Eric Olin Wright’ın anımsattığı o yıllanmış soru: Reformizm mi Marksizm mi?

10/02/2019 Pazar
Eric Olin Wright’ın anımsattığı o yıllanmış soru: Reformizm mi Marksizm mi?

ABD’li akademisyen E.O Wright’ı 2000’li yılların başında ODTÜ’deki bir konuşması vesilesiyle tanıdım.  Amerika kıtasındaki bazı köy veya kasabalarda sol belediyecilik örneklerini hararetle anlattığını anımsıyorum. Konuşma bittiğinde, SSCB, Küba ve Çin gibi yaşanmış sosyalizm deneyimlerinin neden irdelenmediğini soran bir dinleyiciye bu “başarısız, otoriter, totaliter, diktatoryal devlet biçimleri” nin tartışmaya bile değmediğini ifade etti.

Birgün gazetesinin Pazar ekinde “Bugün antikapitalist nasıl olunur?” başlıklı yazısını okurken o toplantıyı anımsadım.

Wright, gazetede yer alan yazıda özetle şunları söylüyor; Kapitalizmi Marx, Lenin ve Gramsci'nin önerdikleri gibi bir devrimle ortadan kaldırmak ya da yıkmak olanaksızdır. Dolayısıyla kapitalizmi paramparça ederek ortadan kaldırmak fantezisinden vazgeçmek gerekir. 20. Yüzyılda bu çizgi birkaç ülkede hayata geçirildi ama sonuçta eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir alternatif yaratılamadı. “Siyasal baskı ve vahşetleri bir yana, merkezi, otoriter, devletçi olan Rus ve Çin rejimleri” ekonomik açıdan da başarısız oldular. Demek ki kapitalizmin küllerinden yeni bir dünya yaratılamıyor; o halde sistemin içindeki “çatlaklar” da yeni bir yaşam inşa edelim.  Anarşizmin toplum merkezli stratejik vizyonu ile sosyal demokrasinin devlet merkezli stratejik mantığını birbirine bağlayacak bir yol bularak bunu başarabiliriz. Sosyalizmi ve komünizmi devrimle kurmak gibi fantezilerle uğraşmayı bir kenara bırakıp “gerçek ütopya”larla işe koyulalım ve kapitalizmi ehlileştirmeye ve sarsmaya çalışalım.

Ünlü akademisyenin bu amacın gerçekleşmesini sağlayacak gerçek ütopya önerileri ilginç. Kapitalist özellikler de barındırmakla birlikte insanlara “kollektif, eşitlikçi ve demokratik” bir yaşam sunabilecek” ve “kapitalist firmaların otoriter işyerleri ve sömürüsünden kaçılabilecek” yerler sunabilecek işçi kooperatifleri, kütüphaneler, Wikipedia ve Koşulsuz Temel Gelir!

Bu yaklaşımda yeni olan hiçbir şey yok.

Marx- Engels’in ve Lenin’in kapsamlı eleştirilerine konu olan ütopik sosyalizmlerde kapitalizm içi adacıklardaki “sosyalist” denemelerinin nasıl sonuçlandıkları bilinen bir gerçek. Yine, 1. Enternasyonalin ilk dönemi boyunca özellikle Fransa ve Belçika’da etkin olan Prudhon ve destekçileri işçi kooperatifi önerisiyle ortaya çıktılar. İşçi sınıfının, kendi işletmelerini, kendi yardımlaşma derneklerini, hatta kendi bankalarını kurarak, kapitalist kurumları kendi yararları doğrultusunda değiştirip dönüştüreceklerini düşünüyorlardı. Kapitalizmi bir işçi sınıfı devrimiyle yıkmak ve devlet iktidarını ele geçirerek sosyalizmi kurmayı amaçlayan bir siyasal mücadeleyi reddediyorlardı. Aynı dönemde Almanya’da da Ferdinand Lassalle ve yandaşları, iktidardaki Prusya devletinin yardımıyla işçi üretim birliklerinin kurulmasını talep ediyor ve işçilere siyasal mücadeleyi yasaklıyorlardı.

