Odatv davasını anlama kılavuzu 3: Barış Terkoğlu ve gazeteciliğin yargılanması

Odatv davasıyla ilgili yazı dizimizin üçüncü kısmında, iddianamenin Barış Terkoğlu'yla ilgili kısmı inceleniyor. İddianame, tamamen Terkoğlu'nun gazetecilik faaliyetlerini suç içeren faaliyet olarak gösteriyor ve bunun dışında hiçbir şey içermiyor.
Perşembe, 29 Aralık 2011 10:00

Odatv davası üzerine hazırladığımız yazı dizisinin üçüncüsünde, Barış Terkoğlu'nun durumunu inceleyeceğiz.

İlk yazımızda iddianamenin ilk kısmını, yani suçlar, deliller ve yürütüldüğü iddia edilen faaliyetleri incelemiştik. İddianamenin diğer yarısı, "şüphelilerin örgütsel konumları" kısmından oluşuyor. Bu bölümde sanıkların isimleri tek tek anılarak, "örgüt" içindeki konumları anlatılmaya çalışılıyor.

Bu yazıda, işte bu bölümde Terkoğlu'yla ilgili yazılanları ele alacağız.

Niye Terkoğlu?

Birincisi, son dönem bu gibi davalar etrafında yürütülen kampanyaların moda ismine nazire yaparak söyleyeyim, çünkü "Barış'ın arkadaşı"yım. Barış, içeride bulunan isimler arasında tanıdığım, dostum olan tek kişi.

Ama bunun, bir yerden sonra önemi yok. Önceki yazılar gibi, bu yazıda da kişilik çözümlemeleri, hatta siyasi ihtimallere girmeyeceğiz. Tamamen iddianameye odaklanacak, iddia edilenleri hukuk ve mantık ölçüsüne vuracağız. Bu da bizi, Terkoğlu'nu seçmekteki ikinci ve asıl sebebimize götürüyor: Terkoğlu'yla ilgili bölüm, bu davada yargılananın aslında gazetecilik olduğunu apaçık ortaya koyuyor.

Önce zihniyeti tanıyalım
İddianameyi incelemeye başlamadan önce, yeni rejimde, ya da bir başka ismiyle 2. Cumhuriyet'te gazetecileri hedef alan zihniyetin yaklaşımını anlayalım. Bunun için en kısa ve özet ifadeyi, Odatv davasıyla ilgili "Karanlık Oda" isimli bir kitap yazmış olan, Zaman gazetesi Haber Koordinatörü Erkan Acar'da görüyoruz. Acar, kitabının henüz Giriş bölümünde, ikinci sayfada şöyle yazıyor:

"Bir gazeteci terör örgütünün silahının tetiğini bombasının pimini çekmiyordu. Ancak belki de, ondan daha da etkili propaganda bölümünde rahatlıkla yer alabiliyordu."

Yani şiddet eylemine bulaşmış olmasına, silahlı olmasına gerek yok: bir "terör örgütü"nün siyasetine uygun yazılar yazan kişi, tetikçilerden, bombacılardan daha tehlikeli olabiliyor.

Röportaj yapmak suç
İddianame, tam olarak yukarıdaki satırlarda korkutucu bir özetini gördüğümüz zihniyetle hazırlanmış bir metin. Ve bu metinde Terkoğlu, yalnızca gazetecilik kapsamında yürüttüğü faaliyetlerden dolayı yargılanıyor.

İddianamenin bu kısmında, öncelikle Terkoğlu ile Yalçın Küçük arasındaki telefon görüşmesi kayıtları ele alınıyor. Kayıtlar üzerinden, Küçük'ün Odatv'yi yönettiği kanıtlanmaya çalışılıyor.

İlk görüşme Soner Yalçın'la Barış Terkoğlu arasında, ve şöyle cereyan etmiş:

S.Y: Yalçın Hoca aradı da bir röportaj yapsın çocuklar benimle diyor, yarın veya bir sonraki gün yapar mısınız?
B.T: Tamam olur yaparız yaparız tabii ki. Konu söyledi mi?
S.Y: E son gelişmeler diyor. Bir önceden konuşma yaparsın ne yapalım diye. Sen de kafandakileri sorarsın.

