Çalışanların gözünden Cumhuriyet meselesi

Cumhuriyet gazetesi önemli bir gazete ve bu gazetede 4-5 yıldır önemli sarsıntılar yaşanıyor. Son olarak geçen hafta yeniden bir yönetim değişikliği yaşanan gazeteyle ilgili tartışmalar da yoğunlaşıyor. Ancak bu tartışmalarda Cumhuriyet çalışanlarının durumu ve yaşadıklarına dair bir başlık hiç açılmıyor. Cumhuriyet tartışmasına bir de bu gözle bakalım...
Gamze Erbil
Cumartesi, 15 Eylül 2018 09:46

Cumhuriyet gazetesi önemli bir gazete ve bu gazetede 4-5 yıldır önemli sarsıntılar yaşanıyor. Son olarak geçen hafta yeniden bir yönetim değişikliği yaşanan gazeteyle ilgili tartışmalar da yoğunlaşıyor. Ancak bu tartışmalarda Cumhuriyet çalışanlarının durumu ve yaşadıklarına dair bir başlık hiç açılmıyor. Cumhuriyet tartışmasına bir de bu gözle bakalım...

Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği bir haftadır sosyal medyada gündem olmaya devam ediyor. Geçen cuma gerçekleştirilen vakıf toplantısının ardından ortaya çıkan yeni yönetim, gazete yönetiminde de ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yapıyor. Bu durum da 4-5 yıldır devam eden bir tartışmanın bilinmedik yönlerinin açığa çıkmasını da beraberinde getiriyor. Bir çok yeni bilgi ve belgenin "açıklanacağı" fısıltıları dolaşıyor.

Vakfın yeni yönetimi aynı gün bir açıklama yayımlayarak "Cumhuriyet gazetesinin ilkeleri"nin altını çizerken, eski yönetimden kimileri "gazetenin ilkelerine asıl bağlı olanın kendileri" olduğunu iddia etti. Eski yönetimden isimlerin daha çok "habercilik" vurgusu yaptığı gözlenirken Aydın Engin gibi isimlerinse "bıktırıcı bir kemalizm" eleştirisiyle taraflaşmayı Cumhuriyet'teki geleneksel "kemalist-liberal" eksenine çektiği görülüyor. Altı boş bir Cumhuriyet klasiği... Oysa ki, aslolan geride bırakılmış bir "operasyon" ve onun bakiyesi bir çıkar kavgası ve bu, başka medyadakinden farklı olarak siyasal eksenler üzerinden tarif ediliyor.

Cumhuriyet gazetesinin bu anlamda bir özgünlüğü olduğunu, bunun bir tarihi bulunduğunu kabul edebiliriz. Ama herkesin bağlılık yarışına giriştiği kağıt üzerindeki ilkelerine gerçekten bağlı olan tek kesimin de gazeteyi çıkaran Cumhuriyet çalışanları olduğunu hatırlatmak gerekir. "Gazete yönetimlerininse" siyasi iddiası ne olursa olsun çalışanlara yönelik yaklaşımı hiçbir dönemde değişmedi ve "Cumhuriyet'in ilkeleri", zora düşüldüğünde daha fazla fedakarlık istenirken hatırlandı. Ya da son örnekteki gibi miras kavgası yapılırken...

CUMHURİYET BÜYÜK ÖZVERİ İSTER

Cumhuriyet çalışanları için gazetecilik yapmak her zaman bir "özveri" meselesi oldu ve hep o ilkelerle uyumlu bir pratiği uygulaması beklenen bir yönetsel yapı hayali kuruldu. Ancak patron-işçi ilişkisinin değişik düzenekler arkasına saklansa da kaçınılmaz kuralları hep belirleyici oldu. Her zaman fedakarlık beklenen çalışanlar oldu, her yeni düzenlemede çalışanların kazanımlarından bir kısmının nasıl gasp edileceği gündemdeki ek madde oldu, vs.vs.

Cumhuriyet'in "daha eski" yönetimlerine de uzanabilirsiniz; 2000'lerin başlarında "bir önceki dönemin yolsuzluklarını temizliyoruz" denerek çalışanların daha önce yaptıkları fedakarlıkların karşılığı kendilerine verilen hisselere el koymak istendi; şirket değişikliğiyle başka kazanımların sıfırlanması hedeflendi; toplu sözleşme hakkının işletilmemesi için bin bir takla atıldı. Sonraki yıllarda da benzer girişimler kimi zaman çalışanların direnciyle geri püskürtüldü, kimi zaman uygulandı.

Her zam döneminde bir özveri ihtiyacı dillendirilerek "zam yapılmayan işyeri modeli" işletilirken, çalışanlar arasındaki ücret adaletsizliği de çeşitli dönemlerde patlayan skandallarla ortaya saçıldı.

