İlker Belek
Dinci Blok Ne İçin Tepişiyor?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:30
Devletin başına çöreklenmiş dinci blok içinde bir gerilimin olduğu artık netleşti. Monoblok görüntü, daha önceden kimi emaraleri ortaya çıkmış olduğu üzere, yok oldu.
Öte yandan, bu gelişme AKP'nin yıprandığı anlamına gelmez. AKP'nin karşısında bugün ne düzen içi bir alternatif mevcuttur ne de halk sınıfları herhangi bir olumsuz gelişmeye karşı tepki verebilecek durumdadır.
Bu tip gerilimlerden sol adına medet umanların bir an önce geyik muhabbetini bırakıp, sınıf hareketini güçlendirmeye mesai harcamaları gerekir.
Sınıfın paralitik olduğu koşullarda bu ortamdan çıksa çıksa yeni korku ve tedirginlikler çıkar: Kendi genel kurmay başkanını, MİT müsteşarını yiyen bir düzen, sıradan insana ne yapmaz ki ?
* * *
Dinci blok içindeki bir gerilimden söz ediyoruz:
Bir dönem başbakanlık müsteşarlığı yapmış, o dönemde başbakanın bilgisi dahilinde ve devlet adına PKK ile üst düzey görüşmeler yürütmüş, sonra başbakanın imzasıyla MİT müsteşarı olarak atanmış birisinin, KCK soruşturması kapsamında ifade vermeye çağrılması doğrudan doğruya başbakanı hedefleyen bir ihtar, başbakanın ve AKP'nin kimi icraatlarıyla ters düşen bir tercihin göstergesidir.
Başbakanı hedefe koyan güç dinci bloğun AKP dışındaki aktörü cemaatten başkası olamaz.
* * *
Cemaatin atağının, hemen seçim sonrasında farklı bir aşamaya sıçratılan KCK operasyonlarıyla başlatıldığı ve Uludere katliamıyla deklare edildiği söylenebilir. Uludere Kürt sorunu açısından dinci bloğun “ustalık dönemi”nin önemli açılımıydı. Blok, kendi çizgisine gelmeyen Kürt hareketini imha edeceğini, Kürtleri imha ederek gösteriyordu.
Ancak, Kürt sorununa yaklaşımdaki değişiklik AKP ile cemaat arasındaki gerilimin göstergesi değildi. Çünkü Erdoğan Kürt sorunundaki “açılım”ın nerelere kadar uzanacağını, Kürtlerde yıllar boyunca birikmiş beklentiyi patlatarak kontrol edilmesi olanaksız bir çizgiye nasıl savrulacağını, 2009 yılında Habur'da öğrenmiş ve zaten çok kısa süre içinde tam geriye çark etmişti.
Uludere'den (hükümetin neredeyse ilk üç gün boyunca sergilediği sessizlik olaydan tam olarak haberdar olmadığı şeklinde yorumlanırsa eğer) gönderilen mesaj MİT ile ilgiliydi.
Uludere MİT'e yönelik bir operasyon dalgasının hem başlangıcı hem de fırsatı olarak kullanıldı.
* * *
Burada şöyle bir noktaya geliyoruz:
Demek ki, Başbakanın hep çok yakınlarında yer almış ve KCK bağlantılı olarak ifade vermek üzere çağrıldığını öğrendiği anın ikinci saatinde cumhurbaşkanı ile konuşma olanağı bulabilen bir şahsın başına gelenlerin nedeni Kürt sorunu olamaz.
Yukarıda da değindiğimiz gibi dinci bloğun içinde Kürt sorununun halli açısından neredeyse iki yıldır herhangi bir görüş farklılığı bulunmamaktadır.
Bu nedenle MİT operasyonunu Kürt sorunu dışında ve Kürt sorununu da yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olan daha genel bir çerçeve içine yerleştirmek uygun olur.
İşte bu noktada devreye Suriye-Ortadoğu gerçeği girer.
Suriye konusunda Türkiye'nin tek başına karar verme olanağı yoktur. AKP'nin bölgede üstlenmeye soyunduğu hamilik rolünün, alt-emperyalist niyetlerin bir sınırı vardır.
Bir süredir, Ortadoğu bölgesinde ve Arap halkları nezdinde Yeni Osmanlıcılık adına prestijini yükseltmek için, biçimsel de olsa, İsrail ile ilişkileri geren ve bu tutumunu ABD'nin kibar uyarılarına rağmen sürdürmekte ısrar eden AKP iktidarının, Suriye hakkında verilecek her türlü kararda ve ABD'nin bölgedeki geleneksel ittifaklar ilişkisine dahil olmak konusunda pürüz (örneğin NATO İsrail'in Akdeniz'deki ortak tatbikatlara katılmasına izin verirken AKP karşı çıkıyor) çıkarmaması gerekir.
Bu planlar içinde emperyalist kampın aktörleri arasında herhangi bir sürtüşmenin kabul edilirliği yoktur.
Suriye, “bahar” operasyonlarının yürütüldüğü diğer Arap ülkelerinin hiçbirisine benzemez. Öncelikle burada ABD emperyalizminin karşısında, Suriye'den sonra sıranın İran'a geleceğini ve Akdeniz'de mevcut gücünün sınırlanacağını çok iyi bilen, Rusya vardır.
Bu nedenlerle, bu, diğer Arap ülkelerinde gerçekleştirilen operasyonlara göre çok daha ileri düzeyde eylem, taktik ve strateji birliği gerektiren bir operasyon olacaktır. Böyle bir ortamda, örneğin Türkiye'nin MİT'inin başında İsrail'in “İran yanlısı” diye tanımladığı türden adamların ve belirgin Türkiye-İsrail geriliminin yeri yoktur.
Emperyalizmin genel çıkarları aktörlerin tutumunu üst belirler.
* * *
Kısacası, MİT operasyonu, bir yandan Suriye konusundaki emperyalist planlar bağlamında Türkiye'nin dinci bloğunu yeniden şekillendirmeye yönelik bir müdahalenin, bir yandan da Suriye'de zaten başlatılmış bulunan askeri operasyonların Türkiye'nin daha derin biçimde içinde yer alacağı bir başka aşamaya taşınacağının göstergesi olarak değerlendirilmelidir.