Durumun saçmalığını açıklamaya gerek var mı bilmiyorum, ama yine de bir örnek verelim. Hatırlanacağı üzere Eylül ayında Mehmet Ağar, "cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu" iddiasıyla yargılandığı davada 5 yıl hapse mahkûm edildi. Siz bir gazetecisiniz, Ağar'ın henüz yargılanmakta olduğu, mesela Ağustos ayında Ağar'ı arayıp bir röportaj yapıyorsunuz, ve Ağar'ın yargılandığı örgütün üyesi sayılıyorsunuz! Ha yok, mesele Küçük'ün röportajı bizzat talep etmesi ise, kendilerini şu veya bu mekânda "yakalatmak" için magazin muhabirlerine haber veren ünlüler diyelim ki bir uyuşturucu çetesi davasından yargılanırlarsa, magazin muhabirlerini de kuryelikten mi suçlayacağız? Aslında bu örnekleri vermek bile, gayet normal bir habercilik faaliyetinin ciddiyetine yakışmıyor. Ama bu iddialar, işte bu ciddiyetsiz iddianameye yakışıyor.

Devamında Terkoğlu yine Soner Yalçın'ı arıyor ve Yalçın Küçük'ün "gazete satışları ile ilgili bir haber yapmak üzere" Soner Yalçın'ın kendisini aramasını rica ettiğini iletiyor.

Bir başka görüşme. Terkoğlu Soner Yalçın'ı arıyor, Hikmet Çiçek'in yazısına sitede yer vermenin iyi olacağını, yazının iyi bir yazı olduğunu söylüyor. Soner Yalçın da "Silivri'den mektup var" ifadesi kullanılmadan habere yer verilmesine ikna oluyor.

Bir başkası. Yalçın Küçük, Ergenekon tutuklularının milletvekili adayı gösterilmesiyle ilgili bir kampanya yürütüyordu. Odatv'de Ayhan Bozkurt, bununla ilgili bir yazı yazmış. Yalçın Küçük, Odatv yazarlarından Sait Çakır'a bu yazıyı eleştiriyor, Çakır da Terkoğlu'nu arayarak Küçük'ün "Haberi düzeltseler iyi olur" dediğini aktarıyor. Ergenekon tutuklularını aday göstermek suç ise eğer, CHP bilindiği üzere sonradan bu "suç"u işledi. Yok, bir haberle ilgili düzeltme istemek suçsa, her gün benzeri yüzlerce mail ve telefonla muhatap olan yazı işleri görevlileri bundan sonra bayram etti demektir.

Bu görüşmelerin tümünün, bir gazetenin haber müdürü açısından gayet normal görüşmeler oldukları ortada. Ama görüşülen kişi Yalçın Küçük olunca, savcıya göre her türlü bağlantı suç. İmralı'ya Hasan Cemal gidince büyük gazeteci ilan edip, başkası gidince "terör örgütüne yardım ve yataklık"la suçlamaya benziyor bu durum (AFP'den Mustafa Özer de son KCK operasyonunda bu sebepten mi içeri alınıp bırakıldı?).

Yeni suçlular yaratmaya hazırlık
İddianamede yer verilen telefon kayıtlarından biri, özellikle dikkat çekici. Barış Terkoğlu ile Yalçın Küçük arasında geçen kayıt, iddianamede şöyle anlatılıyor:

Telefon görüşmesinde özetle B.Terkoğlu’nun “Yalçın hocam” “kusura bakmayın ben bizim Deniz ile Barış a ulaşmaya çalışıyorum ama sanırım sizin yanınızdalarmış telefonları da kapalı yada orada çekmiyor kendilerine yanınızdalarsa görüşmem mümkün mü acaba” “hocam akşamleyin bir görüşme yapacağız da bir kendilerinin haberi vardı yemek mi yiyeceğiz Merdan beyle Merdan YANARDAĞ’la” dediği, bir süre konuştuktan sonra Yalçın Küçük’ün telefonu Deniz isimli bayana verdiği…

