Şantiyede yemekler hep aynı. Öğlen yediğimiz yemeklerin aynısını akşam da yememizi bekliyorlar, kalacak olarak gösterilen yerlerin sağlıksız koşullarda birer göz konteynırlarda 8 kişinin kaldığı, işçilerin mesai sonrası bir arada oturup sohbet edebileceği yerlerin olmadığı, lavaboların pislik içinde olduğu, hastalıkların çok hızlı yayıldığı bir ortamda yaşıyoruz.

Bilkent Şehir Hastanesi bizim için patronların vampir gibi kanımızı emdiği ve her seferinde aynı yalanın ''sabredin her şey düzelecek, bu işi bulamayanlar var'' denilerek emeğimizin sömürüldüğü bir rant şantiyesi.

Bugün Türkiye'de her gün bir iş cinayeti işleniyor. Peki, sizin çalıştığınız şantiyede işçi güvenliği ne durumda?

Patronun iş hekimi diye çalıştırdığı doktorun vermiş olduğu çalışabilir raporuyla işe girişlerimiz yapılıyor. Tabii bu rapor sadece uzaktan görerek veriliyor.

İşe başladıktan sonra rahatsızlandığımızda falan doktoru görmek o kadar kolay değil. Çalıştığımız şantiye alanına revir uzak olduğundan pek tercih edemiyoruz revire gitmeyi. Bir de zaten doktor haftada bir geliyor.

İş güvenliği konusunda inşaatın yüklenicisi ana firması tarafından prosedür gereği iş güvenliği eğitimi veriliyor. Bir defa verilip bırakılıyor daha sonra tekrarlanmıyor. İş güvenliği ekipmanı olarak ise yelek, baret ve iş ayakkabısı veriliyor ama ortada bir yanlış var. Elektrikçilere de çelik burunlu ayakkabı veriyorlar, burdan da iş güvenliğine ne kadar önem verdikleri ortaya çıkıyor zaten.

Şehir hastanesi inşaatının yüklenici firması CCN dışında kaç tane taşeron firma var?

Hastanenin ilk ana yüklenici firması DİA'ydı. Daha sonrasında yaklaşık birkaç ay önce CCN diye başka bir firma inşaatın yüklenici firması olmaya başladı.

İnşaatta şu an yüze yakın hatta daha fazla taşeron firma bulunuyor. Örneğin mekanik tesisat işi için A firmasıyla taşeron firma olarak anlaşılırken, A firması hiç şantiyeye işçi sokmadan gidip B firmasıyla anlaşıp ayrı taşeron şirketini seçmiş oluyor ve hiçbir şey yapmadan A firması para kazanmış oluyor.

Bu durum bizim açımızdan başka sorunlara da yol açıyor, hakkımızı arayacağımız zaman kimseyi karşımızda muhatap olarak bulamıyoruz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Arabuluculukla ilgili bir şeyler söylemek isterim... Alamadığımız maaşlar için işçi mahkemelerine başvurduğumuzda arabulucuya gönderiliyoruz. Bayağı uzun süren görüşmelerin sonucunda en fazla asgari ücretleri ödüyorlar. Asıl hak ettiğimiz paraları alamıyoruz, hep kaybımız oluyor.

Kısacası bize hep kayıp düşüyor bu süreçten...