CAN DÜNDAR FARKLI MI?

Can Dündar'ın Genel Yayın Yönetmenliği'yle başlayan dönemde de aslında "siyasi" kılıflara büründürülmesine ve üst kademelerdeki sarsıntıları daha öne çıkmasına rağmen çalışanları hedef alan sistematik saldırılar hiç durmadı.

Cumhuriyet çalışanlarının haftalık iki gün izin hakkı bu dönemde piyasa standartlarına dönüştürüldü ve bir güne düşürüldü. Yine gazete ilkelerini yaşatmak için "özveri" talep edilerek...

Can Dündar'la başlayan ve geçen haftaki değişikliğe kadar süren dönemde Cumhuriyet çalışanları hem standart hem siyasi/mesleki nedenlerle mobbing'e uğradı. Yine de Cumhuriyet için en fazla fedakarlık yapan ve bu anlamda bağlılığını sürdüren çalışanlar oldu.

CUMHURİYETE KİM SAHİP ÇIKAR?

Gazetedeki yönetim kavgalarının en sıcak yaşandığı dönemde kayyum atanması tehdidi karşısında imza toplayarak taraflara "aranızda anlaşın ve gazeteye zarar gelmeden bu meseleyi çözün" mesajı veren, bunu yaptığı için ağır tehditlere, küfürlere maruz kalan ve görüşme odalarına alınan da yine Cumhuriyet çalışanlarıydı. O dönem yönetim yandaşı olanlar "Gazete Alev Coşkun'lara kalacağına kayyum gelsin" deme rahatlığını gösterirken...

Bugün yönetim değişikliği sonrası yönetsel kademelerdeki kişiler konuşulurken tüm bu süreçlerde gazetenin çıkmasını sağlayan çalışanların durumu fazla gündem olmuyor. Onlar da yine her zamanki özverili faaliyetlerini sürdürüyor ve sorularımızı yanıtlamak için bile zor zaman yaratabiliyor.

ARTIK SUSMAYACAKLAR

İsmi bizde saklı Cumhuriyet çalışanları, "Peki yeni yönetim aynı şekilde devam ederse..." sorusunu "Artık çok mümkün değil, gazetenin şimdiki yapısı zaten çalışanların hakim olduğu bir yapı" şeklinde yanıtlıyor. Yeni Genel Yayın Yönetmeni'nin uzun yıllarını bu adaletsizlik ve mobbing uygulamalarına tanıklık etmiş biri oluşuna dikkat çekmenin yanısıra kendilerinin de artık kolay kolay susmayacağını dillendiriyorlar.

Ayrılan kesimin yeni yönetimi hedef alan suçlamaları karşısında yeni yönetimi değil, kurumu sahiplenen bir konumu benimseyen çalışanlar gidenlerin istifa ederek gittiklerini ve zaten bunun işin doğası gereği olduğunu kaydediyor. Bu argümanı kullananların döneminde siyasi tercihleri nedeniyle mobbing'e uğrayan örnekleri ve atılan isimleri hatırlatıyorlar.

BELGELER AÇIKLANACAK

Sansasyonel kimi bilgi ve belgelerin açıklanmasının gündemde olduğu konuşuluyor. Anlaşıldığı kadarıyla miras kavgasının hukuki boyutunda görülecek kimi başka hesaplar var. Rivayetlere göre, vakıf toplantısının yeniden yapılacağının anlaşılması sürecinde yüklüce bir kasa boşaltma işlemi yapılmış; tazminat hesapları gözetilerek kimi isimlere yüksek zamlar yapılmış; daha öncesinde Cumhuriyet vakfının malvarlıklarında ciddi bir "satış" gerçekleştirilmiş; internet bölümüyle ilgili önemli şeyler açıklanacakmış. vs.vs...  Bunları önümüzdeki günlerde öğrenebiliriz. Yönetimlerin bu çirkin kapışması elbette tek "temiz" taraf olan çalışanların elini güçlendiriyor. Ancak Cumhuriyet çalışanları asıl güçlerinin buradan gelmediğini biliyor.

Yeni dönemde yine çalışanları zorlu bir dönem bekliyor. Yukarıda sıralanan iddialar ve mali batak tablosu yeni bir fedakarlık dönemini gündeme getirecektir. Ancak çalışanlar kazanımlarını kayıt altına alma ve faturayı tek taraflı ödememe konusunda kararlı görünüyor.

NE OLMUŞTU?