Bu görüşmede nasıl bir suç unsur var? Hiçbir şey yok. Fakat belli ki bu görüşme, hem Terkoğlu'nun Deniz ve Barış isimli arkadaşlarının, hem de soL yazarı Merdan Yanardağ'ın da istenildiği an "suçlu" ilan edilebileceği mesajını vermek için iddianameye konulmuş. Savcı, bu alakasız görüşmeleri iddianame metnine alarak aba altından sopa gösteriyor. Gazetecilerin buluşup yemek yemesinin suçmuş gibi gösterilmesi, ister istemez aklımıza Vatan gazetesi internet editörü Aylin Duruoğlu'nun, eski arkadaşı Orhan Yılmazkaya ile bir defa buluşup çay içtiği için 10 ay zindanda tutulması olayını getiriyor.

Gazeteci kafası nasıl çalışır?
İddianamede geçen bir başka örnek, Terkoğlu'nun kafasının bir siyasetçiden çok, bir gazeteci gibi çalıştığını gösteriyor. Bir kişi, telefonda Terkoğlu'na "CHP'nin tutukluları milletvekili adayı yapması gibi, Kürtler'in de tutukluları aday göstermesini önermeye yönelik bir çağrı yazısı" yazmayı öneriyor. Terkoğlu bunun bir haber olamayacağını, kendilerinin böyle bir çağrı yapamayacaklarını belirterek, "Ben yapamadım şu KCK davasının ayrıntılarını girmek lazım yani. Kimse okumadığı için o iddianameyi ne bu taraf ilgi gösteriyor ne o taraf" diyerek karşıdaki kişiyi KCK iddianamesi üzerine haber yazmaya yönlendiriyor. Bir haber müdüründen beklenecek tavır tam da bu değil mi?

Niye alınmış bu konuşma iddianameye? Gizli telefon dinlemesi yapan polislerin, konuşmalardaki hangi cümleyi büyük harfle yazdıklarına bakarak anlayabiliyoruz bunu. Şu cümle, tamamı büyük harflerle yazılmış: "SEN KÜRT MESELESİ ÜSTÜNE BİR ŞEYLER YAZ BİZE YİNE". Haber müdürü, Kürt meselesi üzerine yazı istiyor, ve bu suç oluyor?! Üstelik görüşmede, Terkoğlu bu meseleyle ilgili nasıl bir şey yazılabileceğini de önermiş: "Mesela şeye bakabiliriz Hatip Dicle ne ile suçlanıyor yani iddianamede. Onun sonuna da birileri acaba milletvekili olmasın politikadan uzak dursun diye mi cezalandırıyor diye sorabilirsin mesela o bir şey olabilir. Politika önermiş olmazsın da gerçekten de ben hani kötü Kürtlerin cezalandırıldığını düşünüyorum o iddianame ile onu göstermiş olursun." Haber önermek, suç…

Terkoğlu'nun gazeteciliğinin, hatta iyi gazeteciliğinin suç sayıldığına bir başka örnek verelim. Ergenekon operasyonunda Yalçın Küçük'ün Bekaa'ya gidip Öcalan'la görüştüğü için içeri alındığı için Terkoğlu, Öcalan'ın avukatlarından Mahmut Şakar'a mail atarak "Siz de biliyorsunuz ki PKK ile Türkiye’den pekçok gazeteci, siyasetçi, araştırmacı görüştü. Ancak hükümete yakınlığı ile bilinen özellikle İslamcı medya PKK’nın yalnızca Kemalist-sol gazeteciler ve yazarlar ile görüştüğü izlenimini yaratıyor. Öcalan-PKK ile görüşen İslamcı isimleri sizinle isterseniz bir telefon röportajı isterseniz yazılı olarak kurduğumuz irtibatla öğrenerek haber yapmak isteriz" diyor. Bu başarılı bir haberci refleksi ve haber konusu değilse nedir? Ama iddianamede bu telefon görüşmesinin altına, bir başka iddianamede bir gizli tanığın verdiği ifadede Mahmut Şakar'ın söylediklerinin PKK içinde Öcalan'ın talimatı olarak bilindiğini söylemesi aktarılıyor, uzun uzun örnekler veriliyor ve böylece, bir gazetecinin bir avukata bir haber konusunda mail atması suçmuş gibi gösteriliyor.