Marx, kooperatiflerin toplumsal düzenin temellerini hiçbir şekilde değiştiremeyeceğini, böyle bir değişikliğin ancak proletaryanın iktidarı almasıyla gerçekleşebileceğini şu sözlerle vurguladı;

“Bireysel ücretli kölelerin bir araya gelerek yaratabildikleri gelişmenin mikroskopik biçimleriyle sınırlı kooperatif hareket, kapitalist toplumu kendi başına dönüştürmekte yetersizdir… Kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin ellerinden sökülüp alınan devlet iktidarı, işçi sınıfının kendisi tarafından kullanılmalıdır.”[1]

Daha sonraki yıllarda E. Bernstein tarafından da bir biçimde savunulan, kapitalizmin reformlarla düzeltilebileceğine dair görüşler Rosa Luxemburg tarafından da eleştirildi. Luxemburg, “ kapitalist ekonomi içinde hibrit birer küçük birim” diye nitelediği kooperatiflerin, özellikle de üretim kooperatiflerinin, hem kapitalist hem de toplumsal özellikler barındırdıklarını söyler. Ne var ki, kapitalist ekonomide değişim üretime egemendir. Rekabet sonucunda üretim sürecine sermayenin çıkarlarının egemen olması yani - acımasız sömürü- her girişimin yaşamını sürdürebilmesinin koşulu haline gelir. Diğer bir deyişle, sermaye üretim sürecinde tam bir egemenliğe sahiptir. Bu durumda, kooperatifi oluşturan işçiler hem kendi yönetimlerini oluşturmak hem de kapitalist yatırımcı rolüne soyunarak kendi varlıklarına karşı gelmek gibi çelişkili bir duruma düşer.  Sonuçta, kooperatif  kendini fesheder ya da kapitalist bir yatırımcılığa dönüşür[2].  Luxemburg, üretim kooperatiflerine yardıma gelecek tüketim kooperatiflerinin de irdelendiği “Sosyal Reform mu, Devrim mi?” başlıklı incelemesinde, üretim kooperatiflerine bir başka bağlamda da değinir ve kapitalist üretiminin en önemli dallarından olan tekstil, madencilik, metalürji ve petrol sanayilerinden, makine yapımı, lokomotif ve gemi yapımının tamamen dışında bırakılmaları nedeniyle de bu yapıların genel bir toplumsal dönüşüm aracı olma anlamında ciddiye alınamayacaklarını söyler. E.O. Wright’ın “kapitalizmin hegemonyasını sarsacak bir potansiyele sahip olabileceğini” düşündüğü işçi kooperatiflerine Rosa’nın yanıtı kısaca budur.[3]

Emekçilerin yaşam standartlarını yakalamalarına ve temel gereksinimlerini karşılamalarına yetecek, “mütevazi” bir gelir olan Koşulsuz Temel Gelir (KTG) önerisi ise hiç anlamlı değildir.  KTG, temel güdüsü kâr olan, artı değer üretiminden sağlanan sömürüye dayalı bir düzende emekçi sınıfların önlerine atılacak bir sadakadır yalnızca. Gelir uçurumunun her geçen gün arttığı, eşitsizliğin, yoksunluğun, yoksulluğun katlanılmaz bir duruma geldiği günümüz dünyasında ABD’de, Avrupa’da ve bir çok ülkede sokaklara çıkan ve seslerini yükselten emekçilerin talepleri bile Wright’ın KTG’ sinin kat kat ilerisindedir.   

