68’in 50. Yılında bir sempozyum

30/12/2018 Pazar
68’in 50. Yılında bir sempozyum

Akın var

Güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz

Güneşin zaptı yakın!”                              

Dünyada ve ülkemizde önemli etkiler yapmış büyük bir toplumsal dalganın, 68 hareketinin  50. Yılı beklenenden sönük geçti. Az sayıda etkinlikten birisi olan ve Mimarlar Odası Ankara şubesinin düzenlediği bir günlük sempozyumla konu gündeme taşındı, oldukça verimli ve yoğun bir tartışmanın önü açıldı.

“68’in 50. Yılı  +50- 50” başlığını taşıyan sempozyum Ankara Mimarlar Odası başkanı Tezcan Karakuş Candan ve Akın Atauz’un açış ve sunuş konuşmalarıyla başladı. İlk oturumda, Yavuz Önen, İlhan Tekeli ve Seyhan Erdoğdu, kendi kişisel deneyimlerinden ve siyasal konumlanmalarından hareketle, dünya ve Türkiye 68 hareketlerini ve Türkiye 68’ini gelişmiş ülkelerden farklı kılan, özgün yanlarını ele aldılar.

Ercan Karakaş, Nadire Mater ve Arif Şentek’in katıldıkları ikinci oturumda o günlerin gençlik hareketlerinde kadının yeri, 68 hareketinin Avrupa sosyal demokrasisine yansımaları ve 60-70li yıllarda ülkemizdeki sosyalist yayınlar yine katılımcıların kişisel deneyimleri ve siyasal konumlanmaları bağlamında tartışıldı. Ataol Behramoğlu, Işıl Özgentürk ve skype yoluyla katkı sunan Tamer Levent, üçüncü oturumda 68 hareketinin sanatın, şiir, tiyatro, sinema gibi bir çok dalına yansımalarını, yaşadıklarıyla yoğurarak betimlediler.

Forum bölümü, kalabalık bir panel gibiydi. 68’deki örgütlenmelere katılan ve 78 dönemini yaşamış olanların yaptıkları konuşmalar, dönemin bilinmeyen bir çok yönünü aydınlattı ve yine o günlere dair bilinmeyen bir çok eylemi de günyüzüne çıkardı. Forumun ardından 68’in önemli isimlerinden Sinan Cemgil ve Şirin Cemgil’in seslerinden türkülerle devam eden sempozyum, Gülay Ünüvar Özdeş’in anılarının derlendiği kitabın imza günüyle sona erdi.

Bir yönüyle nostalji de içeren sempozyumun 68’in değerlerinin aktarılması ve tartışılması anlamında da önemli olduğu kanısındayım. Günümüz için oldukça önaçıcı başlıkların, yoğun bir programa sığdırıldığı dolu dolu geçen bir gün yaşadık.  Toplantıyı düzenleyen  Mimarlar Odası Ankara şubesini ve emeği geçen tüm dostları içtenlikle kutluyorum.

Türkiye 68’i neydi?

Bir çok ortaklık barındırmakla birlikte Türkiye gibi emperyalizme bağımlı, az gelişmiş bir ülke 68’inin ABD ve Avrupa 68lerinden farklı olmasında şaşılacak bir yan olmasa gerek.

“Bizim” 68’i betimleyen üç özellik tam bağımsızlık, gerçek demokrasi ve sosyalizm yani sınıfsız, sömürüsüz bir toplum talebiydi.

Önce kendi özgül sorunlarından hareket ederek başkaldıran 68 gençliği, 61 Anayasası ile gelen göreli özgürlük ortamında örgütlenen TİP ve sosyalist düşünceyi toplumla kucaklaştıran sol yayınlarla tanıştı. Kurtuluş savaşının yanı sıra Marx, Engels, Lenin ve Mao’dan ve bunun  yanı sıra Türkiye’de oldukça yoğun yaşanmakta olan işçi, köylü ve diğer emekçi katmanların eylemlerinden esinlenen bu kuşak, dünyada yükselen emperyalizm ve sömürgecilik karşıtı bağımsızlık mücadelelerinin ve sosyalist ülkelerin deneyimlerinin etkisiyle şekillendi.Ve 1917 Ekim Devrimi, Çin Devrimi, Küba Devrimi, Vietnam halkının ABD’ye karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi başta olmak üzere Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının bağımsızlık mücadeleleri 68’i sosyalizme yönlendirdi.

Artık ülkenin tarihini ve yaşanan olayları bilimsel sosyalist pencereden bakarak değerlendiren 68 gençliği, ilk Kurtuluş savaşının ardından egemen sınıfların kendi konumları gereği yaptıkları seçimle ülkenin kapitalist emperyalizmle yeniden el sıkıştığını, bu birlikteliğin ise ülkede içlerinde nükleer silahların da bulunduğu 101 ABD üssünün varlığı, 100’e yakın ekonomik ve askeri ikili anlaşma ve NATO üyeliği ile sonuçlandığını gördü. Kendi sorunlarının ve toplumun hemen hemen her katmanındaki emekçilerin toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlardaki sorunlarının nedeninin bu seçim olduğunu kavradı.

Bu kavrayışla birlikte, topraklarımızdaki 35 milyon metrekare ABD üssüne karşı çıkan, 6. Filonun askerlerini İstanbul’da denize döken, Vietnam kasabı büyükelçi Komer’ın arabasını yakan 68 gençliği, başta işçi, köylü eylemleri olmak üzere tüm emekçilerin kavgasına omuz verdi. Yine bu kavrayışın sonucu olarak, Che’yi, Ho Şi Min’i, Patrice Lumumba’yı bağrına bastı.

Özetle, 68’in bugünde geçerliliğini yitirmemiş olan ilkeleri, ülkenin tam bağımsızlığı, gerçek demokrasinin, özgürlüğün, barışın, insan haklarının herkes için ayrımsız uygulanması ve aydınlanma değerlerinin benimsenmesi ve illa ki insanın insanca yaşayabileceği, sınıfsız, sömürüsüz bir düzenin yani sosyalizmin egemen olduğu bir dünya talepleriydi. Sınıfsız, sömürüsüz bir düzen reformlarla değil, devrim sonucunda kurulacak bir emekçi iktidarıyla hayata geçirilecekti. Bilimsel sosyalizmin işaret ettiği yol buydu.

Bağımsızlık ve demokrasi isteklerinin devamında kapitalizmin yıkılmasını ve yerine sosyalist bir düzenin kurulması talebini dıştalayan bir 68 öyküsü ne yazık ki o dönemi ya da o dönemin ruhunu doğru yansıtmaktan uzaktır. 68’in en özlü manifestosu Deniz’in “Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Yaşasın işçiler ve köylüler!” sözlerinde ifade edilmiştir.

İnsanlığın içinde yaşamakta olduğu son sınıflı toplumun kan ve ateşle yoğrulan vahşetini her geçen gün iliklerimizde daha da şiddetle duyumsadığımız bugünlerde 68’in de hedefi olan sosyalizmden başka bir seçenek var mı?

Bu da 68’in o güzelim “ütopya”sının yani gülün gülle tartılacağı o pırıl pırıl geleceğin “mutlak gelen günde” olduğunun en canlı kanıtı.