Bari dosyanın adından şüphelenseydiniz?
Baştan beri, Terkoğlu'nun gazetecilik faaliyetleri yüzünden suçlu ilan edildiğini göstermeye çalışıyorum. Şimdi bunun en bariz örneğine dikkat çekeceğim. İddianamede, Barış Terkoğlu'nun evindeki bilgisayarında bulunan "gündem toplantısı.doc" isimli dosyanın içeriği aktarılıyor. Dokümanda Ahmet, Barış ve Doğan isimli kişilerin, "ODATV’de yapılacak haberlere ilişkin değerlendirmeleri" (iddianamede de aynen böyle yazılmış) yer alıyor. Bildiğiniz, gündem toplantısı. İçeriği şöyle (polisin dikkat çekmek amacıyla büyük yazdığı kısımları büyük bıraktım):

Ahmet: Eğer gençler çalışabilirse ERGENEKONDAN ilginç sorgu örnekleri bulabilirler Barış ne dersin?
Barış: Olur abi.
Doğan: Ergenekon Savcıları Ağar’ı neden gözaltına alıp sorgulamadı? AKP mi engelliyor?
Ahmet: Bu da güzel soru ama doğrudan yazsak ihbarcı gibi oluruz. Gelin görün ki bir ince formülle çok iyi soru olurdu. ERGENEKON SAVCISI FAİLİ MEÇHULLERLE, SUSURLUKLA FİLAN İLGİLENMİYOR. SARDECE ASKERİ HEDEF ALIYOR. Ağar onun için Ergenekon’a da sokulmamış olabilir.
Doğan: Bu da güzel bir açı düşünüyorum belki bu geceye bir manşet çıkabilir.

Gündem toplantısında faili meçhullerin araştırılmasını talep eden bir haber önermek bu da suç! Savcılar bunun basbayağı gazetecilik faaliyeti olduğunu bilmiyor mu? Bilmiyorlarsa, dosyanın adının "gündem toplantısı" olmasından da mı şüphelenmiyorlar?

Zaten yazı yeterince uzadı, daha da uzatmak istemiyorum. İlgili kısmın geri kalanı da tamamen yukarıdaki gibi, Terkoğlu'nun hazırladığı haberlerle ilgili yaptığı görüşmeler. Yani Terkoğlu'yla ilgili iddianamenin tamamında, yaptığı haberlerle ilgili faaliyetleri dışında hiçbir şey yok.

Bir tek şey dışında. Devrimci Karargâh operasyonunda tutuklanan Ulaş Bayraktar'ın cep telefonunda, isimsiz olarak Terkoğlu'nun numarasının kaydedilmiş olması. Bu da neyi kanıtlıyorsa artık…

Ve sonuç: "Yukarıda ayrıntılarıyla sunulan bütün bilgi ve belgelerdeki delillere göre şüpheli Barış Terkoğlu’nun -Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyesi olduğu, şüpheliler Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’dan almış olduğu örgütsel talimatlarla örgütün amaç ve stratejileri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü, medya imkanlarıyla kara propaganda ve toplumu yanlış bilgilendirme faaliyetlerini icra ettiği, -Kaos ortamı oluşturmak amacıyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği anlaşıldığından…"

Şimdi, Barış Terkoğlu'nun gazetecilik yaptığı için yargılanmadığını kim, nasıl iddia edebiliyor? Ediyorsa, Odatv iddianamesini okumuş mudur merak ediyorum.

Böyle bir iddianame yazılacak, sonra suçlama TCK'ya, TMK'ya bağlandığı için suçlananlar gazeteciden sayılmayacak… Bunu yapan gazeteci örgütleri, gazetecilik yapmıyor, belli ki.

Yiğit Günay (soL)