Cumhuriyet gazetesinde son 4 yıllık süreçte yaşananlar, Türkiye siyasetindeki 15 Temmuz dahil büyük güç kapışmalarının gazete yönetimine yansıması ve buradaki güç kapışmalarında karşılığını bulması olarak görülebilir. Bu, birilerinin doğrudan "FETÖ'cü" ya da AKP yandaşı olarak nitelenmesini gerektirmediği gibi, tartışmanın taraflarının liberallerle kemalistler olarak görülmesini de gerektirmez. Her zaman finansal güçlükler içinde bulunan Cumhuriyet markasının "kimin eline geçtiği" önemsiz olmamakla birlikte burada piyasanın görünmez elinin koyduğu kuralların önemli ve belirleyici olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Cumhuriyet gazetesi yönetiminde kriz 18 Şubat 2014 tarihli Cumhuriyet Vakfı seçimlerinin meşruluğu üzerinden hukuki zemine taşındı. Bu dava üzerinden yönetim kademelerinde taraflaşma belirginleşirken, gazetenin yönetiminde de buna denk düşen düzenlemeler gündeme geldi. Yeni yönetim, Can Dündar'ın genel yayın yönetmenliğiyle birlikte yeni bir kadro ve vitrin oluşturdu. Cumhuriyet gazetesi bu dönemde de muhalif gazete konumunu sürdürdü. Ancak tüm dünyada da benzerlerinin olduğu bir "sızıntı gazeteciliği" çizgisinin belirginleştiğini vurgulamak gerek. Bu çizginin medyada son on yıllarda güç kazandığını, ancak bağlı olduğu ağlar kurcalandığında yine kimi siyasi ve iktisadi güç odaklarının manipülasyonuna açık olduğu da not edilmeli.

Mayıs 2015'te "MİT tırları" haberiyle büyük bir siyasi sarsıntıya imza atan Cumhuriyet'in Can Dündar dönemine ilişkin olarak önceki gün Sabah gazetesinde yine bir "sızıntı" bilgi olarak yayımlanan finans tablosu, güvenilir yöntemlerle doğrulandığı durumda dikkat çekici. "2015'te 1 milyon 830 bin TL zararı olan gazete 2016'da 350 bin TL, 2017'de 1 milyon 150 bin TL, 2018'de 1 milyon 300 bin TL (haziran itibarıyla) gelir fazlası elde ediyor. İlginçtir ki, bu saydığım dönemlerde gazetenin tirajı da reklam gelirleri de düşüyor. 2015'lerde 40 binin üzerindeki tiraj, 2016'da 38 bin, 2017'de 39 bin 600, 2018'de 36 bine geriliyor." (12 Eylül 2018, SABAH, Dilek Güngör)

Bundan sonra gazeteyi hedef alan AKP saldırısı, yönetimdeki kapışmada da siyasi eksenleri belirler hale geliyor.

Ekim 2016'da başlayan soruşturmayla çok sayıda yönetici, yazar ve çalışan gözaltına alınırken 2017 Nisan'ında açıklanan iddianameyle Cumhuriyet gazetesinden 19 kişiye "silahlı terör örgütüne üye olma" ve "yardım ve yataklık etme" suçlamaları yöneltiliyor.

Bu süreç, 25 Nisan 2018'de kararların açıklanması ve 12 Haziran'da gerekçeli kararların açıklanmasıyla sonuçlanırken, çok sayıda yönetici için "terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme" suçlamasıyla değişik oranlarda hapis cezası verildi.

Buna paralel olarak sürmekte olan Cumhuriyet Vakfı'nın yönetimine ilişkin hukuki süreçte de Temmuz ayı başında Yargıtay'da bir sonuca bağlandı.

Vakıf davasında İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi Cumhuriyet Vakfı’nın 18 Şubat 2014 tarihinde yaptığı seçimleri iptal etti ve bu seçimleri yok hükmünde saydı. Mahkemenin 2 Mayıs 2017 tarihinde verdiği bu karar önce İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne götürülerek itiraz edildi, bölge adliye mahkemesinin yerel mahkemenin kararını onaması üzerine dönemin vakıf yöneticileri kararı Yargıtay’a götürdü.

Yargıtay 8. Dairesi konuyu inceledi, İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin iptal kararını 3 Temmuz 2018'de onadı. Yargıtay’ın kararı doğrultusunda 7 Eylül 2018 tarihinde yapılan seçimlerde oluşan yeni Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu şöyle oluşturuldu:

Alev Coşkun, Ali Sirmen, Işık Kansu, Hüseyin Yıldız, Şükran Soner, İnan Kıraç, Şevket Tokuş, Mustafa Ali Balbay, İbrahim Yıldız, Turan Karakaş ve Prof.Dr.Tayfun Akgüner.

Yakın dönem gelişmeleriyse şöyle şekillendi: