'ÖSYM Abbas Güçlü’yü, Abbas Güçlü bizi yanıltıyor!'

LYS sonuçları açıklanırken, yine sınavın sıfırcıları ve başarılı iller ve başarısız iller gündeme geldi. Eğitimde Sınıf Tavrı konuya Milliyet gazetesi eğitim yazarı Abbas Güçlü’ye LYS sonuçları vesilesiyle bir açık mektup yazdı.
Çarşamba, 25 Temmuz 2012 19:35

Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) sonuçları açıklanırken, yine tartışılan sınavdan sıfır puan alan öğrenciler ve iller arasındaki başarı farkı oldu. Eğitimde Sınıf Tavrı, Milliyet gazetesi eğitim yazarı Abbas Güçlü’ye LYS sonuçları üzerine yazdığı bir yazı üzerinden bir açık mektup yazarak, sayıların arasına gizlenmiş eşitsizlik tablosuna işaret etti.

Eğitimde Sınıf Tavrı tarafından yayınlanan mektubu aşağıda sunuyoruz:

21 Temmuz günü Abbas Güçlü 2012 yılı üniversite giriş sınav sonuçlarını köşesinde değerlendirdi. Değerlendirmesini ÖSYM’nin sunduğu verilere dayandırmıştı. 22-23 Temmuz tarihlerinde ise birçok günlük gazete ve internet sitesinde verilerde YİNE yanlışlık yapıldığını ve yanlışlık düzeldiğinde sıralamanın değişeceği bildirildi. ÖSYM’den şimdilik “herhangi bir yanlışlık yok” şeklinde açıklama gelse de kimseye güven vermedi. Abbas Güçlü’nün tezlerini dayandırdığı sayılar değişebilir. Sayılar değişse de tezleri başlı başına sorun, kandırmaca!

Sınav Sonuçlarını Futbol Fikstürü Gibi Okursan,

Abbas Güçlü gibi sonuçlara varırsın. Bir yıl önce daha iyi olan illerin şimdi sıralarda gerilere düşmesi ve üst sıraları yeni illerin almasını yıllık ya da en fazla birkaç yıllık periyotlarla inceleyen Güçlü, MEB yöneticilerine de satın alınan yabancı sporcular muamelesi yapmış. Şöyle demiş örneğin: “Gaziantep gibi şaşırtan bir diğer kent de Artvin. Türkiye’nin en aydınlık kentlerinden birisi. Düne kadar örnek gösterilirdi. Ama o da bir anda diplere düştü. Nedeni ise eğitim yöneticilerinin ve öğretmenlerin sürekli sirkülâsyonu. Basiretsiz müdürlerle, stajyer öğretmenlerle ancak bu kadar, diye diye buralara kadar düştüler. Ama bu yıldan sonra çıkışa geçecekleri kesin. Çünkü artık iddialı bir milli eğitim müdürleri var.”

Yüksek Öğrenime Katılımı Bir Tür Yarış Gibi Görürsen,

Abbas Güçlü gibi ÖSYM’nin yayınladığı sınav sonucu değerlendirme mantığına bağlı kalırsın. Bu mantık, birkaç sayfada lise türleri arasındaki başarı farklarını özetler ve ardından sayfalarca sınavda birinci olan öğrencileri büyük puntolarla sergiler. Sonra şehirler arasındaki farkları dikkate alırsın ve örneğin sınavda en çok alan birincisi çıkarmış İstanbul’un neden en başarılı şehirler arasında olmadığını sormazsın. Kişinin hangi lise türüne devam ettiği, özel okula gidip gidemediği ve bir şehrin hangi okuluna devam ettiği, yani şehrin içindeki eğitimde başarı anlamındaki uçurumları gizlersin ya da daha naif bir değerlendirmeyle gözardı edersin.

Oysa üniversiteye gitmek, gençlerin her yıl girip kazandıkları ya da kaybettikleri bir yarış değil. Aksine geleceklerini, hangi meslekte, nasıl işlerde çalışacaklarını, işsiz kalıp kalmayacaklarını belirleyen önemli etmenlerden birisi.

Sınav Başarısızlığını, Eğitimi Ciddiye Alıp-Almama Karşıtlığına Göre Açıklarsan,

Abbas Güçlü gibi meslek lisesine gitmiş ve sınavda başarı gösterememiş öğrencileri suçlarsın. Onların neden bu okullara gittikleri, bu okulların hangi imkânlardan yoksun olduklarını dikkate almazsın ve gençlerimizin sınıfsal konumlarının henüz liseye başlamalarıyla belirlendiğini görmezden gelirsin. Sonra da onlara büyük aymazlıkla şunu söylersin: “Katsayılar yüzünden desek, evet çok şaşırtıcı olur ama yanıltıcı olmaz. Son 15 yıldır katsayılar nedeniyle, üniversiteye girmekten umudunu kesen on binlerce aday, bu yıl bu dayatmanın ortadan kalkmasıyla, sınava girdi. Sandı ki, bütün sorun katsayılarda, o kalkınca, kolayca üniversiteye girecek. Ama görüldü ki, katsayıların kalkması tek başına bir işe yaramıyor. Dershaneye de gitmek gerekiyor. Gitmeyince de ortaya işte böyle bir tablo çıkıyor...”

Üniversiteye Girişte Toplumsal Eşitsizliklerin Oynadığı Rolü Hasır Altı Edersen,

Abbas Güçlü gibi artan üniversite kontenjanlarını, öğrencilerin seçim şansını arttıran bir durum olarak görürsün. Hangi üniversitenin hangi bölümüne devam edildiğinin önemini gizler, birçok üniversitenin gençleri dört yıl oyalamaktan başka bir işlevi olmadığını söylemezsin. Dahası paralı eğitimin toplumsal koşullarla eğitimden yararlanma arasındaki ilişkiyi sağlamlaştırdığını söylemez, tersine aynı yazıda barajı aşamayanlara ilişkin yaptığın tespitleri bir kenara koyar şöyle dersin: “Evet, vakıf üniversiteleri içerisinde burs vermeyen yok gibi. Neredeyse tamamına yakın yüzde 25 ila yüzde 100 arasında burs veriyor. Hatta bazıları üste para bile vaat ediyor. Yani özellikle başarı öğrenciler kapanın elinde kalacak. Barajı zor aşanlar bile parayı bastırdıklarında, istedikleri fakültelere girebilecekler...”.

Biz eğitimciler Abbas Güçlü’nün okunmayacağını düşünerek yazdığını varsaymak istiyoruz! Yoksa bu yazılanların hangi mantığa dayandığını, amaca hizmet ettiğini yorumlamakta zorlanıyoruz. Eğitimi, hele yüksek öğrenimi teknik, ‘çalışanın kazandığı’ bir ödül olarak görmenin imkânsızlığı altında, Abbas Güçlü’den bir özür yazısı bekliyoruz!

(soL-Haber Merkezi)