Erdoğan: 'Kendi derecelendirme kuruluşumuzu kurarız'

Başbakan Erdoğan, “S&P ile biz her yıl anlaşma yapıyoruz. Gerekirse tek taraflı olarak anlaşmayı iptal eder kendi kredi derecelendirme kuruluşumuzu kurabililiriz” dedi. Ama esas soru yanıtsız kaldı: Kursa ne değişir?
Salı, 22 Mayıs 2012 18:33

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un (S&P) Türkiye’nin kredi notu görünümünü pozitiften durağana düşürmesi üzerine kararın tamamen ideolojik ve siyasi olduğunu öne süren Başbakan Erdoğan, “S&P ile biz her yıl anlaşma yapıyoruz. Gerekirse gözden geçirir tek taraflı olarak anlaşmayı iptal ederiz” dedi.

Türkiye-Pakistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin ikinci toplantısı için bulunduğu İslamabad’da, bir grup gazeteciyle görüşen Erdoğan, S&P’nin Türkiye ekonomisini politik ve ideolojik olarak ele aldığını ifade etti. Türkiye’nin kendi kredi derecelendirme kuruluşunu kurabileceğinin işaretini veren Erdoğan şöyle konuştu:

”Bizim bu adımı atmamızın çok büyük faydası var. Hem içimizdeki kuruluşların müracaat edeceği öncü kuruluş olur. Hem de bu kuruluş, uluslararası piyasada böyle bir yarışın içine girer. Belki kendine üyeler bulur. Kredi derecelendirme kuruluşlarının siyasetten ari olduğunu düşünmek mümkün değil. S&P'nin açıklamasının bizim piyasalarda bir etkisi olmadı. Buna karşın bizim yaptığımız açıklamalar bu kuruluşun itibarını dünyada sarstı. İflasa giden ülkenin, Yunanistan’nın derecesini yükseltmeye çalışıyorlar. Bizimkini durağana çeviriyorlar. G-20’de bu kuruluşları tartışacağız.”

S&P ile AKP iktidarı arasındaki tartışma
Bir süre önce Türkiye’nin notunu kıracağı mesajı veren S&P ile iktidar arasında yaşanan tartışmalarda Başbakan Erdoğan "karar ideolojiktir" açıklamasında bulunurken Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise S&P’nin "standardı kaymış" demişti.

"Yatırım Danışma Konseyi" toplantısında konuşma yapan Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde de Türkiye'yi finans merkezi yapma hedefinin yanı sıra, bölgesel yönetim merkezi haline getirmek için çalışmalarımızı hızlandıracağız, Türkiye'nin kredi derecelendirme kuruluşları tarafından farklı değerlendirilmesi anlayışla karşılayacağımız bir durum değil, biz burada art niyet ararız. Kredi derecelendirme kuruluşlarının objektif olmayan tavırları ekonomi çevrelerince de ciddi şekilde tartışılmalıdır” diye konuşmuştu.

Basında yer alan S&P'nin Türkiye'den özür dilediği iddiaları karşısında S&P yetkilileri kurumun hiçbir yöneticisinin ve çalışanının özür dilemediğini açıklamıştı.

S&P, Türkiye’nin yüksek borcunu ve zayıflayan talep ile ihracatının kötüleşmesinin riskleri artırmasını kararına gerekçe göstermiş ve Türkiye’nin yüksek dış borcunun yanında bütçenin ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayandığının altını çizmişti.

Aynı zamanda zayıf dış talebin Türkiye ekonomisinin dış ticaret dengesini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken S&P uzmanları, önümüzdeki 12 ay boyunca kredi notunda bir değişikliğin olmayabileceğini belirtmişti.

"Kendi derecelendirme kuruluşumuz olmalı"
BDDK Risk Yönetimi Daire Başkanı Dr. Ozan Cangüler ile BDDK Bankalar Yeminli Murakıbı Serkan Güngör’ün bu tartışmaların ardından birlikte kaleme aldıkları yazıda S&P ile iktidar arasındaki tartışmaların geçici bir tepki olarak kalmaması gerektiği, "milli bir odaklanma" ile kalıcı çözümler yaratılabileceği savunuluyor.

