Kılavuzlar, kargalar, burunlar ve Etyen Mahçupyan

07/04/2017 Cuma
Kılavuzlar, kargalar, burunlar ve Etyen Mahçupyan

Nilüfer Göle

Asaf Savaş Akat

Baskın Oran

Fuat Keyman

Etyen Mahçupyan

***

Bu isimler size ne çağrıştırıyor?

Yetmez ama evet?

İktidar destekçiliği?

Başbakan danışmanlığı?

TRT programcılığı?

Akil adamlık?

Burkanın ne cici şey olduğu?

Yukarıda sayılan isimler, “Güncel Türk Siyaseti ve Politik Akımlar” başlıklı siyaset okulunda ders verecek kişilerdir. (1)

Organizasyonun tanıtım yazısında şunlar yazılmış:

“2017 yazında yapacağımız bu yazokulunda, kaotik Türk siyasi ortamından bir süreliğine uzaklaşıp, yıllardır meydana gelen olayları kuş bakışı bir perspektiften incelemek istiyoruz. Bunu yaparken, amacımız bir noktada politik felsefeyle siyaset dünyasının ilişkisini ortaya koymak. Yazokuluna katkıda bulunacak hocalarımızın siyasi hayatla içli dışlı olmaları ve aynı zamanda da teorik çalışmalarına devam ediyor olmaları katılımcılar için bu yazokulunu daha da yararlı kılacaktır.”

***

Bu isimler Türkiye’nin siyaseti ya da siyasal tarihiyle ilgili acaba ne anlatacaktır?

Aslında bu isimler, söylemek istediklerini zaten yıllardır söylemektedir. 10 yıldan fazla bir süredir bu isimler televizyondan televizyona, gazeteden gazeteye koşmuş; söyledikleri ve yazdıkları sistematik bir şekilde toplumun aklına pompalanmıştır. Bu isimler, yıllardır vahşi bir şiddetle ülkenin düşünce dünyasını damgalamıştır.

Bu isimlerin yazdıklarından birkaç örnek verecek olursak, bu okulda neler anlatacaklarını da tahmin edebiliriz. Bu, bir anlamda bu okulun yayımlanmış “ders notları” olarak kabul edilebilir.

Bu yazının konusu bu isimlerden Etyen Mahçupyan.

E. Mahçupyan Zaman gazetesinde “Bu adamı beğeniyorum vesselam”  başlıklı yazısında meşhur G. Soros hakkında şunları yazmıştır:

“[B]ir işadamının servetini demokratlaşma ve özgürleşme gibi amaçlara hasretmesi dünyanın hiçbir yanında kolay değil. Bu tür ‘hevesler’ kişiyi hem kendi camiası içinde hem de devlet nezdinde tehlikeli kıldığı ölçüde, ticari faaliyetinin de baltalanmasına neden olur. Ne var ki [George] Soros bir Macar göçmeni… Geldiği dünyanın bütün aksaklıklarını bilme yanında, şimdi içinde yaşadığı dünyanın zafiyetinin de farkında. Belki de hayat ona hayatın anlamını bilme fırsatını daha çok tanıdığı için, o da bu bilgiyi hayatı değiştirmeyi hedefleyen bir cesaretle kullanabilmekte." (2)

G. Soros’un ne kadar şirin bir sevgi kelebeği olduğunu hala anlayamadınız mı!

***

E. Mahçupyan, 1994’ten beri “İslami duyarlılığı ağır basan” partilere oy verdiğini hiç saklamamıştır.

“İslami duyarlılığı ağır basan siyasi hareketlere ilk kez 1994 yerel seçimlerinde oy verdim. O günden bu yana da, baskın oran'ın bağımsız aday olduğu 2007 genel seçimleri hariç, her düzeyde bu geleneğin partilerini destekledim. Bu hafta sonu bir seyahatte olacağım... Ama eğer oy kullanabilecek olsaydım, yine tereddütsüz bir biçimde AKP'yi desteklerdim." (3,4)

Bir diğer söyleşisinde ise oyunu 11 kez AKP’ye verdiğini açıklamıştır. (5)

Bu desteği karşılıksız kalmamış, ödülünü almış ve “başbakan başdanışmanlığı”na kadar “yükseltilmiştir”.

***

Aşağıdaki “derin felsefi düşünce üretimi” de ona aittir.

“AKP ve BDP varken sol partiye ihtiyaç yoktur." (6)

***

“Cemaat de bugün kendi içinde herkesi kontrol edemiyor bence. O zaman da cemaat adına davranan, aslında hiç öyle bir sorumluluğu, yetkisi, yeteneği olmamasına rağmen, öyle davranan insanlar var. Sonra onların davranışları gelip cemaate yapışıyor." (7)

 

“Fethullahçı sevgi kelebekleri”nin ne suçu olabilir! Kendileri iyi de içlerindeki bir kaç çürük elmayı bütüne mal etmenin ne alemi var öyle değil mi! E. Mahçupyan, dün, devletin bütün kurumlarının anahtar teslim armağan edildiği Fethullahçı çeteyi övebilir, ama devran dönüp de bugün onlar tu kaka olunca hiçbir şey olmamış gibi akıl vermeye devam edebilir.

***

Ahmet Şık yayımlanmamış bir kitabı nedeniyle 2011’de “Fethullahçı sevgi kelebekleri”  tarafından tutuklandığında, Zaman gazetesindeki köşesinde “Çorbadaki Kıl” başlıklı bir yazı kaleme almıştır:

“Şık'ın kitabının adı 'İmamın Ordusu' imiş. Gülen hareketi ile ilgili kitap yazmaya kalkan, bu hareketin Emniyet içindeki yapısını gerçekten analiz etmek isteyen birinin bu başlığı tercih etmesi pek inandırıcı değil. Bu başlık okuyucuyu tahrik eden, içeriğinin saldırganlığını daha ilk cümleden belli eden nitelikte. Karşımızda bir gazeteciden ziyade, ideolojik bir aktivist olduğunu ima eden bir tercih bu... Tabii her yazarın kitabına istediği adı vermesi doğaldır ama her adın bir işlevi vardır ve bu örnek meselenin salt gazetecilik olmadığını söylemekte. Şık, gözaltına alındığında da "dokunan yanıyor" demişti. Oysa Gülen hareketinin aleyhine ağır iddialarda bulunan onlarca kitap yayımlandı ve hiçbirinin yazarı 'yanmadı'. Demek ki mesele dokunmak değil, dokunurken ne yaptığınız, neyin parçası olduğunuz. Şık'ın gösterdiği bu refleks, maalesef kendi yaptığına nesnel bakmadığını, gazeteciliğin gereğinden uzaklaşmış olabileceğini akla getiriyor." (8)

***

E. Mahçupyan,  sadece kendi uğraştığı alanı bilmekle kalmayıp aynı zamanda her şeyi bilmektedir. E. Mahçupyan’ın bilmediği hiçbir şey yoktur.

09 Ekim 2000 tarihli Yeni Binyıl Gazetesi’nde şu inanılmaz yazıyı yazmıştır.

“Kanser hakkında yüzyılın ikinci yarısında Livingstone, Jackson, Diller ve Seibert gibi bilimkadınları tarafından tamamen kanıtlanmış olan şu gerçekleri ortaya koydu:
Kanserin nedeni tüm canlılarda var olan pleomorfik bir bakteridir… 

Kanser, yiyecek ve kan yoluyla bir canlıdan diğerine geçebilen bulaşıcı bir hastalıktır…
Kanser başladıktan sonra bakteri kanserli hücreyle birlikte davranır ve onu koruyup büyüten bir hormon üretir. Adı hcg (human choriogonadoprotic hormone) olan bu hormon insan fetusunu anne rahminde koruyan hormonun ta kendisidir! " (9,10)

Şu birkaç cümleye bu denli zırvalık, kibir, özgüven, çokbilmişlik yüklemek gerçekten büyük bir yetenek işidir. Böylesine bir cüretle kanserin nedeninin bir bakteri olduğunu bu kadar kendinden emin olarak yazmak için sadece bu konuda derin bir bilgisizlik yetmez, hiçbir fikrinin olmadığı konularda ahkam kesecek kadar kibirli olmak da gerekir.

Bunlar artık çok sık kullandığım bir deyimle “yanlış bile değil”dir, birer zırvalıktır.

Böyle zırvalıklardan yüzlerce evet yüzlercesi internette dolaşır, bu da bunlardan birisidir.

E. Mahçupyan, hiçbir fikrinin olmadığı, adını bile doğru düzgün yazmayı beceremediği  (hcg’nin açılımı,  “human choriogonadoprotic hormone” değil  “human chorionic gonadotropin”dir.) bir konuda ahkam kesmektedir.