Vikipedia yoluyla emekçilerin bilgiye parasız erişimlerinin sağlandığı konusuna  gelince. Egemen sınıfın kendi gibi düşüncelerinin de iktidarda olduğu bu düzenin sosyal medya araçlarını olduğu kadar kültürel üretimi de oldukça iyi denetlediğini, kendi çıkarlarına uygun hale getirdiğini biliyoruz. Kaldı ki Wright’ın da varlığını kabul ettiği Vikipedia’ daki “berbat” girdilerle doğru olanları nasıl ayırt edeceğiz?  ABD geçmiş dönem başkanı Carter’ın bile meşruiyetini onayladığı Venezuela başkanı Maduro’ nun Vikipedia sitesi tarafından iktidardan indirilip (!) ABD işbirlikçisi Guiado’nun kendinden menkul başkanlığının onaylaması bile Wright’ın savının nahifliğini göstermiyor mu?  

Bu birkaç örnek üzerinde gidilerek “çatlaklarda antikapitalist oluşumlar” geliştirerek sistemi yaşanılır bir hale getirmek, hele de kapitalizmin bu “araç”larla ehlileştirilebileceğini ya da sarsılabileceğini düşünmek devrimci bir altüst olma halinden çok daha ileri bir hayal ürünü gibi görünüyor.

Kısa bir köşe yazısında E.O. Wright’ın teorik yaklaşımlarının tümünü ayrıntılı olarak irdelemek olanağı bulunmamakta. Ne var ki,  kapitalizmin yarattığı yıkım karşısında Rosa Luxemburg’un “Ya sosyalizm ya barbarlık” görüşünün bence her zamandan daha çok ete kemiğe büründüğü, yaşamın sürdürebilirliğinin bile bu seçeneğe bağlı olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Bu koşullarda ütopya olarak niteleme lüksüne sahip olmadığımız bir sosyalist iktidar seçeneğiyle karşı karşıyadır büyük insanlık.

Marx’ın ifadesiyle, sermaye tekelinin, kendisiyle birlikte ve kendi egemenliği altında fışkırıp boy atan üretim tarzına yani kapitalizme ayak bağı olduğu, üretim araçlarının merkezileşmesi ve emeğin toplumsallaşmasının artık kapitalist kabukla bağdaşamadığı bir noktaya doğru hızla yol alıyor günümüz dünyası. Böylesi bir dünyada sosyalizm sadece tek “gerçek ütopya” olmakla kalmıyor. “… bizim kuvvetimizdeki hız/ ne bir din adamının dumanlı vaadinden/ ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır/ o/ tarihin o durdurulmaz akışındandır…” diyen Nazım’ın dizelerinden fışkıran bir tarihsel bir zorunluluktur da.


[1] G. Cogniot, Çağdaşımız Karl Marx, Ankara, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Nisan 1975, s. 76

[2] Rosa’nın yukarıda özetlediğimiz düşüncelerinin tam metni şöyledir:  “Ne var ki, kapitalist ekonomide değişim üretime egemendir. Rekabet sonucunda üretim sürecine sermayenin çıkarlarının egemen olması yani - acımasız sömürü- her girişimin yaşamını sürdürebilmesinin koşulu haline gelir. Kapitalin üretim süreci üzerindeki egemenliği şu yollarla gerçekleşir. Emek yoğunlaşır. Pazarın durumuna göre iş günü uzatılır veya kısaltılır. Ve pazarın gereksinimlerine göre, emek istihdam edilir ya da sokağa atılır. Diğer bir deyişle pazardaki rakipleri karşısında girişimin ayakta durabilmesi için bu yöntemlere başvurulur. Üretim kooperatifleri kuran emekçiler de kendilerini tam bir mutlakiyetçilikle yönetme gibi bir çelişkili gereksinimle karşı karşıya bulurlar.  Bu durumda kapitalist bir girişimci rolünü oynamak zorundadırlar… Dolayısıyla bu girişimler ya tamamen kapitalist girişimlere dönüşürler ya da işçilerin çıkarlarının güçlü olduğu durumlarda kendilerini feshederler ve varlıkları sona erer.” Writings of Rosa Luxemburg, editör Lenny Frank, 2009, USA Florida, Red and Black Publishers, s. 86)

[3] Rosa konuyu uzun uzun tartışır ama biz buraya eleştirisinin önemli gördüğümüz bir yönünü aktardık.