Yazarlar, derecelendirme notlarında uluslararası derecelendirme şirketlerine olan bağımlılığı sona erdirecek ve bundan sonra bu alanda Türkiye’nin sözünün geçmesini sağlayacak bir alternatif olarak Türkiye Ulusal Derecelendirme Kuruluşu’nun (TUDEK) kurulmasını öneriyor.

Yazıda "küresel finansal kriz" neticesinde G20 liderlerinin almış oldukları kararlar doğrultusunda Finansal İstikrar Kurulu'nun (FSB), kanun ve düzenlemelerde Kredi Derecelendirme Kuruluşları’na (KDK) olan bağımlılığı azaltmak amacıyla, 27 Ekim 2010 tarihinde, bir takım prensipler ortaya koyduğu dile getiriliyor. Bu prensiplerin ilki düzenleme ve standartlarda, KDK'lara olan bağımlılığı azaltmak.

Aynı zamanda yazıda bu kapsamda çalışmalarını sürdüren Avrupa Birliği'nin (AB) ilgili kuruluşları tarafından 6 Temmuz 2011 tarihinde Brüksel'de yapılan toplantıda AB mevzuatında KDK'lara ilişkin düzenlemelerde bir takım radikal değişikliklere gidildiği anımsatılıyor.

Benzer bir düzenleme yapan Amerikan Bankacılık Denetim Otoritesi (OCC) 29 Aralık 2011 tarihinde piyasa riski mevzuatında KDK'lara olan bağımlılığın azaltılması yönünde karar almıştı.

Ayrıca dünya çapında kredibilitesinin azaldığı ifade edilen uluslararası KDK'lar için AB nezdinde gerçekleştirilen toplantılarda şu anda piyasada bir oligopol yapının mevcut olduğuna işaret edilmiş ve bu duruma çözüm olarak bağımsız ve yeni bir "Avrupa Kredi Derecelendirme Kuruluşu (European Rating Agency)" kurulması tartışılmıştı.

Kamu kuruluşu mu bağımsız mı?
Söz konusu yazıda "milli" bir proje olarak önerilen Türkiye Ulusal Derecelendirme Kuruluşu’nun BDDK, Türkiye Bankalar Birliği ve KOSGEB'in ortaklığında oluşturulabileceği savunuluyor.

Ancak dünyada çeşitli örnekleri olan bu kuruluşun kamu ve özel sektör ortaklığı ile mi yoksa bağımsız olarak mı kurulacağı önemli bir tartışma konusu.

Öte yandan bağımsızlık, piyasada kabul edilebilirlik, uluslararası geçerlilik gibi kriterler açısından bu kuruluşun nasıl bir rol oynayabileceği ise diğer bir tartışmalı başlık olarak karşımıza çıkıyor.

"Ulusal derecelendirme" ne kadar inandırıcı?
Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, kapitalizmin devam eden krizi nedeniyle birçok ülke için kırık not kullanan derecelendirme kuruluşlarının hem bu kararları hem de piyasadaki tekelci yapısının gündemde olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla Erdoğan’nın S&P çıkışının ve bunun ardından sermaye çevrelerinin dile getirdiği Ulusal Derecelendirme Kuruluşu projesinin yeni bir arayış olmadığı, krizde olan uluslararası sermaye çevreleri tarafından da sık sık gündeme getirildiği görülüyor.

Nihayetinde kredi derecelendirme kuruluşları, uluslararası mali sermayenin önemli uzuvlarından bir tanesi. Ekonomisi dış kaynak girişlerine bağımlı durumdaki Türkiye'nin ise bağımlılığın esas kaynaklarına müdahale etmeksizin, bu uzvu kesip atmasının herhangi bir inandırıcılığı bulunmuyor. "Ulusal" bir derecelendirme kuruluşu oluşturulsa bile, bu kuruluşun vereceği notların ve hazırlayacağı raporların Türkiye'nin bağımlı olduğu temel uluslararası piyasalarda herhangi bir hükmünün olmayacağı açık. Dolayısıyla Erdoğan'ın çıkışının tek bir anlamı kalıyor, o da bir tür "kafamızı kızdırmayın" mesajı ve buradan türetilen altı boş bir milliyetçilik... Ancak temel soru yanıtsız bir şekilde orta yerde duruyor: Kafanız kızsa ne olur?

(soL-Ekonomi)