‘Yükselen Piyasalar’ Çalkalanırken Türkiye

02/07/2013 Salı
‘Yükselen Piyasalar’ Çalkalanırken Türkiye

Bozuk plak gibi “yüksek faiz lobisi” teranesine takılmış olanlara soralım: FED’in Batı finansal piyasalarında faizlerin yükselmesine yol açan tavır değişikliği, parazit finans kapital çevrelerini niçin tedirgin etti?

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Bernanke konuştu ve ortalık karıştı. Özetle dedi ki, “işsizlik oranı önümüzdeki aylarda yüzde 7’ye inerse, aylık hazine bonosu ve ipotekli senet alımımızı azaltabiliriz bu oran yüzde 6,5’e inerse, politika faizini de yükseltebiliriz.”

Konuşma bir kararı duyurmuyor sadece bir “niyet beyanı”… Yine de finansal piyasalara bomba etkisi yaptı. Öncelikle tahvil satışları tırmandı fiyatlar düşerken faizler hızla yükseldi. Çalkantı hisse senetlerine, dalga dalga tüm borsalara, dünyaya yayıldı. Çevre ekonomilerinden sermaye çıkışı başladı. Türkiye de en ciddi etkilenenlerden biri oldu.

Bu süreci yakından izleyen bir kuruluş var: Institute of International Finance (IIF). Dünyanın en büyük bankaları, finansal kurumları bu enstitüye üyedir. Bir karar organı değildir araştırma, danışma, öngörü ve fikir alışverişi yapmayı üstlenmiştir. Her yıl “Yükselen Piyasa Ekonomilerine Sermaye Akımları” başlıklı iki rapor yayımlar. “Güney” coğrafyasına dönük sermaye akımlarının seyri ve eğilimleri üzerinde en iyi bilgiler, elbette “suyun başında oturanlar” tarafından üretilen, denetlenen bu raporlarda yer alacaktır.

IIF’nin yeni yayımlanan Haziran 2013 Raporu da, son çalkantının başlangıcını mercek altına alıyor olası sonuçlarını öngörüyor. Türkiye’yi de ilgilendiren bulgularını, yorumlarını birkaç başlık altında gözden geçirelim.

* * *

(1) Yükselen ekonomilere dönük sermaye akımları 2013 ve 2014’te düşecektir.

IIF raporu (Türkiye dahil) otuz “yükselen” ekonomiyi kapsıyor. Buralara yabancı sermaye girişleri, Nisan 2013’te düşmeye başlamıştır. Yıl sonunda 2012’ye göre yüzde 2 oranında bir gerileme öngörülmektedir. 2014’te olumsuz eğilim sürecek yabancı sermayenin net toplamı, 2009 sonrasının en düşük düzeyine inecektir. (s.1-2)

(2) Piyasaların aşırı tepkileri, daha kötü bir tabloya yol açabilir.

Olumsuz eğilimi, FED’in parasal gevşemeye son verme olasılığı tetiklemiştir. IIF, daha kötü bir olasılığa da değiniyor: ABD’de parasal daralma gerçekten başladığında, Batı piyasaları bugüne göre daha aşırı tepki gösterirse faizlerdeki tırmanma hızlanacaktır. “Güney” ve “Batı” coğrafyalarındaki getiriler arasındaki makasın daralması, çevre ekonomilerinde hisse senetlerinden ve tahvillerden büyük boyutlu sermaye çıkışlarına yol açacaktır. Bu çıkışlar, banka kredileriyle telafi edilebilirse ne âlâ… Tam aksine, bankalar kredi kanallarını daraltırlarsa, durum vahimleşecektir.

Rapor, çeşitli kırılganlık göstergelerine bakarak ülkeler arası farklılaşmaları mercek altına alıyor.

(3) Türkiye en kırılgan ekonomilerden biridir.

IIF Raporu, Türkiye’yi bu köşede zaman zaman incelediğimiz göstergelere bakarak değerlendiriyor ve “malumu ilan ediyor”. Özetleyelim:

• 2011 yılı başından bu yana ulusal parası en yüksek oranda değer yitiren üç ülkeden biri (Brezilya ve Hindistan’la birlikte) Türkiye’dir. Son bir ayda ise, Güney Afrika ve Endonezya bu ülkelere katılmıştır (s.1, 6).

• Kredi akımları sürmektedir, ama tahvillerden net çıkış başladığı için faizler yükselmektedir. Faiz artışları bakımından Türkiye (Macaristan’la birlikte) ön sıralardadır (s.16).

• Büyük cari açığın finansmanının kısa vadeli sermaye girişlerine bağımlı olması ve hükümet-karşıtı gösterilerin yarattığı siyasi belirsizlik Türkiye’yi riskli kılmaktadır. Hızlı bir devalüasyon ise, Merkez Bankası’nın büyük miktarda rezerv harcaması ile önlenebilecektir. (s.16-17)

• Ekonomilerin cari işlem açıkları ile net döviz pozisyonlarının (açıklarının) milli gelirlere oranı, Rapor’da birlikte değerlendiriliyor ve dış finansman gereksinimi olarak yorumlanıyor (Ülkelerin toplam döviz yükümlülükleri ile döviz varlıkları arasındaki fark, net döviz açığını verir). Bir kırılganlık göstergesi olan dış finansman gereksinimi en yüksek olan dört ülke Türkiye, Romanya, Polonya ve Fas’tır (s.8).

* * *

Bozuk plak gibi “yüksek faiz lobisi” teranesine takılmış olanlara soralım: FED’in Batı finansal piyasalarında faizlerin yükselmesine yol açan tavır değişikliği, parazit finans kapital çevrelerini niçin tedirgin etti?

Yanıtı açıktır: Bankalarda, finansal kurumlarda, rantiyelerde trilyonlarca dolarlık kağıttan servet, nominal olarak sabit faizli tahvillerde yatıyor. Faiz oranlarının yükselmesi, bu kağıttan servetlerin değerlerini düşürür. New York Times (24 Haziran’da), bir buçuk ay içinde on yıllık ABD tahvillerinin yüzde 10 değer yitirmiş olduğunu yazdı. Merkez bankalarının bankası olarak bilinen Bank of International Settlements ise, ise, ortalama faizlerin üç puan artmasının, Batı ekonomilerinde 1 trilyon dolara ulaşan ve milli gelirlerin yüzde 8’i ile 35’i arasında değişen servet kayıplarına yol açacağını tahmin etti. (2012-2013 Raporu, s.4, Şekil 1.2).

İktisat mürekkebi yalamış AKP’liler, bu basit gerçeği elbette bilirler. Ancak, Başbakan’ı uyarma yürekliliği ayrı bir konudur.