Şu yukarıdaki birkaç cümlede o kadar çok zırvalık (yanlış değil) vardır ki, bu konuda asgari bilgi sahibi olan herhangi biri bile bunu ancak “deli saçması” diye nitelendirebilir. Şu kadarını söyleyebilirim ki E. Mahçupyan’ın bu yazdıkları “dünyanın düz olduğu”, “Mars’ın arkasında bir çaydanlık olduğu” ya da “atom diye bir şeyin olmadığı”nı söylemekle eşdeğerdir.

***

“AKP ise yaptıkları ve yapamadıkları ile samimiyet testinden geçmiş durumda ve açıkça söylemek gerekirse Kürt meselesinin çözümü açısından tek anlamlı siyasî aktör konumunda. Kürtlerin özgürlük ve eşitlik hakları, en azından bir on yıl daha, BDP'nin olmadığı bir dünyada çözülebilir, ama AKP'nin olmadığı bir dünyada çözülemez. (11)"

***

2009 ‘da yazdıkları aşağıdadır:

"Kritik nokta ise tabii ki seçimler... Çünkü bu seçimler yerel yönetimlerle ilgili olmayacak. AKP iktidarının yüzde 45 civarında oy alarak konumunu tescil ettirmesi, askerî vesayetin sona ereceği yeni bir dönemin de başlangıcını ima edecek. Buna karşılık oyların yüzde 35’e inmesi, Türkiye’nin hâlâ ‘eski’ rejimden kurtulamadığının göstergesi olacak." (12)

Görüldüğü gibi E. Mahçupyan’a göre, yerel seçimlerde Melih Gökçek’e ya da Kadir Topbaş’a oy vermezseniz askeri vesayet devam edecektir.

***

Aralık 2014’te şunları yazmıştır:

“Dolayısıyla esas meselemiz yolsuzluk değil, onu malzeme haline getiren büyük kavgamız. Kısacası AKP’nin hâlâ hazmedilememiş olması… O nedenle de yolsuzluklar son kertede iktidarın yaptığından ziyade iktidara yapılan bir şey… (13)

***

Bu örneklerden onlarcası vardır. Bu konuda ansiklopedi bile yazılabilir.

E. Mahçupyan ve geçmişteki yazıları niçin bu denli önemlidir?

Çünkü bu yazıları yazan kişi, çok değil birkaç yıl öncesine kadar toplumun aklına muhalif diye pompalanıyor ve sistematik bir şekilde sol düşünceye müdahalede bulunuyordu.

E. Mahçupyan Türkiye’nin siyaseti ya da siyasal tarihiyle ilgili ne anlatabilir?

Her ne kadar derslerin başlıkları henüz ilan edilmemiş olsa da yukarıdaki alıntıları dikkate alarak aşağıdaki başlıkları öneriyorum:

-Sevgi kelebeği olarak Soros 1

-Sevgi Kelebeği olarak Soros 2

-İleri Soros güzellemeleri (Seçmeli Ders)

-AKP’ye oy vermeyenlerin Ergenekonculuğu 

-Muhterem Hocaefendi Hazretleri ve çorbadan kıl çıkarma teknikleri

-Nasıl bu kadar bilgiliyim? 

-Kopernik yalanı ve Batlamyus Gerçeği

-İleri başdanışmanlık kursu (Ekstra ücrete tabidir)

***

Geleceğin büyük siyaset bilimcilerine önemle duyurulur.

[email protected]

Kaynaklar

1. https://arkhesiyaset.wordpress.com/

2. http://derinsular.com/george-soros-etyen-mahcupyan/

3. http://www.milatgazetesi.com/erdogan-in-onunu-kesemezler-haber-57069#.U_...

4. http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1144585&title=genis-fotograf

5. http://t24.com.tr/haber/mahcupyan-ergenekon-kck-ve-cemaat-tartismalari-s...

6. http://www.zaman.com.tr/etyen-mahcupyan/yeni-sol-akp-ve-bdp_2076083.html

7. http://www.sabah.com.tr/gundem/2014/03/28/zaman-yazari-mahcupyan-kararin...

8. http://www.yarinlar.net/ibret-i-alem/hrant-in-kemikleri-sizlarken-corbad..., Zaman Gazetesi, 10 Mart 2011         

9. http://www.yenisafak.com/arsiv/2000/kasim/01/g7.html

10. http://arsiv.sabah.com.tr/2000/11/11/z06.html

https://eksisozluk.com/entry/7538523

11. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1032

12. http://www.taraf.com.tr/makale/3600.htm

13. http://m.t24.com.tr/haber/etyen-mahcupyan-yolsuzluklari-iktidar-yapmadi-...